Joint submission to the UN Human Rights Council’s universal periodic review of the Republic of Turkey

Joint submission  to the UN Human Rights Council’s universal periodic review of the Republic of Turkey

As Human Rights Defenders we have submitted to the UPR-Turkey a report concerning Labour Rights. In our Report we summarized the situation of the Private Sector workers, whose rights have been systematically violated after the 15/7/2016.

The Turkish Government committed the most serious human rights violations especially in the last three years with the help of “trustees” and “decree-laws” (KHK). The Republic of Turkey dismissed 140.000 public servants with decree laws and more than 100.000 workers by assigning trustees or closing down their workplaces by violating all the responsibilities it has which were guaranteed by the international agreements it signed.

These are all done by associating the victims with the coup and terrorism, without any investigations, without considering “the presumption of innocence” and by “violating the ILO (International Labor Organization) conventions”. The people who were dismissed from their duties within this process could not express their situation and victimhood in front of any authority as they were limited by the State of Emergency and decree-laws and as they were accused of the coup attempt.

Turkish State is seriously violating the “Termination of Employment Convention no. 158” of ILO which it signed and made an important part of its national legislation.

The OHAL (State of Emergency) Commission which is made up later because of the international pressure does not change this fact. This situation is described in detail in the report of Amnesty International named “Purged Beyond Return? No Remedy For Turkey’s Dismissed Public Sector Workers”.

The Government prevents the worker who are unemployed because of the trustees or closed institutions to find other jobs. The state makes sure that those persons are fired from their jobs again by threatening, harassing and sending inspectors to the workplaces of the employers. This is done by the Social Security Institution. SSI added 36th reason of dismissal (dismissal because of the connection to Gülen) to the list of 35 reasons to quit from job. The “code 036” is written to the social security registries of the people who worked in the workplaces closed by decree-laws, who were dismissed directly by decree-laws or who were fired by the employers with their opinion of being connected to the Gülen Movement.

We urge the Turkish Government to return all the assets which were stolen by confiscation. To pay back all the losses with adding positive and negative interests. Pay the rents with interest to the owners of all the assets which were confiscated. Return the people who were dismissed from their jobs by decree-laws. Pay all the salaries and compensations with interest to the people who were dismissed by trustees or by closing their workplaces for the period when they couldn’t work. Returning all the personal rights which were stolen. Apologize by the state because of all the pain they have been through during the time they were victimized and to pay compensations to them to compensate all the harm done to them.

Restore the honor of the people and institutions, declare their innocence by the Official Gazette and making sure they are returned to their jobs. Removing all the legislations in Turkey which does not fit to international law and signed international conventions.


For the report please follow these links.

Fox-IT debunks report on ByLock app that landed 75,000 people in jail in Turkey

The Turkish government has been actively pursuing the prosecution of the participants of the Gülen movement in what it calls“the Fetullahist Terrorist Organization/Parallel State Structure (FETÖ/PDY)”. To this end, the Turkey’s National Intelligence Organization (Millî İstihbarat Teşkilatı or MİT in Turkish) has investigated the relation of a publicly available smart phone messaging application called ByLock to “FETÖ/PDY”, which is alleged to have been used during the failed coup attempt in Turkey on July 15, 2016.

Read More

Bedford Row Report – Opinion on the Legality of the Actions of the Turkish State

A summary of an opinion on the legality of the actions of the Turkish State in the aftermath of the failed coup attempt in 2016 and the reliance on use of the Bylock messaging application as evidence of membership of a terrorist organisation by William Clegg QC who was assisted by Simon Baker. The opinion also contains a digital forensic report by Thomas K Moore, whose main findings have also been summarised below.

Read More

Ankara’da eski Dışişleri Bakanlığı personeline işkence iddiaları baro raporunda

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi verilerek meclis gündemine taşınan Dışişleri Bakanlığı eski çalışanlarına işkence iddialarıyla ilgili Ankara Barosu hazırladığı raporu yayımladı.

Cezaevi Kurulu, İnsan Hakları Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi üyelerinden oluşan bir heyet kötü muamele ve işkenceye uğradığı yönünde isimleri bildirilen kişilerle görüşerek ifadelerine Ankara Barosu Başkanlığınca hazırlanan raporda yer verildi.

Ankara Barosu raporu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun mecliste verdiği soru önergesi sonrası “Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Kurulu ve İnsan Hakları Merkezi Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosundaki İşkence İddialarına dair Rapordur” başlığı altında yayımladı.

Raporda görüşme sonuçlarına şu şekilde yer verildi:

“Tutanaklar ile de sabit olan ve yapılan görüşmeler neticesinde kötü muamele ve işkence iddialarına dair tespitler şunlardır:

Görüşülen 6 kişinin tamamı “mülakat” adı altında görüşmelere götürüldüklerini, burada itirafçı olmaya zorlandıklarını, tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Görüşülen 6 kişinin tamamı birden fazla defa mülakata çıkarıldıklarını, mülakatta kendilerine psikolojik baskı uygulandığını, mülakatı gerçekleştiren kişileri görseler teşhis edebileceklerini ifade etmişlerdir.

Görüşülen 6 kişiden 5’i mülakatlar haricinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Görüşme yapılan 1 kişi bizzat bir işkence ve kötü muameleye maruz kalmadığını, ancak aynı koğuşta kaldığı kişilerden ve Sulh Ceza Hakimliğine gözaltı süre uzatım işlemleri sırasında toplu olarak görüldüklerinde orada bulunan diğer kişilerden işkence ve kötü muamele iddialarını duyduğunu ifade etmiştir. Bu kişinin duyum üzerine anlatımları kötü muamele ve işkenceye maruz kalan kişilerin anlatımları ile uyumludur. Yine bu kişinin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan ettiği isimler ile işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını beyan eden kişilerin isimleri arasında farklılık gözlemlenmemiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ifade eden 5 kişinin ortak anlatımlarına göre; bu kişiler (bir kişi cumartesi gecesi, bir kişi cumartesiyi pazara bağlayan gece, üç kişi ise pazar gecesi) gözaltındaki tutuldukları koğuşlardan çıkarıldıklarını, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosunun giriş katında bulunan bölümü getirildiklerini (bir kişi bu yere kelepçesiz getirildiğini, dört kişi ise ters kelepçeli olarak getirildiğini ifade etmiştir.) büronun girişindeki dar koridorda kapısında “girilmez” yazılı kapıdan içeri sokulduklarını, buradan karanlık bir odaya sokulduklarını, karanlık odaya bırakan kişilerin çıktıklarını, karanlık odada yüzlerini karanlık sebebiyle göremedikleri kişilerin, kendilerini önce duvara yasladıklarını, gözlerini bağladıklarını (ters kelepçe takılmayan kişi bu odada ilk olarak kendisine ters kelepçe takıldığını ifade etmiştir.) sonrasında diz çöktürdüklerini, bir süre süründürdüklerini, jop ile kafalarına vurulduğunu, konuşmazlarsa jopu makatlarına sokulmakla tehdit edildiklerini, karanlık odadaki kişilerin jopu vücutlarında gezdirdiklerini ifade etmişlerdir.

Bu yaşananların ardından; 3 kişi tamamen soyulduklarını, 1 kişi belden altı soyulduğunu, 1 kişi ise pantolonun yarıya kadar soyulduğunu ve devamında; tamamen ve bel altı soyulan toplam 4 kişi, tekrar ters kelepçelenerek cenin pozisyonuna getirildiklerini, makatlarında jop gezdirildiğini, bu sırada konuşmaları konusunda tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını, kendilerine bir ile iki dakika arasında değişen süreler verildiğini, sonrasında “ikinci aşamaya geçiyoruz” denilerek makatlarına yağ veya kayganlaştırıcı olduğunu düşündükleri bir madde döküldüğünü, yine makatlarında jop gezdirilerek işkenceye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. 1 kişi ise pantolonun çıkarılmaya çalıştığını, pantolonunun yarıya kadar zorla çıkarıldığını, zorlayarak geri çektiğini, vücudunda ve kıyafetleri üzerinde iken jop gezdirerek işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişiye karanlık odada kendilerine işkence ve kötü muamele uygulayan kişilerin seslerini Mali Suçlar Soruşturma Bürosunda yüzünü gördükleri ve sesini duydukları kişilerden herhangi biri olup olmadığı sorulmuş, farklı kişiler olduklarını ifade etmişlerdir. Kendilerini tanıtıcı bir ifade kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda 4 kişi bu yönde bir ifade kullanılmadığını, 1 kişi ise “biz dışarıdan geldik, profesyonel bir ekibiz” diye söylemde bulunduklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişi günlük doktor muayenesi sırasında yanlarında bir kolluk görevlisinin bulunduğunu, can güvenliklerinden duydukları korku ve kaygı sebebiyle yaşadıkları doktora anlatamadıklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi ikinci aşama olarak ifade edilen işkence ve kötü muamele durumu öncesinde odada bulunan bir kişinin kendisine evli olup olmadığını sorduğunu, evli olduğunu söylemesi üzerine “bak bir daha karınla yatamazsın, geceleri kalkıp ağlarsın” dediğini ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi süründürme esnasında dizlerinde morluklar oluştuğunu (morluklar giden komisyon tarafından bizzat görülmüş ve fotoğraflanmıştır.) işkencenin son bulmasını müteakip gündüz gerçekleşen ilk doktor muayenesinde bunu doktora ifade ettiğini, doktorun kendisine sözlü olarak morluk diye rapora yazdığını beyan etmesinin ardından, doktor muayenesi sırasında bulunan kadın polis memurunun panikleyerek cep telefonunu eline aldığını ve birilerine bir şeyler yazdığını, sonrasında kendisinin odadan çıkarıldığını ve raporun tanzim edilmiş halinin kendisine gösterilmediğini, devamında gözaltı süre uzatım işlemleri için Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiklerini, gözaltı uzatım kararının ardından götürüldükleri muayenede aynı doktorun darp cebir izi yoktur diye rapor yazdığını, diğer raporun akıbeti konusunda bilgisi olmadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi işkence ve kötü muameleye başlanmadan önce kendisine “Burada jop sokuyoruz, bunları duymuşsundur, hepsi doğru” denildiğini ve devamında yukarıda anlatılan işkence ve kötü muamele işlemlerine maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi, yaşadıklarının ardından kaldığı koğuşa döndüğünde arkadaşlarına bir şey söyleyemediğini, sadece işkence var diyebildiğini, sonrasında uyuduğunu, uyandığında tuvalete gitmek istediğini, tuvalete giderken bayıldığını, 112 sağlık ekiplerinin geldiğini, tansiyonuna bakıldığını ve sonrasında gelen ekiplerin gittiğini, yaşananların ardından sabah olduğunda da baygınlık geçirdiğini, 48 saattir uyuyamadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi gözaltı süresinin uzatılması için Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldıklarında Sulh Ceza Hakimine kötü muameleye maruz kaldığını söylediğini, hakimin kendisine cevaben “bir tek sen mi niye başkasında yok” diye cevap verdiğini, bunun üzerine İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden diğer 1 kişinin de “ben de işkenceye uğradım” dediğini, hakimin cevaben “ben doktor değilim, bu benim işim değil, doktora anlatın bunları” dediğini aynı sorguda bulunan 2 kişi ifade etmiştir.”

Ankara Barosu’nun hazırladığı raporun tamamına buradan ulaşılabilir.

Kaynak: EuroNews

İşkenceyi Önleme Komitesi: İnceleme tamamlandı, raporun yayınlanması için Ankara’nın onayı gerekiyor

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 6-17 Mayıs 2019 tarihleri arasında Türkiye’deki cezaevlerinde incelemelerde bulundu. Altı kişilik heyet Ankara, Diyarbakır, İstanbul ve Şanlıurfa’da polis nezarethanesi ve cezaevlerinde tutulan 100 kişi ile görüştü. Mykola Gnatovskyy başkanlığındaki heyet, PKK lideri Abdullah Öcalan’la birlikte dört mahkumun bulunduğu İmralı F Tipi Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti.

Euronews Türkçe’ye konuşan heyet başkanı Gnatovskyy, cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak, tutuklular ile yaptıkları görüşmeler neticesinde somut tespitlerde bulunduklarını söyledi. Gnatovskyy, ellerindeki bulguların açıklanması içinse gizlilik koşulları gereği, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye’nin onayını beklemek zorunda olduklarını ifade etti.

Ankara’nın onayı olmadığı için CPT’nin önceki yıllara dönük halen yayımlamadığı ya da yayımlanmasını ertelediği raporlar bulunuyor. Gnatovskyy’ye göre “bu raporun da yayınlanması zaman alacak”.

İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 2016-2017-2018 raporları hala yayınlanamadı

Komite Başkanı Gnatovskyy, “İşkenceyi Önleme Komitesi’nin Türkiye’deki cezaevlerinde topladığı bilgileri açıklayabilmesi için Türk hükümetinin onayı gerekiyor. Bu zaman alacak. 2016 yılında yazın yapılan incelemelere yönelik rapor henüz yayınlanamadı. 2017, 2018 raporları da hala yayınlanamadı, zira Türk hükümetinin onayı alınamadı.” dedi.

Gnatovskyy, Nisan 2016’da Türkiye’ye yapılan ziyaretin sonuçlarına ilişkin raporun da Türk hükümetinin engel koyması üzerine 2 yıl sonra kamuoyuyla paylaşılabildiğini hatırlattı. 15 Temmuz darbe girişimine denk gelen 2016 yaz aylarına yönelik raporun ise hala beklemede olduğu bilgisini verdi.

CPT heyeti gitmeden Öcalan avukatlarıyla görüştürüldü

Altı kişilik delegasyon İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti. Öcalan’la birlikte İmralı’da tutulan dört mahkumun genel durumu, hapishane koşulları, ayrıca Türk yetkililerin Nisan 2016’da Avrupa Konseyi tarafından yapılan önerileri dikkate alıp almadığı incelendi.

Bu ziyaret, Abdullah Öcalan’ın sekiz yıl aranın ardından 2 Mayıs günü avukatlarıyla görüştürülmesi sonrasına denk geldi.

Gnatovskyy, euronews Türkçe’ye “Bizler Türkiye’nin dört bir tarafında hapishanelerde bulunan kadın, erkek, çocuk ve gençler ile tek tek görüştük. Toplam 100 kişinin yaşadıklarını kayıt altına aldık. Elimizde sağlam bilgiler var. İmralı Cezaevi’ne de gittik.” dedi.

İşkenceyi Önleme Komitesi heyeti, 11 günlük ziyaret kapsamında Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce ve Sağlık Bakanı Yardımcısı Muhammet Güven ile bir araya geldi. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanlığından yetkililer ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan ile de görüştü.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül: Hak ihlaline izin vermeyiz

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin ziyareti ile ilgili “Hiçbir şekilde hiç bir kişinin keyfi tutumunu asla kabul edemeyiz, bu konuda hak ihlaline izin veremeyiz. Bu konularda adli, idari soruşturmalar yapılmakta, varsa ihlaller, kötü, keyfi uygulamalar, gerekli müeyyideler yapılmaktadır.” şeklinde konuşmuştu.

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nde yer alan isimler şöyle: Mykola Gnatovskyy, Djordje Alempijevic, Nico Hirsch, Julia Kozma, Davor Strinović, Hans Wolff, Michael Neurauter ve Elvin Aliyev.

Kaynak: EuroNews

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

İşkence Anayasa’da, ceza hukukunda, uluslararası sözleşmelerde suç olmanın da ötesinde bir insanlık suçudur. İşkenceyi “İşkence yapılanın” kimliğine bakarak meşrulaştırılmak, İşkence yapanı koruma girişimi ise işkence suçu kadar suçtur.

Erdoğan Rejimi yetkililerinin “Türkiye işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını benimsemiş bir ülkedir.’’ sözlerine rağmen sistematik işkence, kötü muamele ‘sıradan’ hale gelmiştir. 

15 Temmuz’dan sonra gözaltına alınan ve çok ağır işkencelere uğradığı açık ve net olarak görünen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri Piyade Yarbay Levent Türkkan‘ın gözaltındaki ilk fotoğrafı.

OHAL ile Türkiye’de ağır işkence haberler ayyuka çıktı. İşkence iddiaları yargı tarafından da soruşturulmuyor. AKP iktidarı   8 Kasım 2016’da çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 15 Temmuz’dan sonra her türlü işkenceye karışanlar ve hukuksuz olaylara başvuranlar koruma altına alındı. 

Bu KHK ile, “Resmi bir sıfatı taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında harakete eden kişiler hakkında da birinci fıkra uygulanır.” denildi.  

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial