Arbitrary detention and the right to a fair trial: UN experts find Turkey violated human rights

GENEVA (29 May 2019) — Two Turkish men living in Malaysia were arbitrarily detained and deprived of their right to a fair trial after they were extradited to Turkey and held incommunicado, the United Nations Human Rights Committee concluded in a decision published today in Geneva. The finding came in response to a complaint submitted to the Committee by the victims.

The full decision is available to read on-line.
https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=24661&LangID=E






YEMİNLİ TERCÜME’NİN TAM METNİ

Birleşmiş Milletler / CCPR/C/125/D/2980/2017

Uluslararası Sivil
ve Siyasi Haklar Anlaşması
Düzenlenmemiş ileri sürüm

Bölüm: Genel
28 Mayıs 2019
Aslı: İngilizce

İnsan Hakları Komitesi

2980/2017 1 ,2* sayılı iletişim ile ilgili isteğe bağlı
Protokol kapsamında Komite tarafından kabul edilen
görüşler,***

İletişim şu kişiler tarafından teslim edilmiştir: İsmet Özçelik, Turgay Karaman ve I. A. (avukat Walter Van Steenbrugge tarafından
temsil edilmektedirler)

İddiada bulunan kurbanlar: Yazarlar

Taraf Devlet: Türkiye

İletişimin tarihi: 12 Mayıs 2017 (ilk teslim tarihi)

Belge referansları: Komite usul kurallarının 92 ve 97. maddeleri
uyarınca alınan karar, 19 Mayıs 2018 tarihinde
Taraf Devlet’e iletilmiştir (belge şeklinde
yayınlanmamıştır).

Görüşlerin Kabul Tarihi: 26 Mart 2019

Konu: Keyfi tutuklama ve gözaltı; adalet sistemine erişim

Usul sorunları:İç hukuk yollarının tüketilmesi; iddiaların
kanıtlanma düzeyi

Önemli konular: Yaşam hakkı; işkence ve kötü muamele; keyfi tutuklama ve gözaltı; gözaltı koşulları; adil yargılanma hakkı; Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca ihlal

Sözleşme maddeleri:4, 6, 7, 9, 10 ve 14

Protokol Maddeleri:1, 2 ve 5 (2) (b)

* Komite tarafından 125. oturumda kabul edilmiştir (4-29 Mart 2019).

** Komitenin aşağıdaki üyeleri iletişimin incelenmesine katılmıştır: Tania María Abdo Rocholl, Yadh
Ben Achour, Ilze Brands Kehris, Christopher Arif Bulkan, Ahmed Amin Fathalla, Shuichi Furuya, Christof Heyns,
Bamariam Koita, Marcia V.J. Kran, Duncan Laki Muhumuza, Photini Pazartzis, Hernán Quezada, Vasilka Sancin, José
Manuel Santos Pais, Yuval Shany, Hélène Tigroudja, Andreas Zimmermann ve Gentian Zyberi.
*** Komite üyesi Gentian Zyberi (kısmen eşzamanlı, kısmen muhalif) tarafından bireysel
bir görüş, mevcut görüşlere eklenmiştir.

1.1
Bu bölümün yazarları sırasıyla 1959, 1974 ve 1978 Türkiye doğumlu olan İsmet Özçelik, Turgay Karaman ve I.A.’dır. Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Malezya’dan Türkiye’ye gönderildi. Sözleşmenin 6, 7, 9, 10 ve 14. maddelerine göre haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Opsiyonel Protokol 24 Şubat 2007 tarihinde Taraf Devlet ‘de yürürlüğe girmiştir. Yazarlar avukat, Bay Walter Van Steenbrugge tarafından temsil edilmektedir. Taraf Devlet, Genel Sekretere 2 Ağustos 2016 tarihli Sözleşme’nin 4 üncü maddesi uyarınca, istisna uygulandığına dikkat çekmiştir. 9 Ağustos 2018’de, Taraf Devlet, Genel Sekretere, OHAL’in 19 Temmuz 2018 itibariyle sona ermesiyle birlikte, istisna durumunun ortadan kalkması gerektiğini bildirmiştir.

1,2
12 Mayıs 2017 tarihli ilk şikayette, yazarların aile üyeleri, yazarların Türkiye’de bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulduğunu ve işkenceye maruz kalma riski altında olduğunu iddia etti.[1] Şikayetlerinin Taraf Devlette Komite tarafından incelenmesini talep ederken, keyfi olarak gözaltına alınmamalarını veya işkenceye maruz kalmamalarını sağlama talebini içeren geçici tedbirler almalarını istedi. 19 Mayıs 2017 tarihinde, Prosedürün 92. usulü uyarınca, iletişim ve geçici önlemlerle ilgili Özel Raportörü aracılığıyla harekete geçen Komite, Taraf Devletten, yazarların bulunduğu yerin doğrulanmasını ve bu kişilerin derhal yasaların koruması altına alınması adına gerekli tüm önlemlerin alınmasını;  yazarların ailesine ve temsilcilerine bulundukları yere dair bilgi verilmesini; yazarların yakınlarıyla iletişim kurabilmeleri için gereken tüm önlemlerin alınmasını; Yazarların derhal hakim önüne çıkarılıp, kendi seçtikleri bir avukata erişimlerinin sağlanmasını talep etti.

1,3
31 Ekim 2017 tarihinde, Yeni iletişim ve geçici önlemler konusundaki Özel Raportörü aracılığıyla hareket eden Komite, Taraf Devletin geçici tedbirleri kaldırma talebini reddetti. Komite, Taraf Devletten, yazarları derhal hakim önüne çıkarmak, avukata erişmelerini sağlamak, yazarlara uygun ve yeterli tıbbi bakımın hemen erişim sağlanması, yazarların aileleri, danışmanları veya seçtikleri herhangi bir kişi tarafından iletişim kurmalarına ve ziyaret edilmelerine izin verilmesi için gerekli tüm önlemlerin almasını istedi. Komite Prosedürünün 97. maddesi uyarınca, Komite ayrıca, Taraf Devletin, iletişimin kabuledilebilirliği konusundaki kabiliyetini esasa göre incelenmesi talebini reddetti.

1,4
25 Eylül 2017 tarihinde, I. A. komiteden şikayetini geri çekmiştir. 27 Şubat 2018 tarihinde, Taraf Devlet şikayetin durdurulmasını talep etti.

                   Yazarlar tarafından sunulan şekliye gerçekler

2.1
Yazarların Türk makamları tarafından Gülen hareketine bağlı olduğu düşünülmektedir. 2017’de Malezya’da ikamet etmekteydiler. Mayıs 2017’nin ilk haftasında Malezya terörle mücadele mevzuatı kapsamında, Türk makamlarının kontrolü veya talimatlarıyla hareket eden kişiler tarafından, yasadışı olarak, özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını bildirmekteler.

2,2
Komite nezdinde iletişimin sunulduğu sırada, Turgay Karaman ve İsmet Özçelik 13 yıldır Malezya’da yaşamıştı. Turgay Karaman, Fethullah Gülen’in öğretilerinden ilham alan bir okul olan Time International School’un müdürüydü. 2 Mayıs 2017’de Gülen hareketi ile ilişkisi nedeniyle Malezya’da kaçırıldı. CCTV görüntüleri, bir yeraltı otoparkında kimliği belirsiz beş kişi tarafından bir arabaya zorla bindirildiğini ortaya çıkardı. Ailesi kendisine ulaşılamadığını anlayarak, yerel polisi ve Kuala Lumpur’daki BM ofisini uyardı. Bir akademisyen olan Ismet Özçelik, daha önce oğlunun Kuala Lumpur’daki evinden kimliği belirsiz Malezya güvenlik servisleriyle bağlantılı gibi görünen, kendisini kaçırmaya ve Türkiye’ye göndermeye çalışan silahlı kişilerin saldırısına maruz kaldıktan sonra,  BMMYK tarafından iskan edilmeyi beklemekteydi. Yerel polis müdahale etti ve örtülü iadeyi durdurdu. Malezyalı yetkililer tarafından, serbest bırakılmadan önce 50 gün boyunca gözaltında tutulmuştur. 4 Mayıs 2017’de bir kez daha Malezya polisi tarafından özgürlüğünden mahrum bırakıldı.

2.3
Yazarların aile üyeleri tarafindan, yazarların Kuala Lumpur’daki polis merkezinde gözaltına alındığı anlaşıldı. Yazarların herhangi bir avukata veya dava dosyalarına erişimine izin verilmedi. Malezyalı avukatları derhal erişim elde etmek için talepte bulundu. 9 Mayıs 2017 tarihinde, avukat ve yazarların kısa süreyle iletişim kurmasına izin verildi. Ancak yazarların dava dosyalarına erişim talebi reddedildi.

2,4
12 Mayıs 2017 tarihinde,  iade duruşmasının yapılmamış olmasına ve de bu yönde herhangi bir yargı kararının bulunmamasına rağmen yazarlar Türkiye’ye götürüldü. Türkiye’ye döndükten sonra, yazarlar bilinmeyen bir yerde tecritte tutuldu.

                   Şikayet

3.1
İlk başvuru sırasında,yazarlar, tutuklu olarak, Sözleşmenin 6, 7, 9 ve 10. maddelerinde belirtilen haklarına aykırı olarak, işkence ve kötü muamele gördükleri iddasında bulundular. Taraf Devlet’te terör örgütü olarak belirlenen Gülen hareketine bağlı oldukları gerekçesiyle işkence ve istismar vakalarının, hareketle ilişkili olduğu iddia edilen şahıslara sıkça uygulandığının belgelendiğini belirttiler.[2]

3.2
Yazarlar ayrıca, Antlaşmanın 14. maddesi kapsamındaki haklarının, Türkiye’de bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulurken ihlal edildiğini ve adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldıklarını iddia ettiler. Yazarların nerede oldukları hakkında yakınlarının aldıkları tek bilgi, 14 Mayıs 2017 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele birimi tarafından sorgulanmalarıydı. Akrabaları, yazarların nerede gözaltında tutuldukları veya hakim önüne çıkarılıp çıkarılmadıkları, avukata ya da dava dosyalarına erişim hakları olup olmadığı hakkında herhangi bir bilgiye sahip değillerdi.

3.3
25 Eylül 2017 tarihinde, Taraf Devletin şikayetin kabul edilebilirliği hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarında, yazarlar şikayet hakkında daha fazla bilgi verdiler. Antlaşmanın 9. maddesi uyarınca haklarının ihlal edilerek özgürlüklerinden keyfi ve hukuka aykırı olarak yoksun bırakıldıklarını iddia etmekteler. İade talebi yapılmadan Malezya’dan çıkarıldıklarını, Türk makamlarının kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar olmadıklarını, hakim karşısına çıkarılmalarının sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü, tutukluluk hallerinin gözden geçirilmesi için bizzat veya bir avukat vesilesiyle  temsil edilme imkanlarının olmadığını ve dava dosyalarına erişemediklerini iddia etmektedirler.

3.4
Yazarlar, Antlaşmanın 7. maddesi uyarınca haklarının ihlal edilerek kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmekteler. İsmet Özçelik, avukatına kötü muameleye maruz kaldığını, kendisine karşı şiddet kullandığını ve ailesinin tehdit edildiğini bildirdi. Bu kötü muamele nedeniyle, sağlık sorunları – özellikle kalp durumu-büyük ölçüde kötüleşti. Turgay Karaman da kötü muamele ve işkenceye maruz kaldı. Yazarlar ayrıca hücre hapsi ile tehdit edildiğini iddia ediyorlar.

3.5
Yazarlar, 25 Eylül 2017 gününe ait sunumlarında, Antlaşmanın 10. maddesi uyarınca iddialarına ilişkin daha fazla bilgi vermektedir. Ailelerinin cezaevi transferlerinden haberdar olmadıklarını ve ailelerinin memleketinden uzakta bir hapishanede gözaltına alındıklarını iddia ediyorlar. Aileleriyle iletişim kurmak o kadar zor ve külfetli bir hale geldi ki, aile üyeleriyle telefon görüşmeleri için resmi başvuruda bulunmalarına rağmen, nadiren onlarla iletişim kurma fırsatına sahip oldular. Ayrıca, üç aylık bir süre boyunca ailelerinden kıyafet almalarına izin verilmediğini ve yeterli tıbbi bakım alma imkanlarının reddedildiğini iddia ediyorlar. En fazla 20 kişi için tasarlanmış ancak 26 kişinin tutulduğu aşırı kalabalık hücrelerde tutulmaktadırlar. Yiyeceklere, hijyenik koşullara ve rekreasyona temel erişimden mahrum bırakılmışlardır.

3.6
Antlaşmanın 14. maddesi uyarınca iddialarına göre, yazarlar kendilerine karşı yapılan suçlamalardan haberdar olmadıklarını ve yasal yardım istemeye erişimlerinin engellendiğini iddia etmektedirler. Avukatlarına danışmalarına ilk kez 13 gün (İsmet Özçelik) ve 17 gün (Turgay Karaman) tutuklandıktan sonra izin verilmiştir. Ayrıca, dava dosyalarına erişime izin verilmemiş ve sadece bir kez hakim karşısına çıkarılmışlardır.

                   Devletin kabul edilebilirlik konusundaki gözlemleri

4.1
19 Temmuz 2017’de, Taraf Devlet gözlemlerini iletişimin kabul edilebilirliği üzerine sundu. Taraf Devlet, opsiyonel Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tükenmemesi nedeniyle iletişimin kabul edilemez olduğunu kabul eder. Ayrıca, yazarların 9, 10 ve 14 üncü maddelere göre taleplerinin, Taraf Devletin Genel Sekretere usulüne uygun şekilde bildirilmiş olan Sözleşme’nin 4. maddesine göre bir istisna yapması nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan eder.

4.2
Taraf Devlet, iç makamlarının bulgularına göre, gülen hareketi veya “Fetullahçı terör örgütü/paralel devlet yapısını (FETÖ/PDY)”, Fetullah Gülen’in hükümeti devirmek amacıyla kurduğu silahlı bir terör örgütü olduğunu belirtir. Fetö/PDY’NİN, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sorumlu olan ve ulusal güvenliği tehdit eden bir terör örgütü olduğu yönünde bir dizi kararla Türkiye Ulusal Güvenlik Konseyi’nin kurulduğu da belirtiliyor. Ülke çapında bir acil durumun 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren ilan edildiğini belirmektedir. Taraf Devlet, 21 Temmuz 2016 tarihli Antlaşmanın 4. maddesi uyarınca istisna bildiriminde, olağanüstü halin bir sonucu olarak, alınan önlemlerin 2 (3), 9-10, 12-14, 17, 19, 21-22 ve 25-27. madde, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca izin verildiği gibi, madde kapsamındaki yükümlülüklerden muaf tutulabileceğini bildirmiştir.[3] Taraf Devlet, yazarların 9, 10 ve 14. maddelerdeki iddialarının istisna bildirimi kapsamında olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle, bu iddiaların kabul edilemez olduğu Taraf Devletçe belirtilmiştir. 4. maddeye göre, olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan kararnamelerin ve alınan tedbirlerin ancak durumun devam etmesinin kesin olarak gerekli kıldığı ve yetkililerin karşılaştığı krizle orantılı olduğu ölçüde alındığını savunulmaktadır . Önlemlerin sadece olağanüstü hal süresince yürürlükte olacağı ve bunun geçici hüviyette olduğu belirtilmiştir.

4.3
Taraf Devlet, darbe girişiminin ardından çok sayıda tutuklama ve gözaltı işlemlerinin başlatıldığını belirtiyor. Bu olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan KHK’lar hakkında bilgi sağlamaktadır. Kanun Hükmünde Kararname kapsamında azami gözaltı süresi, etkin soruşturmaların yapılmasını sağlamak amacıyla 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 30 güne çıkarılmıştır. Daha sonra, değişen koşullar göz önüne alındığında, uzayan tutuklu kalma sürelerinin ölçülmesi gözden geçirildi. 684 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile azami gözaltı tutuklu kalma süresi yedi güne düşürülmüştür. Bu, bir cumhuriyet savcısının kararı ile yedi gün daha uzatılabilir. Gözaltı emrine karşı, gözaltında bulunan kişi, savunma avukatı veya yasal temsilci, eş veya birinci dereceden akrabalar tarafından ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Tutuklu kalma süresi boyunca, hukuki yardım sağlanmakta giriş ve çıkışta sağlık raporları yayınlanmaktadır.

4.4
Taraf Devlet, yazarların davasının özel durumlarıyla ilgili olarak, Silahlı terör örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca daha önceden yazarlara yönelik soruşturma başlatıldığını belirtiyor. Soruşturma dosyası ile ilgili olarak kısıtlama kararı alınmıştır. İsmet Özçelik hakkında 29 Ağustos 2016 gününde Sarayönü ceza hakimliği tarafından tutuklama emri çıkarılmıştır. Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile 21 Mart 2017 gününde Turgay Karaman aleyhinde tutuklama emri çıkarılmıştır. Yazarların silahlı terör örgütüne üye olduklarından şüphelenildiği için Ceza Kanununun 314 (2) maddesi uyarınca tutuklama emri çıkarıldı. Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alındı. 18 Mayıs 2017’de savcının talimatı üzerine gözaltı süresi yedi gün daha uzatıldı. Gözaltı süresince, yazarlar haklarından haberdar edildi. Yazarların akrabalarına 12 Mayıs 2017’de tutuklanmaları hakkında bilgi verilmiştir. 17 Mayıs 2017 tarihinde, İsmet Özçelik’e barodan atanan avukat hizmeti vermiştir. Avukatıyla bu tarihte bir araya gelmiş ve ifadesi avukatının huzurunda kolluk kuvvetleri tarafından alınmıştır. 19 Mayıs 2017’de Turgay Karaman da avukatıyla bir araya gelmiş olmakla birlikte, avukatının huzurunda kolluk kuvvetleri tarafından ifadesi alınmıştır.

4.5
Yazarlar 12-23 Mayıs 2017 tarihleri arasında gözaltında tutuldu. Gözaltına alınmadan önce ve sonra tıbbi olarak muayene edildiler ve buna ilişkin tıbbi rapor düzenlenmiştir. 23 Mayıs 2017 tarihinde, yazarlar Ankara 5. Ceza Hakimliğince, avukatlarının huzurunda mahkeme kararıyla gözaltına alınmıştır. ve 3 Haziran 2017 tarihine kadar, Sincan T tipi kapalı Cezaevi’ne tutuldular. Ardından, güvenlik ve kapasite nedeniyle, Denizli T tipi kapalı Cezaevi’ne nakledildiler. Halen Denizli Cezaevi’nde tutulmaktadırlar.

4.6
Sincan Cezaevi’nde gözaltına alınan Turgay Karaman ve İsmet Özçelik, günde 24 saat acil sağlık hizmetlerine erişebildi. Koğuşta televizyon izlenebiliyordu, ayrıca tuvalet, banyo ve mutfak olanakları vardı. Açık hava ve güneş ışığına sınırsız erişimleri vardı. Pazartesileri hapishane ziyaret günüydü. Ancak, akrabaları yazarları ziyaret etmedi. Bunu yapma haklarına sahip olmalarına rağmen, yazarlar herhangi bir telefon görüşmesi yapmadılar veya mektup gönderip veya almadılar. İsmet Özçelik, avukatıyla 28 Mayıs 2017 tarihinde 57 dakika, 30 Mayıs 2017 tarihinde ise 66 dakika görüşmüştür. Turgay Karaman, 26 Mayıs 2017 tarihinde avukatıyla 30 dakika görüşmüştür. Denizli Cezaevi’nde yazarlar 20 kişilik bir koğuşta tutuluyorlardı. Telefon konuşmaları veya ziyaretlerle ilgili herhangi bir kısıtlama yoktur. İsmet Özçelik, 6 Haziran 2017 tarihinde ailesi tarafından ziyaret edildi. Turgay Karaman, 12 Haziran 2017 tarihinde bir akrabasıyla telefon görüşmesi yaptı.

4.7
Taraf Devlet, yazarların Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin  gözaltı kararına itiraz etmediğinden dolayı, iç hukuk yollarının tükenmediği için bunun kabul edilemez olduğunu öne sürmektedir. Taraf Devlet ayrıca, Taraf Devlet ayrıca, ilgili keyfi tutuklama ve gözaltına alınma ve tutuklama gerekçelerinin bildirilmemesine ilişkin iddiaların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesi uyarınca birinci derece mahkemeler tarafından incelenebilir olduğunu ileri sürmektedir. Taraf Devlet, tüm idari ve adli çözümlerin tükenmesinden sonra, bireylerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolleri kapsamında yer alan ihlaller iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne şikayette bulunabileceğini belirtmektedir. Mahkeme, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunulan davalarda, Anayasa Mahkemesi nezdindeki şikayetlerin, başvuranın şikayette bulunmadan önce izlemesi gereken etkili bir çözüm olduğunun tespit edildiğini belirtti.[4]

                   Yazarların kabul edilebilirlik konusundaki gözlemlerine ilişkin yorumları

5.1
25 Eylül 2017’de yazarlar, devletin iletişimin kabul edilebilirliği hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarını sundular.

5.2
Yazarlar, Taraf Devletçe sunulan iç çarelerin hiçbirinin yeterli veya etkili bir çözüm oluşturmadığını iddia etmektedir.

5.3
Yazarlar, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin gözaltı kararına itiraz ettiklerini belirttiler. 30 Mayıs 2017 gününde, Turgay Karaman’ın avukatı kararı temyiz ederken, Baro tarafından İsmet Özçelik’e atanan avukat, 26 Mayıs 2017’de gözaltı kararını temyiz etti. 22 Haziran 2017 tarihinde Ankara 6. ceza hakimliği her iki başvuruyu da reddetti.

5.4
Yazarlar, maddi tazminat elde etmek için 141. madde uyarınca yerel mahkemelere şikayette bulunmanın, kendilerine çare olmadığını belirtmektedir. Birincil amaç, maddi tazminat almak değil, hakların sürekli ihlalinin sona ermesi ve tutukluluk halinden kurtulmayı sağlamaktır.

5.5
Yazarlar, anayasa Mahkemesine bireysel bir başvurunun yapılmasının, mahkemenin KHK’lar uyarınca uygulanan önlemlerle karşı yetkisi olmadığı için etkili bir çözüm olmadığını savunuyorlar. Anayasa Mahkemesi, 13 Ekim 2016 tarihinde, ana muhalefet partisi olan  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından, Eylül 2016’da, 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin anayasallığının gözden geçirilmesi için sunulan bir itirazın reddedildiği bir karara imza atmıştır. Mahkeme böyle bir inceleme yapmak için yetkili olmadığını tespitinde bulundu. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine hak talebinde bulunmanın makul olmayan bir şekilde uzatılacağını savunuyorlar. Son mevcut verilere göre, mahkeme geçmişte yılda en fazla 20.000 dava ile uğraşırken, şu anda 100.000’den fazla dava şu mahkemede işlem beklemektedir.[5] Son tahminlere göre, mahkemenin halen devam etmekte olan davaları incelemesi en az 10 yıl sürecektir.[6]

5.6
Yazarlar, kullanabilecekleri iç hukuk yollarının bulunsa bile, gerçek yasal temsil ve yardımlara dayanmadıkları için onlara güvenemeyeceklerini iddia ediyorlar. Avukat bulmak son derece külfetli olmuştur. Çoğu, Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilen herkesi temsil etmekten oldukça korkmaktadır. Aile üyelerinin bir avukat bulması ancak defalarca  geri çevrildikten sonra mümkün olmuştur.  İsmet Özçelik’in avukatının Mayıs 2017’de kendisini sadece bir kez ziyaret ettiği belirtildi. Ancak kısa bir süre sonra, bir Gülen hareketi mensubuna sözde hukuki yardım sağladığı için avukat tutuklandı. Bu avukatla temas kurmaya çalışan yazarların arkadaşı da tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra, avukat yazarı temsil etmekten vazgeçti. Türkiye Barosu tarafından başka bir avukat atandı. Bu avukat,  çıkarlarını savunmak şöyle dursun, yazarı işlemediği suçları itiraf etmeye iknaya çalıştı. Yazarlar, Türk Adalet Sistemi hakkında hukuki bir geçmişleri veya bilgileri olmadığını ve bu nedenle hukuki yardım yokluğunda iç yargılamayı başlatacak konumda olmadıklarını belirtmektedir.

5.7
Yazarlar ayrıca, ülkedeki insan haklarının ağır ve sistematik ihlalleri nedeniyle Türkiye’deki iç hukuk yollarının etkili olmadığı belirtmektedir. Hakim ve savcıların yaklaşık üçte birinin (4,424) Gülen hareketi ile komplo iddialarıyla görevden alındığını, 2,386 hakim ve savcının gözaltına bulunduğu belirtiliyor.[7] Kasım 2016 raporunda, Avrupa Komisyonu şunları vurguladı: “Büyük ölçekli işten çıkarmaların yanı sıra, çok sayıda yeni hakim ve savcının işe alınması, yargının işleyişini ve bağımsızlığına ciddi bir tehdit oluşturmaktadır”.[8]

5.8
Yazarlar, Sözleşme’nin 9, 10 ve 14. maddeleri kapsamındaki iddialarının, Taraf Devlet makamlarının aldıkları istisnai önlemler, orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığı için, 4. madde uyarınca Taraf Devletin derogasyonuna rağmen kabul edilemez olduğunu bildirmektedir.[9] Yazarlar, orantılılık ilkesinin, istisnai önlemlerin, ulusun hayatı tehdit eden bir toplumsal acil durumla başa çıkmak için gerekli olanın kesinlikle ötesine geçmemesi gerektirdiğini belirtmektedir.[10] Kanun Hükmünde Kararnamelerin, Gülen hareketinin fikirleriyle bağlantılı veya ilham alan tüm bireyleri veya kuruluşları ortadan kaldırmak amacıyla kabul edildiğini ve bu nedenle derogasyonun 4. madde kapsamındaki istisnaların amacı ve işlevine aykırı olduğunu savunmaktadırlar.

                   Taraf Devlet’in ölçütler konusundaki gözlemleri

6.1
27 Şubat 2018’de, Taraf Devlet şikayet üzerine gözlemlerini sundu. Yerel çarelerin tükenmediği ile ilgili argümanlarını yinelemekle birlikte yazarların kabul edilebilirlik iddialarını doğrulamadıklarını bildirmektedir.

6.2
Taraf Devlet, Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki yazarların iddialarının, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca yapılan istisnai durum kapsamına girdiğini ve bu nedenle şikayetin incelenmesinde derogasyonun dikkate alınması gerektiğini yinelemektedir. Yazarlara karşı soruşturmanın hala beklemede olduğu da belirtiliyor. Ankara 5. Ceza Hakimliği’nin gözaltı kararında yer alan, İsmet Özçelik’in FETÖ/PDY üyeleri tarafından kullanılan şifreli bir iletişim sistemi olan ByLock uygulamasını kullandığı ve FETÖ/PDY’Yİ desteklemek amacıyla 2014 yılında Bank Asya’ya para yatırdığı belirtildi. Taraf Devlet, yazarların tutukluluğunun, olağanüstü hal, derogasyon bildirimi, yazarların soruşturma kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık doğası dikkate alınarak keyfi veya asılsız sayılamayacağını kabul etmektedir.

6.3
Sözleşmenin 14. maddesi uyarınca yazarların iddialarına gelince, Taraf Devlet, dava dosyasına erişimin, Ceza Muhakemesi Kanununun 153. maddesi uyarınca sınırlandırılabileceğini belirtmektedir.: “Savcının talebi üzerine, savunma avukatının dava dosyasının içeriğini inceleme ve suretini alma hakkı, devam eden soruşturmayı tehlikeye atması durumunda hakimin kararı ile sınırlandırılabilir.” Bununla birlikte, kısıtlamanın şüphelinin ifadelerine, uzman raporlarına ve şüphelinin bulunma hakkına sahip olduğu yargı işlemlerinin kayıtlarına uzanmadığını belirtilmektedir. Polis soruşturması kapsamında sorulan sorular ve Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkeme nezdindeki duruşmalar yoluyla yazarların kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar oldukları savunluyor. Ayrıca, iddianame yayınlandıktan sonra, dosyadaki kısıtlamanın kaldırıldığını ve savunma avukatının dosyanın içeriğini inceleyip kopyalayabileceğini de belirtiyor. Taraf Devlet, yazarların adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmadığını bildirmektedir. Ayrıca, yazarların iddialarını 14. madde uyarınca, yerli makamlar nezdinde gündeme getirmedikleri de belirtiliyor.

6.4
Taraf Devlet, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca yazarların iddialarıyla ilgili olarak, ‘ yakalama, gözaltı ve ifadelerin alınması ile ilgili Kanun’un 9. maddesinin, kötü muameleyi önlemek için tutuklanan veya gözaltına alınan kişiler için tıbbi rapor düzenlenmesinin zorunlu bir gereklilik olduğu da belirtilmektedir. Aynı şekilde, bir şüphelinin naklinden önce gözaltı süresince, sürenin uzatılması veya gözaltından serbest bırakılması üzerine bir doktor raporu da düzenlenir. Gözaltına alınmadan önce ve sonra tıbbi olarak muayene edilmişlerdir; buna ilişkin tıbbi rapor düzenlenmiştir. Ayrıca Sincan ve Denizli cezaevlerinde de muayene edilmişlerdir. İşkenceye veya kötü muameleye maruz kaldıklarına dair hiçbir belirti yoktur. Ayrıca, yazarların 14. madde uyarınca iddialarını yererl makamlar nezdinde gündeme getirmedikleri de belirtiliyor.

6.5
Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca yazarların iddiaları ile ilgili olarak, Taraf Devlet, yazarların 23 Mayıs-3 Haziran 2017 tarihleri arasında Sincan hapishanesinde tutuklu olduklarını belirtmektedir. Bu süre zarfında akrabalarıyla iletişim kurabildiler ve tıbbi olarak muayeneye tabi oldular. Turgay Karaman, sağlık sorunları olduğu iddiasında bulunmadı. İsmet Özçelik’e 30 Mayıs 2017 tarihinde “KAH (koroner arter), DM (diabetes mellitus) ve HT (hipertansiyon)” tanısı konuldu. Buna göre ilaçlar reçete edildi. Yazarlar, cezaevi kantininden cezaevi hesaplarına yatırılan fonlardan temel kıyafetler satın alabildiler. Akrabaları tarafından getirilen kıyafetler usulüne uygun olarak kabul edildi ve yazarlara teslim edildi. Yazarların cezaevi çamaşırhanesine bir ücret karşılığında erişimi vardı. Bunu yapma hakkına sahip olmalarına rağmen, herhangi bir telefon görüşmesi yapmadılar veya herhangi bir mektup göndermediler veya almadılar. 3 Haziran 2017’de yazarlar Denizli Cezaevi’ne nakledildi. Turgay Karaman, 3 Haziran 2017 tarihinde aile hekimi tarafından cezaevinde incelendi. Daha sonra Denizli devlet Hastanesi’nde bir doktor tarafından muayene edildi ve gerekli ilaçlar reçete edildi. 21 Eylül 2017’de bir diş sağlığı merkezinde muayene edildi. İsmet Özçelik, 3 Haziran, 5 Temmuz, 10 Ağustos, 2 Ekim ve 30 Kasım 2017 tarihlerinde aile hekimi tarafından muayene edilmiştir. Bunun yanında, tedavi de edildi. 12 Temmuz 2017’de Denizli devlet Hastanesi’nde bir kardiyolog tarafından muayene edildi. Turgay Karaman, Haziran-Aralık 2017 tarihleri arasında babasıyla 13 kez telefon görüşmesi yaptı. İsmet Özçelik, 27 Kasım 2017 tarihinde kız kardeşiyle telefon görüşmesi yaptı. Yazarların mektup alma ve göndermeleri konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur ve her iki yazar da mektup gönderip aldı. Yazarlar ayrıca danışmanlarıyla iletişim kurup ve ziyaretçilere açıktılar. Yazarlara, her iki cezaevinde de yaşlarına, sağlık koşullarına ve dini ve kültürel gerekliliklere uygun içme suyu ile besleyici ve sağlıklı yiyecekler sağlanmıştır. Taraf Devlet, yazarların gözaltı koşullarının bu nedenle Sözleşmenin 10. maddesine uygun olduğunu bildirmektedir. Taraf Devlet, yazarların iddialarını yerli makamlar nezdinde, 10. madde uyarınca başvuruda bulunmadıklarını da belirtmektedir.

                   Yazarların, taraf Devlet’in esasa ilişkin gözlemleri hakkındaki yorumları

7.1
16 Temmuz 2018’de yazarlar, Taraf Devletin şikayetin esası hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarını sundular.

7.2
Yazarlar, Taraf Devletin ilgili tutuklama emirleri, iade talepleri veya gözaltı kararları gibi herhangi bir belgeyi, yazarların sözleşme kapsamındaki haklarına aykırı muameleye tabi tutulmadığına dair sunumularını desteklemek için takdim etmediklerini belirtmektedir.

7.3
Yazarlar, Antlaşmanın 9. maddesi uyarınca haklarının ihlal ederek özgürlüklerinden keyfi ve hukuka aykırı olarak yoksun bırakıldıklarını belirtiyorlar. Malezyalı avukatlarının verdiği bilgilere göre, Malezya Özel Şube, 11 Mayıs 2017 akşamı Türk istihbarat görevlilerince gözaltına alınmalarını gizlice sağladı. Daha sonra, ailelerine veya hukuk danışmanlarına herhangi bir bildirimde bulunmaksızın Ankara’ya götürüldüler. Kendilerine karşı düzenlenen somut suçlamalardan haberdar edilmediler ve gözaltına alınmalarının kesin nedenlerinden hala habersizler. Sadece Taraf Devletin gözlemleriyle, kendilerine karşı iddia edilen kanıtlardan bazılarının farkında olduklarını belirttiler. İsmet Özçelik aleyhindeki suçlamalarla ilgili olarak listelenen tek kanıt, dünya çapında bir milyondan fazla insanın kullandığı bir çevrimiçi iletişim platformu olan Bylock uygulamasını kullanıyor olduğu ve yıllardır Türkiye’nin en büyük Katılım Bankası olan Bank Asya’ya para yatırdığı olarak belirtiliyor. Turgay Karaman’a karşı tutukluluğunu haklı çıkaracak herhangi bir kanıt Taraf Devletçe sunulmadığı belirtiliyor. Yazarlar, Taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan kanıtların makul şüphe standardını açıkça karşılamadığını bildirmektedir.

7.4
Yazarlar, derhal bir hakim önüne çıkarılmadıklarını belirtiyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin, bir kişini hakime erişim olmaksızın özgürlüğünden dört günden uzun süre yoksun bırakıldığında, haklarının ihlal edildiğinin kabul edildiğini belirtmektedirler.[11] Ayrıca, belirtilmektedir ki,hakim karşısına ilk çıkışlarından beri, gözaltına alınmalarını incelemek için şahsen ya da avukat aracılığıyla tekrar mahkemede bulunamadılar. Dava dosyalarına erişimleri olmadıkları için, soruşturmanın ilerleyişi hakkında bilgi sahibi değildiler.

7.5
Sözleşme’nin 7. maddesindeki iddialar ile ilgili olarak, yazarların Taraf Devletçe, işkence veya kötü muamele emareleri göstermeyen Denizli ve Sincan cezaevlerine gönderilmeleri üzerine sağlık raporlarının düzenlendiği iddiasında bulunmuştur. Yazarlar, Taraf Devletin söz konusu tıbbi raporları, gözlemlerinde  sunulmadığını ve raporlara erişimleri olmadıklarını belirtmektedir. Ayrıca, bu raporlar mevcut olsa bile, işkencenin veya kötü muamelenin yansıtılmadığını iddia ediyorlar.[12]

7.6
Antlaşmanın 10. maddesi uyarınca yazarlar, avukatları veya aile fertleri bilgilendirilmeden Denizli Cezaevi’ne nakledildiğini iddia ediyorlar. Ayrıca, Denizli Cezaevi’nin Ankara’daki akrabalarından altı saat uzaklıkta olduğunu da belirtiyorlar. Ayrıca, ailelerinden üç ay boyunca kıyafet almalarına izin verilmediğini ve aileleriyle olan temasın bir hayli zor ve külfetli olduğunu, nadiren onlarla iletişim kurma fırsatına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Yurt dışında yaşayan, ancak telefon görüşmesi yapmalarına izin verilmeyen eşlerinin ve çocuklarının telefon görüşmesi yapmak için izin başvurusunda bulunduklarını iddia ediyorlar. Onlar sadece sınırlı olarak Türkiye’de ebeveynleri ile telefon görüşmelerine izin verilmiştir. Turgay Karaman, telefon görüşmesi yapmak için ısrar ederken, hapishane Müdürü tarafından hücre hapsi ile tehdit edildi. Yurt dışında aileleriyle iletişim kurmanın tek yolu mektup yoluyla mümkün olsa da; gönderilen mektupların bir kısmı hapishane yetkilileri tarafından yazarlara teslim edilmez ve ya teslim edilmesi bir aya kadar sürer. Ayrıca, sağlıklarını ve refahlarını ciddi şekilde etkileyen gerekli tıbbi tedaviyi almalarının reddettiklerini iddia ediyorlar. Yazarlar ayrıca, altı ila on kişinin yerde uyuması gereken aşırı kalabalık hapishane hücrelerinde kalmak zorunda olduklarını ve temel gıda, hijyen ve rekreasyona erişemediklerini iddia ediyorlar.

7.7
Antlaşmanın 14. maddesi uyarınca olan iddialar ile ilgili olarak, yazarlar, sorgulama sırasında kendilerine yöneltilen soruların, onlara karşı yapılan suçlamalar hakkında bilgi vermek amacıyla yetersiz olduğunu savunuyorlar. Avukatları ile yaptıkları görüşmenin izlenerek kaydedildiğini de belirtiyorlar. [13] Yazarlar, dava dosyasına veya etkili hukuk danışmanlığına erişmedikleri iddialarını da yineliyorlar. Aleyhlerine soruşturmada ilerleme kaydedilmediğinden aşırı gecikmeden yargılanma ihtimalleri bulunmamaktadır.

                   Komite nedzdindeki konular ve işlemler

                   Kabul edilebilirliğin değerlendirilmesi

8.1
Komite, bir iletişimde yer alan herhangi bir talebi göz önünde bulundurmadan önce, kendi prosedürünün 93. kuralı uyarınca, Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol kapsamında kabul edilip edilmeyeceğine karar vermelidir.

8.2
Komite, isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (A) maddesi uyarınca, aynı maddenin başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü altında incelenmediğini tespit etmiştir.

8.3
Komite, Taraf Devletin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin gözaltı kararlarına itiraz edilmediği için, iç hukuk yollarının tükenmemesi gerekçesiyle iletişimin kabul edilemez sayılması gerektiğini belirtmektedir. Ancak Komite, yazarların bu kararları temyiz başvurusunda bulunduklarını, 22 Haziran 2017 tarihinde temyiz başvurusunu reddeden Ankara 6. Ceza Hakimliğine başvuruda bulunulduğunu belirtti. Komite, Taraf Devletin, yazarların bu konudaki iddiasını reddetmediğini ve yazarların gözaltı kararına karşı başka temyiz yolları belirtmediğini belirtmektedir. Komite, yazarların bu nedenle bu çareyi tükettiğini varsayar.

8.4
Komite, Taraf Devlet’in, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmaksızın iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürdüğünü kaydeder. Ayrıca, Taraf Devlet’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, olağanüstü hal ilanından sonraki duruşma öncesi gözaltına alınma durumlarında, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların etkili bir çözüm teşkil ettiğini iddia ettiğini ileri sürmüştür.[14]

8.5
Komite, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmalarının şu şekilde etkili bir çözüm olmadığı yönündeki görüşlerini belirtir: a) Mahkeme, Kararnamelerce getirilen önlemlerle başa çıkma konusunda yetkili değildir; b) süreç makul olmayan bir şekilde uzatılır; ve c) Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmak için etkili yasal temsil ve yardımlara güvenemezler. Komite, Taraf Devlet’in, kanun hükmünde kararname uyarınca getirilen yargılama öncesi tutuklama ile ilgili davalarda, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun etkinliği hakkında herhangi bir bilgi sağlamadığını kaydeder. Ayrıca, Taraf Devlet, yazarların Anayasa Mahkemesindeki yargılama işlemlerinin gereğinden uzun süreceği iddialarını reddetmediğini belirtmektedir. Buna ek olarak, Taraf Devletin, yazarların etkili yasal temsillere erişim eksikliğinin, Anayasa Mahkemesine şikayette bulunmalarını engellediği iddiasını çürüten herhangi bir bilgi vermediğini belirtmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mahkeme öncesi gözaltına alınma ile ilgili davalarda, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel şikayetin giderilmesinin etkinliği konusundaki endişelerini dile getirdiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesinin alt mahkemeleri tarafından, başvuranların haklarının ihlal edildiğine dair bulgular edinilmiştir.[15] Komite ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel şikayetlerin giderilmesinin gerek teorik gerekse pratikte etkili olduğunu kanıtlamanın hükümetin üzerine düştüğünü belirttiğini bildirdi.[16] Anayasa Mahkemesi nezdinde bir şikayetin giderilmesinin etkinliğini destekleyen dosya hakkında daha detaylı bilgi edinilememesi durumunda, Komite, Anayasa Mahkemesi nezdindeki bireysel şikayetlerin,  kanun hükmünde kararnameler uyarınca, yazarların tutuklanmasına karşı etkili olacağını Taraf Devletin gösteremediğini belirtmiştir. 

8.6
Komite, Taraf Devletin, yazarların CMH”nın  141. maddesi uyarınca, tazminat talebinde bulunmayarak iç çareleri tüketemediklerini bildirdiğini belirtmektedir. Bununla birlikte, bu hüküm kapsamında sağlanan bir çözümün yazarların duruşma öncesi tutukluluğunu sona erdirmeyeceğini ve bu nedenle isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca etkili bir çözüm olamayacağını belirtilmektedir.

8.7
Komite, Taraf Devletin, yazarların 6, 7, 10 ve 14. maddelerdeki iddialarıyla ilgili olarak, yazarların bu iddiaları yerel bir otoriteye başvuruda bulunmayarak, yerel hukuk yollarını tüketmediklerini belirttiğine dikkat çekti. Komite, yazarların kötü muameleye maruz kaldıklarını, İsmet Özçelik’in bu konuda danışmanına bilgi verdiğini ve Türk Barosu tarafından atanan avukatın çıkarlarını savunmak için herhangi bir işlem yapmak bir yana,  işlemediği suçları itiraf etmeye ikna etmeye çalıştığını belirtiyor. Ayrıca, yazarların Türk Adalet sistemi hakkında bir geçmişleri veya altyapıları/ bilgileri olmadığı iddiası da yenileniyor. Komite bu iletişim yazarlarının,  Mevcut hukuk yollarının[17] araştırılması için gereken özeni göstermesi gerektiğini, ancak bu durumda, yazarların, bu iddiaları ilgili yerel makamlara bildirmiş olmaları ya da danışmanlarına kendi adlarına bu konuda talimat vermedikleri konusunda herhangi bir bilgi ya da kanıt sunmadıklarını belirtmektedir. Komite buna göre, isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca yazarların iddialarını 6, 7, 10 ve 14.maddeler uyarınca kabul edilemez bulur.

8.8
Komite, Taraf Devletin, Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca Taraf Devletçe derogasyon ilanı yapıldığı için, yazarların 9. madde kapsamındaki iddialarının kabul edilemez olduğunu bildirmektedir. Komite, bir Devletin Sözleşme’nin 4. maddesine atıfta bulunmadan önce, iki temel koşulun karşılanması gerektiğini hatırlatır: Ulusal güvenliği tehdit eden acil bir durum söz konusu olmalı ve Taraf Devlet resmen bunu ilan etmiş olmalı.[18] Komite, Taraf Devlet’in 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan ettiğini, darbe girişimi süresince ve sonrasında kamu güvenliği ve düzenine tehdit teşkil eden ciddi durumları ilan ettiğini belirtti. Yazarların, Sözleşmenin 4. maddesi kapsamında, acil durumun meydana geldiğine itiraz etmedikleri belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Anayasa Mahkemesi, darbe girişiminin, Avrupa İnsan Hakları ve Anayasa Sözleşmesi’nin 15.maddesi çerçevesinde ulusun hayatını tehdit eden bir kamu acil durumunun varlığını ilan ettiğini tespit etmiştir.[19] Komite, bu nedenle, Sözleşmenin 4. maddesi anlamında, kamu acil durumuna neden olan bir durumda istisna yapıldığını düşünmektedir. Bununla birlikte, Taraf Devlet, yazarların, herhangi bir şekilde, Taraf Devlet topraklarındaki acil durum(OHAL) ilanında öngörülen tehlikelerle nasıl bağlantılı olduklarını veya KHK’lar uyarınca duruşma öncesi tutukluluklarının, güvenlik durumuyla ilgili olarak nasıl bir bağlantısının oluduğunu açıklamada yetersiz kalmıştır. Komite, yazarların, Taraf Devlet tarafından kendi davalarında alınan önlemlerin orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığını belirtmektedir. Komite, yazarlara karşı alınan önlemlerin, gerekli olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin, iletişimin esası bağlamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir.

8.9
Komite, yazarların Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini, Türkiye tarafından başlatılan iade sürecine ilişkin herhangi bir yargı prosedürü olmaksızın, Türk makamlarının kontrolü veya talimatları altında hareket eden kişiler tarafından Malezya’dan Türkiye’ye götürüldüklerini belirtmektedir. Komite, dosyayla ilgili sınırlı bilgilere göre, yazarların Türkiye’ye götürülmeden önce Malezyalı yetkililer tarafından gözaltına alındığını belirtti. Komite, dosyadaki bilgilerin, yazarların Türk makamlarının etkin kontrolü altında Türkiye’ye iade edildiği sonucuna varılmasına izin vermediğini belirtiyor.  Bu nedenle, isteğe bağlı Protokolün 1. maddesi uyarınca iletişimin bu bölümünü kabul edilemez bulur.

8.10
Komite, I.A’nın şikayetini Komiteden geri çektiğini belirtiyor. Bu nedenle, onunla ilgili olarak iletişimi durdurulmasına karar vermektedir.

8.11
Komite, iletişimin kabul edilebilirliğine ilişkin diğer zorlukların yokluğunda, Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca yazarların iddialarının geri kalanıyla ilgili olan esaslara ilişkin değerlendirmeleriyle ilerlendiği sürece iletişimi kabul edilebilir ilan eder.

                   Sağlam temele dayanan iddianın değerlendirilmesi

9.1
Komite, Taraflarca kendisine sunulan tüm bilgiler ışığında, isteğe bağlı Protokolün 5.maddesi(1) uyarınca sağlanan iletişimi değerlendirmiştir.

9.2
Taraf Devlet’in Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca ihlaline ilişkin olarak Komite, Sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir önlem için temel gereklilik, söz konusu önlemlerin sınırlı olması ve orantılılık ilkesi uyarınca kesin olarak istenen ölçüde olmasıdır şeklinde belirtti. Komite ayrıca, belirli bir hükümden izin verilebilir bir istisna yapmanın, istisna uyarınca alınan özel önlemlerin gerekliliğini ortadan kaldırmadığı gerekçesine atıfta bulunur. [20] Keyfi olarak gözaltına alınmaya karşı temel teminat, 4. maddede ele alınan durumlarda bile, makul olmayan veya gereksiz olarak özgürlükten yoksun bırakılmasını haklı çıkaramadığı sürece, tartışılmaz niteliktedir. Bununla birlikte, ulusun güvenliğini tehdit eden bir kamu acil durumunun varlığı ve doğası, belirli bir tutuklamanın veya gözaltı sürecinin keyfi olup olmadığının belirlenmesinde yardımcı olabilir.[21]

9.3
Komite, Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca yazarların iddiasına dikkat çeker. Yazarların, Türkiye’deki tutuklamalarının kararnameler uyarınca yasadışı olduğunu iddia etmedikleri belirtilmiştir. Bu nedenle Komitenin ele aldığı konu, tutukluluklarının keyfi olup olmadığını göz önünde bulundurmaktır. Komite, “keyfilik” kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve gerekli yasal işlem sürecinin makul olmaması, gereklilik ve orantılılık unsurlarını ve cezai suçlamalarda gözaltı süreci gibi unsurları içerecek şekilde yorumlanması gerektiğini hatırlatır.[22]

9.4
Komite, yazarların, aleyhindeki suçlamalar konusunda bilgilendirilmediklerini ve tutuklanmalarının kesin nedenlerinin farkında olmadıklarını; dava dosyalarına erişimlerinin bulunmadığını; ve Taraf Devlet tarafından yargılama öncesi tutuklanmayı gerektiren bir suç işlediğine dair makul bir şüpheye dayanarak hiçbir kanıt sunmadığını belirtmiştir. Taraf Devlet, yazarların tutukluluğunun, olağanüstü hal, istisna bildirimi, yazarların soruşturma kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık doğası dikkate alınarak keyfi veya asılsız sayılamayacağını kabul etmektedir. Polis soruşturması kapsamında sorulan sorular ve Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkeme nezdindeki duruşmalar yoluyla yazarların kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar oldukları Taraf Devletçe savunuluyor. Komite, tutuklanan kişilerin, işledikleri suçları araştırmak veya cezai yargılama amacıyla tutuklanıp suçlandıkları durumda, suçlandıkları konu ile ilgili derhal haberdar edilmesi gerektiğini hatırlatır.[23] Komite, Taraf Devlet’in, yazarların tutuklamalarının sebebi veya aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgilendirildiğini iddia etmek amacıyla tutuklama emri, ya da adli işlemlerin dökümleri gibi herhangi bir belge sunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, Taraf Devletin, soruşturma sırasında yazarlara yöneltilen sorular hakkında hiçbir bilgi sağlamadığını da belirtmektedir. Komite ayrıca, Taraf Devletin, Turgay Karaman’ın tutuklamasını haklı çıkaracak herhangi bir kanıt sağlamadığını; İsmet Özçelik’e karşı var olan tek kanıtın ise Bylock kullanımı ve Bank Asya’daki fonlarının birikimi olduğunu ayrıca belirtir.  Bu şartlar altında, Komite, Taraf Devletçe, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiklerini, ya da tutukluluklarının makul olma ve gereklilik ölçütlerinin karşılandığının kanıtlandığını tespit edememiştir. 4. maddeye uyarınca yapılan bir değişikliğin, makul olmayan veya gereksiz olarak özgürlükten yoksun bırakmayı haklı çıkarmayacağı hatırlatılır.[24] Bu nedenle Komite, yazarların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 9. (1-2) maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir.

9.5
Komite, yazarların, hakim önüne çıkarılmalarının, sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü, tutukluluklarının gözden geçirilmesi adına şahsen veya avukat tarafından yeniden mahkemeye çıkma imkanınlarının olmadığını belirtmektedir. Yazarların 12 Mayıs 2017’de Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alınmış olmaları, Cumhuriyet Savcısı’nın emriyle gözaltı süresinin 18 Mayıs 2017 tarihinde yedi gün daha uzatılmış olması ve yazarların 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklandıklarını Taraf Devlet belirtmektedir . Komite, dosyadaki bilgilere dayanarak, yazarların iddialarına göre, Türk makamlarının talebi üzerine, yazarların Türkiye’ye gönderilmeden önce Malezya makamları tarafından gözaltına alındıklarını belirtmektedir (bkz. par.8.9). Ancak, dosyada, yazarların Türkiye makamlarına gönderilmeden önce Türk makamlarının etkin kontrolü altında olduğunu gösteren herhangi bir somut bilginin yokluğunda, Komite, Türk makamlarına atfedilen gözaltı süresinin 12 Mayıs 2017 tarihinde başladığını varsaymaktadır. Yazarlar, 23 Mayıs 2017 tarihinde, yani Türk makamları tarafından gözaltına alındıktan 11 gün sonra bir hakim karşısına çıkarılmıştır. 

9.6
Komite, cezai suçlamadan tutuklanan veya gözaltına alınan herhangi bir kimsenin, yargı yetkisinin kullanılması için yasalarca yetkilendirilen bir hakim veya başka bir memurun önüne derhal getirilmesi gerektiğini hatırlatır. Bu hak, bir kişinin gözaltına alınmasına veya adli kontrol altına alınmasına ve ya soruşturmaya tabi tutulma durumunda geçerlidir. Yargı gücünün uygun bir şekilde kullanılması, ele alınan konularla ilgili olarak bağımsız, nesnel ve tarafsız olan bir otorite tarafından uygulanmasını gerektirir. Buna göre, bir Cumhuriyet Savcısı, Antlaşmanın (9) 3.maddesi uyarınca yargı yetkisini kullanan bir memur olarak kabul edilemez.[25] “Derhal”in tam anlamı nesnel koşullara bağlı olarak değişebilirken, gecikmeler tutuklamadan itibaren birkaç günü geçmemelidir. 48 saatten daha uzun herhangi bir gecikme kesinlikle istisnai olarak kalmalı ve gerekçelerle desteklenmelidir.[26] Komite, bu acil durumun zaman olarak meydana gelen herhangi bir istisna durumunda gerekçe gösterilmesi gerektiğini belirtir. Gözaltına almanın gerekli olduğu tespit edildikten sonra, bunun olası alternatifler eşliğinde, makul ve gerekli olup olmadığının periyodik olarak tekrar incelenmesi gerekir.[27]

9.7
Komite, yazarların, hakim yargılamasından önceki sürecinin 11 gün sürdüğünü, sonuçta bir hakimin veya adli makamın önüne derhal çıkarılmadıklarını belirmtmektedir. Komite ayrıca yazarların 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklanmasından bu yana, tutuklama kararının yeniden incelenebilmesi için şahsen ya da avukat aracılığıyla tekrar başvurma ihtimallerinin bulunmadığını ve bu durumun iki yıla yakın sürdüğünden bahsetmektedir. Taraf Devlet’in, yazarların bu konudaki iddialarını reddetmediğini ve Taraf Devlet’in ayrıca, yazarlara karşı tutuklama kararlarının periyodik olarak yeniden incelenip incelenmediğine dair herhangi bir bilgi sağlamadığına da işaret edilir. Komite, böylesi bir gecikmenin ve yazarların tutukluluğunun devam etmesinin gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden inceleme eksikliğinin, özellikle de yazarların 9 (1-2) maddesi uyarınca iddialarına dair bulgularını dikkate alarak, kesin olarak bu durumun gerekli olduğunu kabul etmemektedir. Komite buna göre Sözleşme’nin 9. (3) maddesi uyarınca yazarların haklarının ihlal edildiğine ulaşmaktadır.

10.
Komite, İsteğe Bağlı Protokolün 5 (4) maddesi uyarınca hareket ederek, yazarların, Sözleşme’nin 9 (1-3) maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiği görüşündedir.

11.
Sözleşmenin 2 (3) (a) maddesi uyarınca, Taraf Devlet, yazarlara etkili bir çözüm sağlama yükümlülüğü altındadır. Bu, Sözleşme hakları ihlal edilen kişilere tam tazminat verilmesini gerektirir. Buna göre, Taraf Devlet, diğerlerinin yanı sıra, yazarları serbest bırakmak ve onların maruz kaldıkları ihlaller için yeterli miktarda tazminat sağlamakla yükümlüdür. Taraf Devlet de gelecekte benzer ihlallerin ortaya çıkmasını önlemek için gerekli tüm adımları atmakla yükümlüdür.

12.
İsteğe Bağlı Protokol’e taraf olarak,Taraf Devlet, Sözleşmenin ihlal edilip edilmediğine karar vermek için Komitenin yetkinliğini kabul etmiştir, ve Sözleşmenin 2. Maddesi uyarınca,Taraf Devlet, sınırları dahilindeki tüm bireylere,  Sözleşmede tanınan hakları sağlamak, etkili ve uygulanabilir bir çözüm sağlamak için taahhütte bulunmuştur. İhlalin gerçekleştiği tespit edildiğinde, Komite, Taraf Devletten, 180 gün içinde Komite’nin Görüşlerini yürürlüğe sokmak üzere alınan önlemler hakkında bilgi alma talebinde bulunmaktadır. Taraf Devletten mevcut görüşleri kendi resmi dilinde yayınlaması talep edilir.

EK

                   Bay Gentian Zyberi’nin bireysel görüşü (kısmen eşzamanlı, kısmen muhalif)

                   Arka Plan

1. 
15 Temmuz 2016’da Türkiye, Türk hükümetini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan Türk anayasal düzenine karşı bir suç saldırısı niteliğinde olan bir darbe girişimine maruz kaldı. Türkiye, 2 Ağustos 2016 tarihinde Sözleşme’nin 4. maddesine göre bir istisna yapacağını Genel Sekretere bildirmiştir. Bu nedenle alınan tedbirler, ICCPR’nin (Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi)  2/3, 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri (Komite’nin görüşleri: paragraf 1.1 ve 3. dipnot) kapsamındaki yükümlülüklerin istisna edilmesine neden olabilir. Türkiye’de OHAL 19 Temmuz 2018 tarihi itibariyle kaldırılmıştır (para. 1.1).

                   Eşzamanlı görüş

2.  Sözleşmenin 9 (1-3) Maddesinin (paragraf 10) ihlal edildiğinin ortaya çıktığı konusunda Komite ile tamamen aynı fikirdeyim). Bu şartlar altında, Komite, Taraf Devletçe, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiklerini, ya da tutukluluklarının makul olma ve gereklilik ölçütlerinin karşılandığının kanıtlandığını tespit edememiştir. Bu nedenle Komite, yazarların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 9. (1-2) (par. 9.4) maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir. Komite, böylesi bir gecikmenin ve yazarların tutukluluğunun devam etmesinin gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden incelemede bulunulmamasının, özellikle de yazarların 9 (1-2) maddesi uyarınca iddialarına dair bulgularını dikkate alarak, kesin olarak bu durumun gerekli olduğunu kabul etmemektedir. Bu, Komitenin Sözleşmenin 9(3) maddesi (par. 9.7 ) uyarınca yazar haklarının ihlal edildiğine ulaşmasına yol açmıştır.

                   Muhalif görüş

3. 
Komitenin isteğe bağlı Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yazarların 9. maddenin ihlali edilerek Malezya’dan Türkiye’ye yasadışı şekilde getirilmelerinin kabul edilemez olduğu kararına katılmamaktayım. [28] Yazarlar, kaçırma girişimine maruz kaldıklarını (paragraf 2.2) ve bu konuda herhangi bir iade davası açılmadığını veya adli karar alınmadığını iddia etmiştirler (paragraf 2.4). Yazarın, Malezyalı avukatlarına göre, Malezya Özel Şube, 11 Mayıs 2017 akşamı kendilerini gizli olarak Türk istihbarat subaylarının mevcudiyetinde gözaltına almış, ardından ailelerine veya hukuk danışmanlarına bunu bildirilmeden Ankara’ya götürülmüşlerdir (para. 7.3). Türkiye, yazarların Malezya’dan çıkarılmasına ilişkin, ne yazarlara, ne de Komiteye herhangi bir belge sunmamıştır. Bu şartlar altında, Komite yazarların talebini kabul ederek,  yazarların Malezya’dan yasadışı yoldan çıkarılmasında Türkiye’nin  bu durumdaki etkin rolüyle , 9. Maddeyi ihlal etmekten sorumlu bulmuştur.

4. 
Ayrıca, Komitenin, isteğe bağlı Protokol’ün 5(2)(B) maddesine dayanarak, 7, 10 ve 14.maddeler uyarınca yazarların iddialarının kabul edilemez bulmasına katılmamaktayım. Birincil genel bakış açısından, darbeden sonra Türkiye’deki genel yasal ortam, FETÖ / PDY’nin bir parçası olduğu veya bağlı olduğu iddia edilen kişiler için, hukuki meslekleri icra eden bir kısım kişiler de dahil olmak üzere olumsuz etkilenmiştir.[29] İkincisi ve özellikle eldeki durumla ilgili, yazarlar kendileri için mevcut olan yasal mekanizmaları sonuçsuz da olsa kullanmaya çalıştılar.

5. 
Yazarlar, savunma avukatı bulmanın son derece zahmetli olduğu göz önüne alındığında, gerçek yasal temsil ve yardımlara dayanamadıklarından, iç hukuk yollarının tüketilmesinin engellendiğini iddia etmişlerdir (paragraf 5.6). Yazarlar, Türk Adalet Sistemi hakkında hukuki bir geçmişleri veya bilgileri olmadığını ve bu nedenle hukuki yardım yokluğunda iç yargılamayı başlatacak konumda olmadıklarını belirtmektedir(par 5.6). Komite ile iletişimin yazarlarının mevcut çözümlerin takibinde gereken özeni göstermesi gerektiği konusunda hemfikirken, böyle bir takibin ancak bu tür çabalara elverişli bir ortamda gerçekleştirilebileceği fikrine sahibim. Darbeden sonra Türk hukuk sistemi, Hakim ve savcıların neredeyse üçte birinin (4.424) Gülen hareketi ile komplo kurma iddiaları sebebiyle tasfiye edildiği, 2,386 hâkim ve savcının gözaltına alındığını (5.7. Par), söz konusu süreçte standartların korunması için elverişli bir ortam sağlanamadığı belirtiliyor.

6.
Yazarlar, cezalarını sonuca ulaşmaksızın temyiz etmişlerdir (para. 5.3). Bay Özçelik, hukuk danışmanına kötü muameleye maruz kaldığını ve ailesinin tehdit edildiğini bildirmiştir (para. 3.4). Her iki yazar da yaklaşık iki yıldır, herhangi bir suçlama veya görüşme tarihi olmaksızın gözaltında tutulmaktadır. Bu gerekçeler, Komiteyi, Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (b) maddesinin ikinci paragrafına, makul olmayan bir şekilde iç hukuk yollarının uzatıldığına daha fazla ağırlık vermesi gerektiği şeklinde yönlendirmektedir.

7. 
Belki de bu durumda, adli idare kapsamındaki sorunları özetleyen şey, Sözleşme’nin 14. (3) (g) maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edilmesidir. Türkiye Barolar Birliği tarafından Sayın Özçelik’e verilen avukat, müvekkilinin çıkarlarını savunmak için herhangi bir eylemde bulunmamakla birlikte, bunun yerine, işlemediği suçları itiraf etmesi için onu ikna etmeye çalışmaya devam etti (5.6). Sözleşme’nin 14. (3) (g) Maddesi, bir bireyi kendine karşı tanıklık etmek veya suçu itiraf etmeye zorlanmaktan korumaktadır. Sanık haklarını korumak yerine, hukuk danışmanı kasıtlı olarak bu hakları zedelemektedir.

8.
Son olarak, Komite, iddiaları reddetmek için Taraf Devlet tarafından herhangi bir belge veya delil sunulmamasının sorun teşkil ettiği sonucuna ulaşmaktadır.


[1] Ayrıca, 18 Mayıs 2017 tarihinde yazarların aile üyeleri tarafından ek bilgiler de  sağlanmıştır.

[2] Yazarlar şu rapora atıfta bulunur:Türkiye’nin İşkenceye Karşı Darbe Önlemini Askıya Alması ‘İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ekim 2016 – Türkiye: İşkence ediliyor iddiasıyla gözaltında tutulanlara karşı bağımsız gözetmenlere erişim izni verilmelidir. Uluslararası Af Örgütü, Temmuz 2016

[3] 2 Ağustos 2016 tarihinde, Genel Sekreter aşağıdakilerden haberdar edildi: “… Darbe girişimi ve sonrası, diğer terör eylemleriyle birlikte kamu güvenliği ve düzeni için ciddi tehlikeler yaratmış ve uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 4. maddesi anlamında ulusun yaşamına tehdit oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal mevzuat ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda, yasaların öngördüğü şekilde gerekli önlemleri almaktadır. Bu bağlamda, 20 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Hükümeti, Türkiye Anayasası (madde 120) ve 2935 sayılı olağanüstü hal Kanunu (Madde 3/1b) uyarınca 90 günlük bir süre için olağanüstü hal ilan etmiştir. Karar, Resmi Gazete’de yayımlanarak 21 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Söz konusu Sözleşmenin 4. Maddesinde izin verilen şekilde, bu süreçte, alınan önlemler,  Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2/3, 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddelerine ilişkin yükümlülüklerin istisnaya uğramasını içerebilir.

[4]  Taraf Devlet şuna atıfta bulunmaktadır: Mercan / Türkiye, (başvuru No. 56511/2016), 8 Kasım 2016; Zihni v. / Türkiye , (başvuru No. 59061/2016), 29 Kasım 2016.

[5] Yazarlar, 13 Nisan 2017 tarihli ‘Inside Turkey’s Purge’ adlı New York Times makalesine atıfta bulunuyor.

[6] Yazarlar Hürriyet Daily News gazetesinin 1 Nisan 2017 tarihli ‘Anayasa Mahkemesinin tutuklu gazetecilere verdiği karar’ başlıklı makalesine atıfta bulunuyor(Anayasa Mahkemesi web sayfasında bulunan istatistiklere göre, mahkeme 2014’te 20.578, 2015’te 20.376, 2016’da 80.756 ve 2017’de ise 40.530 bireysel başvuru’ aldı). Mahkeme, 2014’te 10.926, 2015’te 15.416, 2016’da 16.102 ve 2017’de 89.653 davada karar verdi.

[7] Avrupa Komisyonu, ‘ Personel Çalışma Belgesi: Türkiye 2016 Raporu’, 9 Kasım 2016.

[8] Aynı yerde, s.19

[9] Yazarlar, İnsan Hakları Konseyi, keyfi gözaltı çalışma grubu, 1/2017 sayılı  Rebii Metin Görgeç (Türkiye) a/HRC/WGAD/2017/1, 8 Haziran 2017 ile ilgili görüşe atıfta bulunmaktadır.

[10] Yazarlar şunlara atıfta bulunmaktadırlar: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,  Aksoy/Türkiye , (başvuru No: 21987/93), 18 Aralık 1996; Demir ve diğerleri / Türkiye (başvuru No: 21380-83 / 93),  23 Eylül 1998; Nuray Şen / Türkiye  (başvuru No: 41478/98), 17 Haziran 2003 ve Bilen / Türkiye  (başvuru No: 34482/97), 21 Şubat 2006. 

[11] Yazarlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi McKay / Birleşik Krallık (başvuru No. 543/03), 13 Ekim 2006, 33. paragrafa alıntıda bulunmaktadır.

[12] Yazarlar İnsan Hakları İzleme Örgütünün,12 Ekim 2017 ve Ekim 2016 gününe ait “Türkiye’de Gözaltında İşkence ve Adam Kaçırma” ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, “Keyfi Tutmlar” raporlarına atıfta bulunmaktadırlar. “İşkence gördüğü iddia edilen tutuklular, rutin tıbbi raporlar için doktorların önüne çıkarılmıştır. Ancak doktorlar işkencen kanıtlarına dair bulgu elde edemedi. Uygun tıbbi muayeneler ve yardım almayla ilgili, ve de gözaltında tutulanların yaralarını tanımlamasına veya gözaltındaki tedavi hakkında konuşmalarına polisler engel teşkil etmedi.” Ayrıca, OHCHR tarafından hazırlanan bir rapora atıfta bulunularak, Güney-Doğu güncellemesi dahil olmak üzere:OHAL’in Türkiye’deki insan hakları üzerindeki etkilerine ilişkin rapora atıfta bulunuluyor. Ocak-Aralık 2017′, Mart 83 83. paragrafta belirtilir: “OHCHR, gözaltında tutulan tutukluların atanan doktorlar tarafından yapılan tıbbi kontrollerin sıklıkla polis memurlarının huzurunda yapıldığı, hastaların gizliliğinin ihlal edildiği, ve olası işkence veya kötü muameleye maruz kalındığına dair yeterli belgelere yer verildiğine dair güvenilir raporunu aldı.”

[13] Ayrıca, OHCHR tarafından hazırlanan bir rapora atıfta bulunularak, Güney-Doğu güncellemesi dahil olmak üzere:OHAL’in Türkiye’deki insan hakları üzerindeki etkilerine ilişkin rapora atıfta bulunuluyor. Ocak-Aralık 2017′, Mart 83 83. paragrafta belirtilir: ” 667 sayılı Kararname önemli ölçüde hukuki danışmanlık haklarına zara vermektedir. Tutuklular ve avukatları arasındaki sözlü istişarelerin güvenlik nedenleriyle kaydedilebileceğini,  aldıkları bazı belgelere el konabileceğini; bu görüşmenin zamanlaması ve kovuşturma talebi üzerine avukatın değiştirilebilireceği belirtilmiştir.

[14] Mercan / Türkiye, (başvuru No. 56511/2016), 8 Kasım 2016; Zihni v. / Türkiye, (başvuru No. 59061/2016), 29 Kasım 2016.

[15] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan / Türkiye (başvuru No. 13237/17), 20 Mart 2018, para. 142 ve Şahin Alpay / Türkiye (başvuru No. 16538/17), 20 Mart 2018, paragraf 121.

[16] Aynı yerde

[17]  Bakınız, diğerlerinin yanı sıra, V. S v. Yeni Zelanda (CCPR / C / 115 / d / 2072 / 2011), par. 6.3, García Perea/İspanya(CCPR/C/95/D/1511 / 2006), par. 6.2; ve Zsolt Vargay / Kanada  (CCPR / C / 96 / D / 1639 / 2007), par. 7.3.

[18] Genel yorum No. 29 (2001), par. 2.

[19] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan / Türkiye (başvuru No. 13237/17), 20 Mart 2018, par. 88 ve 93 Şahin Alpay / Türkiye (başvuru No. 16538/17), 20 Mart 2018, par. 72-78

[20] Genel yorum No. 29 (2001), par. 4.

[21] Genel yorum 35 (2014), par. 66.

[22] Genel yorum 35 (2014), par. 12.

[23] Genel yorum 35 (2014), par. 29.

[24] Genel yorum 35 (2014), par. 66.

[25] Genel yorum 35 (2014), par. 32

[26] Genel yorum 35 (2014), par. 33.

[27] Genel yorum 35 (2014), par. 38.

[28] Malezya Sözleşmeye ve isteğe bağlı Protokole taraf değildir.

[29] Diğerlerinin yanı sıra, Venedik Komisyonu tarafından 109. Genel Kurul Toplantısı’nda kabul edilen 15 Temmuz 2016 tarihli başarısız darbe girişiminden sonra kabul edilen 667-676 sayılı OHAL Kanununa ilişkin görüşe bakınız(Venedik, 9-10 Aralık 2016), özellikle de  32-38 s.

Lawyers confirm severe torture in Halfeti district

Lawyers confirm severe torture in Halfeti district

The Human Rights Center of the Gaziantep Bar Association has confirmed torture allegations reported last week from Sanliurfa’s Halfeti district, announcing the ill-treatment by police was worse than thought, online news portal Gazete Duvar reported on Monday.

According to the report released by the association which investigated the incident at the scene and talked to alleged torture victims, the detainees including women were heavily beaten, insulted, given an electric shock and forced to sign false testimonies.

The detentions in Bozova and Halfeti districts in the south-eastern province of Sanliurfa took place after a police officer was killed in a counter-terrorism operation targeting the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK) militants in Halfeti on May 18.

In the wake of the operation police from the Counter Terrorism Unit blamed some nearby residents for supporting the PKK militants and detained at least 54 people.

The PKK which is deemed as a terrorist organization by Ankara has waged a decades-long insurgency in the predominantly Kurdish southeastern part of Turkey for self-rule.

Shortly after, maltreatment reports started to come from the Sanliurfa Bar Association. In solidarity with Sanliurfa’s bar, the Gaziantep’s bar charged an eight-lawyer group to investigate the torture allegations.

According to the association’s report, the detainees were tortured during the detentions as well as interrogations and were handcuffed from behind, and laid down on the ground and kept waiting for hours in that position

The report also found there were indications of serious torture on the detainees’ bodies such as physical injury marks, bruises, and cuts on their faces, legs and bodies and some detainees were given electric shocks on their genitals

  • Some of the damning finds in the report are that detainees were tortured by squeezing their testicles;
  • a woman detainee could not recount the torture she was subjected to
  • an old man of around 60 years was having difficulty walking and moving due to heavy torture
  • the detainees’ complaints of torture were not taken into consideration by prosecutors
  • police officers threatened the detainees they would harm their family members unless they signed false testimonies
  • were prohibited from seeing a doctor.
  • The report stated that unlawful restrictions were imposed on lawyers who wanted to provide the detainees with legal advice, despite the end of the 24- hour period of restricted access to lawyers, many of them was not allowed to meet with their clients. Those who could visit the detainees were allowed for only five minutes under police surveillance; and
  • lawyers’ requests for transferring the detainees from the police station where they were tortured to another place were rejected.

The association completed the report by calling on the authorities to take a series of actions regarding the torture incident.


Source: https://ipa.news/2019/05/28/lawyers-confirm-severe-torture-in-halfeti-district/

Turkey seeks extradition of UK barrister over Twitter activity. Ozcan Keles accused of spreading propaganda, in latest targeting of Erdoğan critics

A British barrister who has given evidence to parliament is facing possible extradition to Turkey on terrorism charges over his Twitter activity.

Ozcan Keles, who is of Turkish descent and holds UK citizenship, appeared at Westminster magistrates court on Monday accused of spreading propaganda online.

The attempt to remove him is the latest in a series of high-profile extradition actions in the British courts against critics or opponents of the Turkish president, Recep Tayyip Erdoğan.

Source: https://www.theguardian.com/law/2019/may/20/british-barrister-facing-extradition-to-turkey-over-tweets

Bar Association Report: Former diplomats sexually abused with batons and tortured

Former Turkish diplomats arrested over terrorism charges claim they have been tortured as well as sexually abused with police batons, Ankara Bar Association reported.


Former Turkish diplomats arrested over terrorism charges claim they have been tortured as well as sexually abused with police batons, Ankara Bar Association reported.

According to the report, the ex-diplomats were endured torture such as sexual harassment with batons, threats of rape, reverse handcuffing, harsh beatings, being knocked unconscious, and being forced to completely undress.

Arrest warrants were issued last week for 249 former employees for Foreign Ministry. It has been claimed that some of the detainees were exposed to systematic torture in Ankara Police Headquarters so that “they would sign the petition for making use of effective remorse law and become informants.” Ankara Police, on the other hand, denied the allegations in a press statement and stated that 130 attorneys saw the suspects 545 times.

The exact number of detainees is not known under the file with a confidentiality order on it. It is believed that the number exceeds 100 including those who have been arrested or surrendered since May 20.

According to the information the BBC Turkish has garnered, the detention order of detainees, who have been detained for a week, has been extended until Friday through a court order. Statements started to be taken from the detainees today.

All of the female detainees except one have been released. The claims about torture in detention surfaced on Saturday when the women were released.

HDP lawmaker Gergerlioğlu submitted a written question

HDP Kocaeli lawmaker Ömer Faruk Gergerlioğlu announced the claims of torture in Ankara Police Headquarters the other day from his Twitter account. Then Mr. Gergerlioğlu submitted a written question regarding the issue to be answered by Vice President Fuat Oktay.

Speaking to the BBC Turkish, Gergerlioğlu said most of the detainees had been dismissed through emergency decrees and there were claims that 20 suspects were exposed to brutal torture.

In his press statement, he urged the Interior Ministry and Ministry of Justice to take action about the claims.

“I’m told that they said they’d rape him with a truncheon unless he talked”

Moreover, the attorneys contacted by the BBC Turkish requested that “the names of their clients, who will be detained until Friday,” should not be mentioned in the news story “for their safety.”

An attorney told about the torture inflicted on his client as follows:

“They bring him in for questioning on Saturday night, take him downstairs, and then blindfold him. They strip him naked and handcuff him in the back. They keep him on his knees with his head on the ground. They oil his anus, brush a truncheon around it, and tell him they’ll insert it unless he talks. “

“They tell him that the procedure will continue unless he talks until Friday when detention will be over and they demand they want a statement for effective remorse. When my client gets worse there, they stop torturing. When he gets up at night to go to the toilet, he collapses. He passes out once again in the morning during breakfast. Whereupon they take him to the hospital.”

The attorney says that his client was examined at the hospital but was too afraid to tell the doctor about the torture because he was accompanied by officers.

“When my client said he’d been tortured, I didn’t think about anything like it and asked “Roll up your t-shirt so I’ll see it.” I thought it was beating and I could take a photograph. But when he told these, I got speechless. There isn’t any physical sign or mark because the torture had been performed by a professional team.”

According to the statements from 3 different attorneys who spoke to the BBC Turkish, at least 6 persons were exposed to “the activity or threat of rape with truncheon” and at least 20 persons to torture in a room other than the prison cell.

“They are demanded to be informants through torture.”

Another attorney says that the torture started with the release of female detainees and some of the suspects who were taken to court for an extension of detention “limped” because of the torture inflicted on them.

“I’m told that some were raped with a truncheon, and others were threatened again as the top of a truncheon was oiled and moved around the anal area. After these instances of torture, one said he’d take advantage of effective remorse and sign whatever they wanted. To those he did not take advantage of effective remorse, they said, ‘You have time until Friday. If you don’t talk, we’ll do all kinds of torture on you.’”

FULL REPORT

ANKARA BAR ASSOCIATION

CENTER FOR ATTORNEY RIGHTS, PENAL INSTITUTION BOARD AND CENTER FOR HUMAN RIGHTS

REPORT REGARDING CLAIMS OF TORTURE IN ANKARA PROVINCIAL POLICE HEADQUARTERS INVESTIGATION DEPARTMENT OF FINANCIAL CRIMES

Subject: The report regarding the meetings and inspections performed by Ankara Bar Association Center for Attorney Rights, Penal Institutions Board and Center for Human Rights into claims about torture in the Investigation Department of Financial Crimes which appeared on the press and exposed to public on 26 May 2019.

REPORT

Initially, a message was shared on Kocaeli Lawmaker Ömer Faruk Gergerlioğlu’s account on Twitter, the micro-blogging site, on 26 May 2019 that “there are claims of torture in Ankara Police Headquarters.” In later hours and days, claims of “beating to unconsciousness, harassment and forcing to watch those who were being tortured, the fact that acts of torture that were incompatible with human dignity were inflicted in at least four cases, the acts were performed by persons coming to Ankara Police Headquarters from outside who identified themselves as MIT; a diplomat who was beaten to unconscious was hospitalized; doctors did not write any report regarding the incident; the torture continued and it was openly stated that it would get worse; attempts were made to get statements through torture ” appeared on the media, thus revealed to the public about some 100 people identified to be Foreign Ministry Staff dismissed through emergency decrees who were kept in custody in Investigation Department of Financial Crimes.”

The attorneys who provided legal assistance for the persons in custody submitted complaints to the center and boards of our bar association regarding the claims of ill-treatment and torture.

Besides complaints about torture, complaints have been submitted regarding the fact that the colleagues who went to see their clients under their duty of defense were forced to sign an affidavit in accordance with orders from the prosecutor’s office, but in violation of the provisions of the CMK, that said, “I declare and undertake that I will take the power of attorney regarding my representing the person I will see for the investigation file … and present it to Ankara Chief Public Prosecutor’s Office so that it is included in the investigation file (Attachment-1 Order letter from the prosecutor’s office and the record demanded to be signed).

Our Bar Association’s Center for Attorney Rights, Penal Institutions Board and Center for Human Rights made appointments for the on-site inspection of the claims of ill-treatment and torture and well as the claims that the attorneys were demanded to hand in an affidavit for presenting the power of attorney, which is a violation of CMK provisions, and the appointed colleagues went over to the Ankara Provincial Police Headquarters Investigation Department of Financial Crimes on 27 May 2019 to hold interviews and carry out inspections.

The Trip to Investigation Department of Financial Crimes and the Happenings

  • Coercion into taking an affidavit for presenting the power of attorney

The officials from Center for Attorney Rights of our bar association went over to the department first. As a result of the meetings regarding the order from the prosecutor’s office about taking an affidavit from attorneys for presenting the power of attorney, which violates the provisions of the CMK, the practice of taking an affidavit was discontinued by the chiefs in the Investigation Department of Financial Crimes.

  • Interviews with the persons whose names were reported for suffering ill-treatment and torture

After the discontinuation of the practice of taking an affidavit as a result of the meetings held by the Center of Attorney Rights of our bar association, a second panel comprising members of Penal Institutions Board, Center for Human Rights, and Center for Attorney Rights who visit the Investigation Department of Financial Crimes held a meeting in a closed room with the six persons whose names had been reported regarding the claims of ill-treatment and torture, and statements were officially recorded and signed in the company of the persons who suffered ill-treatment and torture. (The names of the persons interviewed are kept confidential in this report.)

Established by the written statements and as a result of the interviews, the findings regarding the claims of ill-treatment and torture are as follows:

  • All the 6 persons who were interviewed stated that they had been taken to meetings under the pretext of “interviews,” where they were forced to become informants and suffered threats and insults. All the 6 persons who were interviewed stated that they were taken out for an interview more than once, they were put under psychological stress during the interview, and they could identify the persons who carried out the interviews if they saw them.
  • 5 of the 6 persons who were interviewed stated that they suffered ill-treatment and torture outside the interviews. 1 person with whom an interview was held stated that he did not personally suffer ill-treatment and torture but heard about the claims of ill-treatment and torture from the persons with whom he shared a cell and from other persons when they were taken together to the Criminal Judgeship of Peace during the time extension procedures. No discrepancy was found between the names of persons whom this person heard to have suffered ill-treatment and torture and the names of the persons who declared that they suffered ill-treatment and torture
  • According to the common statements of the 5 persons who stated that they had suffered ill-treatment and torture; these persons were taken out of their cells where they were held in custody (one on Saturday night, another the night between Saturday and Sunday, and the other three Sunday night), they were taken to the section on the ground floor of Ankara Provincial Police Headquarters Investigation Department of Financial Crimes (one person said he was taken without handcuffs, while four said they were handcuffed in the back), they were put in through a door with the sign “No Entrance” on it on the narrow hallway at the entrance of the department, the persons who put them in the dark room left, the persons whose faces they could not identify because of the dark first forced them against the wall, blindfolded them (The uncuffed person stated that he was the first to be handcuffed in this room), then forced them to kneel, made them crawl for a while, hit them on the head with truncheons, threatened that they would be raped unless they talked, and the persons in the dark room brushed truncheons on their bodies.

After these events, 3 said they were stripped completely naked, one said he was stripped waist down, one said his trousers were stripped half down; and then 4 persons, the completely and waist-down naked ones, were handcuffed in the back, put in fetus position, had truncheons brush their anal areas; they were subjected to threats and insults all the while; they were given one to two minutes after which they were told “We now move into the next stage” and a substance which they thought to be oil or lubricant was poured on their anal areas and truncheons were brushed around their anal areas. In addition, 1 person stated that they tried to take his trousers off, which they managed to lower halfway, he forced them back up, and he was tortured by having the truncheon brushed over his body and clothes.

  • The 5 persons who said they had been subjected to ill-treatment and torture were asked whether the persons who performed the ill-treatment and torture were one of the persons whose face they saw and voice they heard in the Investigation Department of Financial Crimes and they replied that these were different persons. When asked if they used any expression that might reveal their identity, four of the persons said no such expression was used but one stated that he heard them say, “We came from outside; we’re a professional team.
  • The 5 persons who said they had been subjected to ill-treatment and torture stated that they were accompanied by a police officer during the daily examination of the doctor and they could not tell the doctor about what they experienced because they feared for and were worried about their safety of life.
  • 1 person who said he was subjected to ill-treatment and torture stated that before the ill-treatment and torture defined as the second stage one person asked him whether he was married and when he said he was he was told “Look, you won’t be able to sleep with your wife and you’ll wake up at night and cry.”
  • 1 person who said he was subjected to ill-treatment and torture stated that he got bruises on his knees due to the crawling (the bruises were seen and photographed by the visiting commission) and declared to the doctor on his first examination the day after the torture, but when the doctor verbally declared that he had written in the report as bruises the female officer who was present during the examination panicked, got hold of her mobile phone, and wrote something to someone, and he was then taken out of the room and he was not shown the completed version of the report and they were later transferred to the Criminal Judgeship of Peace for procedures of extending detention time, and the same doctor wrote in the report that there was no mark of battery or coercion in the examination they were taken after the extension decision, and he had no idea about the fate of the other report.
  • 1 person who said he was subjected to ill-treatment and torture stated that he was told before they started ill-treatment and torture that “We rape with truncheons here; you must’ve heard about it. It’s all true,” and then he was subjected to the ill-treatment and torture explained above.
  • 1 person who said he was subjected to ill-treatment and torture stated that he did not say anything to his friends when he returned to the cell after the experience; all he could say was that there was torture, and then he went to sleep; when he wanted to go to the toilet when he woke up he passed out; 112 medical team came in, checked his blood pressure and then left; he also passed out in the morning after the events; and he had not slept for 48 hours.
  • 1 person who said he was subjected to ill-treatment and torture stated that when they were taken before the Criminal Judgeship of Peace he said to the Criminal Judge of Peace that he had been subjected to ill-treatment; the judge answered, “Is it just you? Why doesn’t anyone else have it;” whereupon another person who stated that he had been subjected to ill-treatment and torture said, “I’ve subjected to torture too.” 2 persons in the same trial stated that the judge said, “I’m not a doctor; this isn’t my job; Go tell it to the doctor.”

EVALUATIONS

When our colleagues who were appointed by the central office and boards of our bar association informed the officials at the Investigation Department of Financial Crimes about the names of the persons with whom they wanted to interview, they were told that statements were taken from 3 of these persons since they wanted to take advantage of the provisions of effective remorse and they were then released. The files of these persons had been reviewed and no finding about ill-treatment or torture had been reported in their files. Similarly, the reports of the persons with whom interviews were conducted and about whom the findings above are confirmed had been reviewed and it was reported that there was no sign of battery or coercion. The persons with whom the interviews that revealed the findings were made named the 3 persons who took advantage of the effective remorse and were released and stated that they heard from others who went to the interviews and from still others whom they met at the Criminal Judgeship of Peace when they were transferred to the courthouse for the time extension order for detention that they were subjected to ill-treatment and torture like they were. As stated in the ECHR as well as other international conventions, the presence of the doctor’s report per se is not a sign that no ill-treatment or torture was experienced. When the accounts that reveal the findings above are evaluated as a whole, (it can be seen that) the persons were illegally taken to doctor’s examination in company of a police officer. The accounts of the persons who were heard do not contradict one another. When the accounts are evaluated as a whole, they confirm the fact that these persons were subjected to torture and ill-treatment in a way that would not leave any mark of battery or coercion.

Article 17/3 of the Constitution, which stipulates a ban on torture, reads as follows:

“No one shall be subjected to torture or mal-treatment; no one shall be subjected to penalties or treatment incompatible with human dignity.”

In addition, Article 3 of the ECHR is as follows:

“No one shall be subjected to torture or to inhuman or degrading treatment or punishment.”

Moreover, Article 1 of Convention against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment states that

“For the purposes of this Convention, the term “torture” means any act by which severe pain or suffering, whether physical or mental, is intentionally inflicted on a person for such purposes as obtaining from him or a third person information or a confession, punishing him for an act he or a third person has committed or is suspected of having committed, or intimidating or coercing him or a third person, or for any reason based on discrimination of any kind, when such pain or suffering is inflicted by or at the instigation of or with the consent or acquiescence of a public official or other person acting in an official capacity. It does not include pain or suffering arising only from, inherent in or incidental to lawful sanctions.

This article is without prejudice to any international instrument or national legislation which does or may contain provisions of wider application.”

These provisions ban torture and ill-treatment in international and national norms.

Furthermore, Article 4 of Convention against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment is as follows:

“Each State Party shall ensure that all acts of torture are offences under its criminal law. The same shall apply to an attempt to commit torture and to an act by any person which constitutes complicity or participation in torture.

Each State Party shall make these offences punishable by appropriate penalties which take into account their grave nature.”

International norms stipulate that torture should be defined as crime and penal sanctions should be enforced. Turkey is one of the state parties in the abovementioned convention.

Article 94 of the Turkish Penal Code, titled Torture, is as follows:

“(1) A public officer who performs any act towards a person that is incompatible with human dignity, and which causes that person to suffer physically or mentally, or affects the person’s capacity to perceive or his ability to act of his own will or insults them shall be sentenced to a penalty of imprisonment for a term of three to twelve years.

(2) If the offence is committed against:

  1. a) a child, a person who is physically or mentally incapable of defending himself or a pregnant women; or
  2. b) a public officer or an advocate on account of the performance of his duty, a penalty of imprisonment for a term of eight to fifteen years shall be imposed.

(3) If the act is conducted in the manner of sexual harassment, the offender shall be sentenced to a penalty of imprisonment for a term of ten to fifteen years,

(4) Any other person who participates in the commission of this offence shall be sentenced in a manner equivalent to the public officer.

(5) If the offence is committed by way of omission there shall be no reduction in the sentence.”

In our Turkish Penal code, the crime of torture entails penal sanctions. In this respect, considering the findings above, an investigation must be launched against the concerned parties and not also the persons who ignore the crime of torture and commit the crime of torture but also anybody else who attacked the physical and mental entity of others must be identified and punished.

Therefore, the law stipulates that

  • Considering the fact that the law enforcement officers who carried out the investigation into the detainees could be the suspects of a probable investigation of torture or ill-treatment, they should be suspended from the investigation so that torture and ill-treatment against the detainees can be prevented and the investigation can be carried out effectively;
  • Although daily doctor’s examinations must be conducted in accordance with the Istanbul Protocol, to which Turkey is a party, necessary instructions must be submitted for examination procedures to be conducted in accordance with the Istanbul Protocol because law enforcement was kept present during examination in violation of the protocol;
  • All the suspects kept in custody in Ankara Provincial Police Headquarters Investigation Department of Financial Crimes must be brought before the prosecutor’s office immediately without getting their statements completed at the police headquarters;
  • An investigation must be launched ex-officio for the identification of the persons who committed the crime of torture; an effective investigation must be conducted so that material facts can be revealed and any spoliation of evidence can be forestalled; units and members of Provincial Gendarmerie must be used as per Articles 160/2 and 164 of the CMK no. 5271, and units and members of the police must not be appointed directly in this investigation;
  • All the raw camera footages from 20 May 2019 when the detention procedures were started to 28 May 2018 must be collected immediately starting with those of the different places of detention where the suspects were kept at Ankara Provincial Police Headquarters, the camera footages that show the entrances and exits of the Investigation Department of Financial Crimes as well as all the camera footages inside the Investigation Department of Financial Crimes, and the moments when the detained suspects were being taken away for interviews and torture so that the suspect law enforcement officers can be identified; because it is known that camera recordings were previously erased after their preservation for 30 days in similar applications due to claims of law enforcement officers’ battery and torture against both attorneys and suspects, legal obligations must be fulfilled for all pieces of evidence to be collected and protected;
  • Considering the fact that the law enforcement officers who carried out the investigation could well be the suspects of a probable investigation of torture or ill-treatment, the staff who were assigned to the said operations must be suspended until the investigation into claims of torture and ill-treatment is completed;
  • Considering the fact that a judge who learns about a claim of torture and ill-treatment is obliged to take action and that the Criminal Judge of Peace did not take any action although the persons declared to him that they were subjected to torture, the Criminal Judge of Peace who issued an extension on detention period must be identified and necessary legal action must be taken against him.

In this respect, we bring to the public attention the fact that we are ready to present Ankara Chief Public Prosecutor’s Office with the records and documents drawn up by the members of our bar association in the boards and central office in case or when they are demanded and we as Ankara Bar Association will continue the legal struggle to the very end so that torture and ill-treatment can be eliminated.

We Remember Halabja!

We Remember Halabja!

31 years ago today, we witnessed a heinous crime against Kurds in Halabja, where more than 4000 humans, most of them children, women and elderly people lost their lives.

This massacre is the worst-ever gas attack targeting civilians in the recent history.

We strongly condemn this grotesque crime against humanity and the Kurdish Nation, who suffered throughout history this kind of atrocities perpetrated by States. The International Community, unfortunately to late and with the lack of dignity this crime should have been addressed, tried to bring into justice this crime.

Thus, we have seen that this kind of atrocities can only be stopped, if the most developed States actively prevent the export of equipment’s, elements and substances to rogue Nations, Autocrats and Dictatorships, which can also be used in developing WMD`s (Weapon of Mass Destruciton).

Our hearth and prayers are with the victims of Halabja. We convey our condolences to the relatives of those who lost their lives as well as to the Kurdish people and Iraq.

Human Rights Defenders e.V.

Our hearth and prayers are with the victims in New Zealand!

The heinous attack on two Mosques in New Zealand, where 40 innocent people died and many injured pains us with deep sorrow.

We strongly condemn these barbaric and grotesque attacks on peacefully praying Moslems. No one should have to fear such violence in their place of worship.

We welcome the statements made by the Government of New Zealand to conduct swift investigations to this terrorist act, perpetrated with Islamaphobic motivation.

We convey our condolences to the relatives of those who lost their lives as well as to the people of New Zealand.

International women’s day 2019: More than 17.000 innocent women in Turkish prisons

Turkey has developed into an “open-air prison”: more than 17,000 women were illegally arrested after the alleged coup attempt of 15 July 2016 and are exposed to inhuman prison conditions.

Some of these women are pregnant, about to give birth, or are placed in overcrowded prisons with their babies and children.

Torture, sexual abuse, poor access to health care, ignoring visitor rights, no educational opportunities for children and much more are becoming more common.



“The International Women’s Day is the most important rally for women’s suffrage, which can record the history of the movement for the emancipation of the women to this day.” Clara Zetkin, 1911

INTERNATIONAL WOMEN`S DAY 2019: MORE THAN 17.000 INNOCENT WOMEN IN TURKISH PRISONS

Today we celebrate International Women’s Day. The main demands of the founders of Women’s Day are now fulfilled, at least in Europe. Nevertheless, much remains to be done in matters of women’s rights. Equal opportunities in working life, equal pay for equal work, improving the situation of migrant women, combating violence against women and against forced prostitution or trafficking of women are some of the issues that we need to address vigorously.

In countries in which the rule of law is endangered and democratic values ​​are not anchored in the respective society, there is a great need for action. One of these countries is Turkey, where women are wronged. Fundamental rights and freedoms, the rule of law and democracy have largely been suspended in Turkey since the declaration of the state of emergency in July 2016. The termination of the state of emergency has not changed anything since the regulations of this state continues to apply.

Turkey has developed into an “open-air prison”: more than 17,000 women were illegally arrested after the alleged coup attempt of 15 July 2016 and are exposed to inhuman prison conditions. Some of these women are pregnant, about to give birth, or are placed in overcrowded prisons with their babies and children. Torture, sexual abuse, poor access to health care, ignoring visitor rights, no educational opportunities for children and much more are becoming more common. This approach is both a violation of universally recognized ethical principles, as well as a violation of international conventions, to which Turkey is legally obliged to comply.

We call on all women’s rights activists, NGOs and the European Parliament to take action against this practice by the Turkish government to stop the witch hunt against innocent women. In addition, international organizations should have the opportunity to identify, investigate, and help to stop the massive human rights abuses in Turkey and bring to account those who violate the applicable law.

Köln, 8th March 2019


Inquiries:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com

Interview with the legal expert Yasir Gökçe on the current judgment of the court of cassation on ByLock

As the team of the ‘Human rights defenders (HRDs)’, we asked for Yasir Gökçe’s opinion on the current developments in judicial arena in regards to Bylock. Mr. Gökçe is a legal expert who has extensive experience and knowledge on IT law, data protection and cyber security. He published several articles and reports in various peer-reviewed journals on the legality of the use of Bylock in a court of law. He conducted research and obtained a master’s degree in Harvard University. Currently, he furthers his legal studies in the Bucerius Law School.


As might be known, the 16th Chamber of the Turkish Court of Cassation pronounced on 27.03.2018 a significant judgment on how the use of the Bylock must be established beyond any doubt by the first instance courts. The Chief Prosecutor of the Court of Cassation lodged a motion of opposition against the High Court’s decision before the General Criminal Chamber of the Court of Cassation. It remains to be seen whether the highest criminal court in Turkey would uphold the decision or not.

As the team of the ‘Human rights defenders (HRDs)’, we asked for Yasir Gökçe’s opinion on the current developments in judicial arena in regards to Bylock. Mr. Gökçe is a legal expert who has extensive experience and knowledge on IT law, data protection and cyber security. He published several articles and reports in various peer-reviewed journals on the legality of the use of Bylock in a court of law. He conducted research and obtained a master’s degree in Harvard University. Currently, he furthers his legal studies in the Bucerius Law School.  

Mr. Gökçe, for those who are not familiar with the Bylock investigations, would you briefly explain what the Bylock is as well as its significance for the Turkish judiciary?

Sure. Firstly, Bylock is a secure communication app.  Turkish authorities believe that it was exclusively allocated for the members of the Gülen Movement. The current regime in Turkey declared the said group as a terrorist organization. The assumption that Bylock was merely used by the followers of the Gülen Movement is a convenient one for the regime. Thereby, the regime in Turkey can easily link anyone who allegedly use the Bylock app to the said group and convict him/her of terrorism charges.

In short, any finding which indicates that the defendant might have used Bylock is a sufficient evidence for the Turkish regime to arrest him/her for one or two years and eventually sentence the defendant to the imprisonment of 6 years and 3 month at the minimum.  

In the light of these bitter facts, what significance does the current decision of the court of cassation bear?

At the outset, I am of the opinion that the court of cassation in Turkey did not render the aforementioned decision out of the concern for the rule of law. Reports produced by the esteemed human rights organizations indicate the poor level of the independence and impartiality of the judiciary in Turkey. I would like to elaborate on various considerations underlying this sort of judicial decisions more later on.   

The current decision of the high court is of particular importance, because the decision seeks a certain quality of the evidence linking the individual with the Bylock app. According to the decision, in order to establish that an individual used the Bylock beyond any doubt, (1) there must be a Bylock report produced by MİT exclusively for the defendant, which includes information such as User ID, password etc., (2) there must be a table of log data gathered from the internet service provider of the individual in question, and lastly (3) these two records (the Bylock report and the log data table) must fully match.

In its former decision dated 24.04.2017, the 16th Chamber of the Court of Cassation (the same high court) ruled that the use of Bylock has to be established beyond any doubt using technical methods. In this decision which represents the first precedence of the Court of Cassation on Bylock, the high court has summarily confirmed the evidentiary value of Bylock in a court of law, refraining from inquiring how the Bylock metadata was gathered by MİT. The current decision still do not address the fundamental problematic aspect of the use of Bylock before a court of law: The illegality of the way the Bylock data was gathered. In an era when the Europe enacted the General Data Protection Law and bestowed the EU citizens upon very breakthrough rights related to their personal data, it appears that the Turkish authorities arbitrarily and illegally retrieved dozens of terabytes of personal metadata belonging to the Turkish citizens.

To sum up, while the first decision of the Court of Cassation puts forward the principle that the phenomenon of the use of Bylock must be proved beyond any doubt, the new decision elaborates how this phenomenon must be established by the judiciary.

What is the practical significance of the current decision? How do you think it will impact the first instance courts?

It generally takes a long time until the first instance courts internalize and implement the high courts’ decisions. Therefore, the responsibility to remind them of the new precedence falls on the lawyers/litigators.

As you know, there are thousands of victims in Turkey who are being held in jail on the basis of, borrowing the term from my article, “the Bylock fallacy.” They are either arrested or convicted on the mere ground that they used the Bylock app. The alleged use of a messaging app is literally sufficient to be convicted as a “terrorist” in today’s Turkey. Against this backdrop, to be honest, I don’t mind how or why the detained victims in Turkey are released as long as they are freed somehow, whether through a repentance law or by way of high court decisions setting forth stricter conditions. But, under the current circumstances, I regret to say that they won’t be released under an impartial and independent judicial atmosphere.

That said, I believe the first instance courts, namely peace judges and high criminal courts, would release the detainees at the earliest convenience, giving deference to the current decision.

Why do you think it takes less time, compared to their previous performance, for the first instance courts to adopt the new decision?  

Here, I would like to highlight the considerations underpinning the current decision or the likes. As far as I am concerned, the Turkish judiciary, bureaucracy and significant portion of the public are well-aware that thousands of detainees are not “terrorists” as the regime and court rulings suggest and that they are put behind bars for no reason at all. This fact generates enormous victimization which greatly hurts what is left of public conscience and translates itself into pressure directed at the Erdogan regime. As is the case for any authoritarian country, the Erdogan regime feels compelled to allow the public some breathing space and to let them blow off the steam, which otherwise would likely cause social implosions.

I believe these concerns might have forced the regime into releasing a portion of the “captives” while giving the rest the hope to be “liberated” soon. I believe that the current decisions are rendered under the instruction and direction of the regime. For instance, the Assembly of the Criminal Chambers of the Court of Cassation recognized Bylock as a lawful evidence right after the Turkish Justice Minister’s following announcement; “The Supreme Court of Appeals’ Assembly of Criminal Chambers will now finalize an appellate review [of ByLock].” 

I am putting myself into the shoes of a Turkish judge: As a judge, I would be terribly intimidated and threatened by the dismissals and subsequent arrest of 4500 judges and prosecutors. Applying the decades-long well-established principles of Turkish case-law with related to terrorism charges, I would believe deep inside that the defendants could never be arrested or convicted relying on the findings at hand, namely “Bylock, bank account, high school, newspaper subscription etc.” There is the salient example of Hakan Atilla who was convicted by a US justice for being accomplice to the Erdogan regime’s crimes. Moved by all these factors and the court of cassation, I would have adopted the decision in a prompt manner and release the Bylock victims.

Thank you for sharing your valuable comments Mr. Gökçe. Can we have your last remarks? 

As a last remark, I want to stress the following fact: MIT have reduced the number of people who downloaded Bylock from over 1 million, to 215 thousand, then to 102 thousand, and then to 91 thousand. This mere fact indicates how unreliable Bylock is as an evidence. But, Turkish judiciary insists on ignoring the aforementioned fact. Additionally, as we discuss the unreliability of the method MİT resorted to in detecting the real Bylock users, there is a danger of justifying the detention of the real users of the messaging app. In other words, the mere fact that an individual indeed downloaded or used a messaging app cannot be taken as an evidence sufficient for his/her detention or conviction of terrorism charges. In that context, the correspondence held in the Bylock metadata must be given regard. However, the Erdogan regime has so far failed to made public any correspondence of criminal nature.                  

UN Special Rapporteur calls on Turkey to guarantee a fair process for Judge Murat Arslan

Mr. Diego Garcia-Sayàn called the authorities in Turkey to guarantee a fair appeals process for award-winning senior Judge Murat Arslan, who has been convicted in violation of due process and judicial guarantees.

Special Rapporteur further mentioned the unjust case of Murat Arslan, a former Chair of the Association of Judges and Prosecutors, has been in jail since his arrest on 18 October 2016.

“The conviction of Judge Arslan constitutes a severe and gross attack on the independence of the judiciary in Turkey, and in a democratic state under the rule of law an independent and impartial judiciary is a fundamental guarantee for society as a whole,” said the UN human rights expert.

For the press release of the OHCHR (link).

Guidelines of the Committee of Ministers of the Council of Europe on electronic evidence in civil and administrative proceedings

(Adopted by the Committee of Ministers on 30 January 2019,
at the 1335th meeting of the Ministers’ Deputies)

The Committee of Ministers,

Considering that the aim of the Council of Europe is to achieve a greater unity between the member States, in particular by promoting the adoption of common rules in legal matters;

Considering the necessity of providing practical guidance for the handling of electronic evidence in civil and administrative proceedings to courts and other competent authorities with adjudicative functions; professionals, including legal practitioners; and parties to proceedings;



Considering that these guidelines seek to provide a common framework rather than a harmonisation of the national legislation of the member States;

Considering the need to respect the diversity in the legal systems of the member States;

Acknowledging the progress made in the member States towards the digitisation of their justice systems;

Noting, nonetheless, obstacles to the effective management of electronic evidence within justice systems, such as the lack of common standards and the diversity and complexity of evidence-taking procedures;

Highlighting the need to facilitate the use of electronic evidence within legal systems and in court practices;

Recognising the need for member States to examine current deficiencies in the use of electronic evidence and to identify the areas where electronic evidence principles and practices could be introduced or improved;

Noting that the aim of these guidelines is to provide practical solutions to the existing deficiencies in law and practice,

Adopts the following guidelines to serve as a practical tool for the member States, to assist them in adapting the operation of their judicial and other dispute-resolution mechanisms to address issues arising in relation to electronic evidence in civil and administrative proceedings, and invites them to disseminate these guidelines widely with a view to their implementation by those responsible for, or otherwise handling, electronic evidence.

Purpose and scope

The guidelines deal with:

–                    oral evidence taken by a remote link;

–                    use of electronic evidence;

–                    collection, seizure and transmission of evidence;

–                    relevance;

–                    reliability;

–                    storage and preservation;

–                    archiving;

–                    awareness-raising, review, training and education.

The guidelines are not to be interpreted as prescribing a specific probative value for certain types of electronic evidence and are to be applied only insofar as they are not in conflict with national legislation.

The guidelines aim to facilitate the use and management of electronic evidence within legal systems and in court practices.

Definitions

For the purposes of these guidelines:

Electronic evidence

“Electronic evidence” means any evidence derived from data contained in or produced by any device, the functioning of which depends on a software program or data stored on or transmitted over a computer system or network.

Metadata

“Metadata” refers to electronic information about other electronic data, which may reveal the identification, origin or history of the evidence, as well as relevant dates and times.

Trust service

“Trust service” means an electronic service which consists of:

a.     the creation, verification and validation of electronic signatures, electronic seals or electronic time stamps, electronic registered delivery services and certificates related to those services; or

b.     the creation, verification and validation of certificates for website authentication; or

c.     the preservation of electronic signatures, seals or certificates related to those services.

Court

The term “court” includes any competent authority with adjudicative functions in the performance of which it handles electronic evidence.

Fundamental principles

It is for courts to decide on the potential probative value of electronic evidence in accordance with national law.

Electronic evidence should be evaluated in the same way as other types of evidence, in particular regarding its admissibility, authenticity, accuracy and integrity.

The treatment of electronic evidence should not be disadvantageous to the parties or give unfair advantage to one of them.

Guidelines

Oral evidence taken by remote link

1.            Oral evidence can be taken remotely, using technical devices, if the nature of the evidence so permits.

2.            When deciding whether oral evidence can be taken remotely, the courts should consider, in particular, the following factors:

–           the significance of the evidence;

–           the status of the person giving evidence;

–           the security and integrity of the video link through which the evidence is to be transmitted;

–           costs and difficulties of bringing the relevant person to court.

3.            When taking evidence remotely, it is necessary to ensure that:

a.    the transmission of the oral evidence can be seen and heard by those involved in the proceedings and by members of the public where the proceedings are held in public; and

b.    the person being heard from a remote location is able to see and hear the proceedings to the extent necessary to ensure that they are conducted fairly and effectively.

4.            The procedure and technologies applied to the taking of evidence from a remote location should not compromise the admissibility of such evidence and the ability of the court to establish the identity of the persons concerned.

5.            Irrespective of whether evidence is transmitted via a private or a public connection, the quality of the videoconference should be ensured and the video signal encrypted to protect against interception.

Use of electronic evidence

6.            Courts should not refuse electronic evidence and should not deny its legal effect only because it is collected and/or submitted in an electronic form.

7.            In principle, courts should not deny the legal effect of electronic evidence only because it lacks an advanced, qualified or similarly secured electronic signature.

8.            Courts should be aware of the probative value of metadata and of the potential consequences of not using it.

9.            Parties should be permitted to submit electronic evidence in its original electronic format, without the need to supply printouts.

Collection, seizure and transmission

10.          Electronic evidence should be collected in an appropriate and secure manner, and submitted to the courts using reliable services, such as trust services.

11.          Having regard to the higher risk of the potential destruction or loss of electronic evidence compared to non-electronic evidence, member States should establish procedures for the secure seizure and collection of electronic evidence.

12.          Courts should be aware of the specific issues that arise when dealing with the seizure and collection of electronic evidence abroad, including in cross-border cases.

13.          Courts should co-operate in the cross-border taking of evidence. The court receiving the request should inform the requesting court of all the conditions, including restrictions, under which evidence can be taken by the requested court.

14.          Electronic evidence should be collected, structured and managed in a manner that facilitates its transmission to other courts, in particular to an appellate court.

15.          Transmission of electronic evidence by electronic means should be encouraged and facilitated in order to improve efficiency in court proceedings.

16.          Systems and devices used for transmitting electronic evidence should be capable of maintaining its integrity.

Relevance

17.          Courts should engage in the active management of electronic evidence in order, in particular, to avoid excessive or speculative provision of, or demand for, electronic evidence.

18.          Courts may require the analysis of electronic evidence by experts, especially when complex evidentiary issues are raised or where manipulation of electronic evidence is alleged. Courts should decide whether such persons have sufficient expertise in the matter.

Reliability

19.          As regards reliability, courts should consider all relevant factors concerning the source and authenticity of the electronic evidence.

20.          Courts should be aware of the value of trust services in establishing the reliability of electronic evidence.

21.          As far as a national legal system permits, and subject to the court’s discretion, electronic data should be accepted as evidence unless the authenticity of such data is challenged by one of the parties.

22.          As far as a national legal system permits, and subject to the court’s discretion, the reliability of the electronic data should be presumed, provided that the identity of the signatory can be validated and the integrity of the data secured, unless and until there are reasonable doubts to the contrary.

23.          Where applicable law provides special protection for categories of vulnerable persons that law should have precedence over these guidelines.

24.          As far as a national legal system so provides, where a public authority transmits electronic evidence independently of the parties, such evidence is conclusive as to its content, unless and until proved to the contrary.

Storage and preservation

25.          Electronic evidence should be stored in a manner that preserves readability, accessibility, integrity, authenticity, reliability and, where applicable, confidentiality and privacy.

26.          Electronic evidence should be stored with standardised metadata so that the context of its creation is clear.

27.          The readability and accessibility of stored electronic evidence should be guaranteed over time, taking into account the evolution of information technology.

Archiving

28.          Courts should archive electronic evidence in accordance with national law. Electronic archives should meet all safety requirements and guarantee the integrity, authenticity, confidentiality and quality of the data as well as respect for privacy.

29.          The archiving of electronic evidence should be carried out by qualified specialists.

30.          Data should be migrated to new storage media when necessary in order to preserve accessibility to electronic evidence.

Awareness-raising, review, training and education

31.          Member States should promote awareness of the benefits and value of electronic evidence in civil and administrative proceedings.

32.          Member States should keep technical standards related to electronic evidence under review.

33.          All professionals dealing with electronic evidence should have access to the necessary interdisciplinary training on how to handle such evidence.

34.          Judges and legal practitioners should be aware of the evolution of information technologies which may affect the availability and value of electronic evidence.

35.          Legal education should include modules on electronic evidence.



Sources:
– https://www.coe.int/en/web/portal/-/committee-of-ministers-adopts-guidelines-on-electronic-evidence-in-civil-and-administrative-proceedin-1

– https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectId=0900001680902e0c

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial