Hukuka aykırı delil(!) ByLock

Bilindiği gibi dünyanın bir çok yerinde insan hakları ihlalleri devletler eliyle yapılmaktadır. Türkiye özelinde de özellikle son 3 yıldır binlerce kadın-erkek, yaşlı-çocuk, hamile-hasta ayrımı yapılmaksızın tutuklanmaktadır.

Tutuklanan kişiler arasında daha önce toplumda tanınan gazeteci, yazar, akademisyen, aktivist, hukukçu, diplomat, işadamı, eğitimci, bürokrat ve hatta sporcular dahi bulunmaktadır. Mevcut Erdoğan rejimi bu kişileri terör veya darbecilikle suçlarken en büyük delil olarak, IAJ (Uluslararası Yargıçlar Birliği) tanımlaması ile WhatsApp benzeri bir iletişim programı olan ByLock programını kullanmayı kabul etmiştir.

Derneğimiz, sayısı 200 binleri bulan bu mağdur kitlesi için hukuki çalışmalar başlatmıştır. Bu çalışmaların en başında ByLock kullanıcılarının kişisel verilerinin saklandığı (Baltic/Cherry Server, Litvanya) Litvanya’da adli makamlara  suç duyurularında bulunmuştur.

Aynı zamanda üyelerimiz tarafından ByLock kullanıcı kişisel verilerini depolayan Baltic/Cherry Server’a mailler ile bu bilgilerin Türk İstihbarat Teşkilatı tarafından nasıl alındığı sorulmuştur. Bununla beraber Litvanya Parlementosu Hukuk Düzeni Komitesine Türkiye adli makamları ile bu konuda bir adli yardımlaşma yapılıp yapılmadığı sorulmuştur.

Gelen cevaplara göre;

  1. Litvanya Savcılığı, yazdığı karar metninde kısaca; 200 binden fazla kullanıcının kişisel verisinin Türk makamlarınca resmi/hukuki bir yolla alınmadığı, muhtemelen Baltic Server dan Claudia Martins sahte adlı bir müşteri kılığında hacklenmiş olabileceği belirtilmiştir.
  2. ByLock kişisel verilerinin saklandığı Baltic/Cherry Server’dan gelen cevapta ise hiçbir adli veya istihbari bir kuruma bilgi verilmediği belirtilmiştir.
  3. Litvanya Parlementosu Hukuk Düzeni Komitesi de yine ByLock konusunda Türk makamları ile adli yardımlaşma yapılmadığı ifade edilmiştir.  

Bu durumda; Türk adli makamları daha önceki AİHM kararlarına ve kişisel verileri koruyan kanunları yok sayarak binlerce kişiyi istihbari olarak ele geçirdiğini kabul ettiği yasal olmayan ve suç olmayan bir veri ile tutuklayarak insan haklarını ihlal etmiştir/etmektedir.

Aşağıda yönetim kurulumuz adına Av. Fatih Şahinler’in kısa hukuki değerlendirmesinde detaylı görüleceği gibi istihbari veriler delil olarak kullanılamaz ve hüküm verilemez. ByLock iddiası ile verilen tüm kararlar kanuni ve bilimsel değildir.

Kısaca; Yukarıda belirttiğimiz evraklar sitemize orijinal ve onaylı olarak konulmuştur. Bu belgeleri tüm dünya kamuoyuna ilan ederek mağdur olan kişilerin avukatları aracılığı ile mahkemelerine ibraz edebileceğini duyururuz. Hakları çiğnenen tüm mağdurlar için sonuna kadar hukuki mücadelemiz sürecektir.

HRD Yönetim Kurulu


Ceza yargılamalarında somut gerçeğe ulaşmak için 5271 Sayılı CMK’nın 217/2.maddesinde “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Fakat bu her türlü delil ifadesi sınırsız değildir. Anayasa’nın 38/6.maddesinde “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemeyeceği” düzenlenmiş; buna paralel olarak CMK’nın 206/2-a maddesinde de

(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. 

Hükmü ile yargılamayı yapan mahkemeye, delillerin hukuka uygun olup olmadığını, değerlendirme ve hukuka aykırı elde edilmiş olan delilleri reddetme görevi verilmiştir. Bu nedenle hukuka aykırı bir biçimde elde edildiği anlaşılan delillerin, hükme esas alınmaması gerekmektedir.

Anayasanın 38/6, 5271 Sayılı CMK’nın 217/2 ve 206. maddelerindeki bu açık ve emredici düzenlemeler nedeniyle, hukuka uygun bir biçimde elde edilmemiş olan hiçbir bilgi ve bulgu, ceza muhakemesinde delil olarak kullanılamaz, hükme esas alınamaz.

Sitemize eklemiş olduğumuz karar tercümesinden anlaşılacağı üzere şu anda ceza yargılamalarında delil olarak kabul edilen ByLock verilerinin yasalarımıza belirtilen kurallara aykırı olarak elde edildiğini apaçık göstermektedir. Dijital verilerin ne şekilde elde edileceği ve delil niteliği kazanacağı 5271 Sayılı CMK’nın 134. Maddesinde, iletişimin tesbiti ve denetlenmesi yoluyla elde edilen bilgilerin ise 5271 Sayılı CMK’nın 135. Maddesinde düzenlenmiştir.

Ekte bahsettiğimiz kararı dileyen ve ihtiyacı olan herkesin mahkemelere Anayasanın 38/6, 5271 Sayılı CMK’nın 217/2, 206, 134 ve 135. Maddelerine açıkça aykırılığını belirten bir dilekçe ekinde ve ayrıca sözlü olarak mahkemelere sunmalarının faydalı olacağını ümit ediyoruz.

BİLGİSAYARLARDA, BİLGİSAYAR PROGRAMLARINDA VE KÜTÜKLERİNDE ARAMA, KOPYALAMA VE ELKOYMA

Madde 134 – (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.

(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.

(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.

(4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.

(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.

BEŞİNCİ BÖLÜM: TELEKOMÜNİKASYON YOLUYLA YAPILAN İLETİŞİMİN DENETLENMESİ

İLETİŞİMİN TESPİTİ, DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI

Madde 135 – (1) (Değişik cümle: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, … mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, … mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.

(5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

3. İşkence (Madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),

6. Uyuşturucu veya uyarıcı Madde imal ve ticareti (Madde 188),

7. Parada sahtecilik (Madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),

9. (Ek alt bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) *1* Fuhuş (Madde 227, fıkra 3),

10. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235),

11. Rüşvet (Madde 252),

12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282),

13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (Madde 315),

14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

c) (Ek bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Bankalar Kanununun 22 nci Maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, *1*

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.

(7) Bu Maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.

DELİLLERİN ORTAYA KONULMASI VE REDDİ

Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/05/2005-5353 S.K./29.mad) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.

(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.

b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.

c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.

(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.

(4) (Madde metninden çıkarılan fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./29.mad)

DELİLLERİ TAKDİR YETKİSİ

Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.

C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar

MADDE 38- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.

Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.

(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) (Mülga: 7/5/2004-5170/5 md.)

(Değişik: 7/5/2004-5170/5 md.)Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.

(Değişik: 7/5/2004-5170/5 md.)Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.

Av. Fatih Şahinler

We Remember Halabja!

We Remember Halabja!

31 years ago today, we witnessed a heinous crime against Kurds in Halabja, where more than 4000 humans, most of them children, women and elderly people lost their lives.

This massacre is the worst-ever gas attack targeting civilians in the recent history.

We strongly condemn this grotesque crime against humanity and the Kurdish Nation, who suffered throughout history this kind of atrocities perpetrated by States. The International Community, unfortunately to late and with the lack of dignity this crime should have been addressed, tried to bring into justice this crime.

Thus, we have seen that this kind of atrocities can only be stopped, if the most developed States actively prevent the export of equipment’s, elements and substances to rogue Nations, Autocrats and Dictatorships, which can also be used in developing WMD`s (Weapon of Mass Destruciton).

Our hearth and prayers are with the victims of Halabja. We convey our condolences to the relatives of those who lost their lives as well as to the Kurdish people and Iraq.

Human Rights Defenders e.V.

Our hearth and prayers are with the victims in New Zealand!

The heinous attack on two Mosques in New Zealand, where 40 innocent people died and many injured pains us with deep sorrow.

We strongly condemn these barbaric and grotesque attacks on peacefully praying Moslems. No one should have to fear such violence in their place of worship.

We welcome the statements made by the Government of New Zealand to conduct swift investigations to this terrorist act, perpetrated with Islamaphobic motivation.

We convey our condolences to the relatives of those who lost their lives as well as to the people of New Zealand.

International women’s day 2019: More than 17.000 innocent women in Turkish prisons

Turkey has developed into an “open-air prison”: more than 17,000 women were illegally arrested after the alleged coup attempt of 15 July 2016 and are exposed to inhuman prison conditions.

Some of these women are pregnant, about to give birth, or are placed in overcrowded prisons with their babies and children.

Torture, sexual abuse, poor access to health care, ignoring visitor rights, no educational opportunities for children and much more are becoming more common.



“The International Women’s Day is the most important rally for women’s suffrage, which can record the history of the movement for the emancipation of the women to this day.” Clara Zetkin, 1911

INTERNATIONAL WOMEN`S DAY 2019: MORE THAN 17.000 INNOCENT WOMEN IN TURKISH PRISONS

Today we celebrate International Women’s Day. The main demands of the founders of Women’s Day are now fulfilled, at least in Europe. Nevertheless, much remains to be done in matters of women’s rights. Equal opportunities in working life, equal pay for equal work, improving the situation of migrant women, combating violence against women and against forced prostitution or trafficking of women are some of the issues that we need to address vigorously.

In countries in which the rule of law is endangered and democratic values ​​are not anchored in the respective society, there is a great need for action. One of these countries is Turkey, where women are wronged. Fundamental rights and freedoms, the rule of law and democracy have largely been suspended in Turkey since the declaration of the state of emergency in July 2016. The termination of the state of emergency has not changed anything since the regulations of this state continues to apply.

Turkey has developed into an “open-air prison”: more than 17,000 women were illegally arrested after the alleged coup attempt of 15 July 2016 and are exposed to inhuman prison conditions. Some of these women are pregnant, about to give birth, or are placed in overcrowded prisons with their babies and children. Torture, sexual abuse, poor access to health care, ignoring visitor rights, no educational opportunities for children and much more are becoming more common. This approach is both a violation of universally recognized ethical principles, as well as a violation of international conventions, to which Turkey is legally obliged to comply.

We call on all women’s rights activists, NGOs and the European Parliament to take action against this practice by the Turkish government to stop the witch hunt against innocent women. In addition, international organizations should have the opportunity to identify, investigate, and help to stop the massive human rights abuses in Turkey and bring to account those who violate the applicable law.

Köln, 8th March 2019


Inquiries:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com

Weltfrauentag 2019: Mehr als 17.000 frauen unschuldig in Türkischen gefängnissen

Die Türkei hat sich zu einem „Open-Air-Gefängnis“ entwickelt: Mehr als 17.000 Frauen wurden nach dem grausamen Putschversuch vom 15. Juli 2016 unrechtmäßig verhaftet und sind unmenschlichen Haftbedingungen ausgesetzt.

Manche dieser Frauen sind schwanger, kurz vor ihrer Entbindung oder werden mit ihren Babys und Kindern in überfüllte Gefängnisse gesteckt.

Folter, sexueller Missbrauch, Schlechter Zugang zur Gesundheitsversorgung, Ignorieren von Besucherrechten, keine Bildungsmöglichkeiten für Kinder und vieles Mehr kommen immer häufiger vor und sind teilweise sogar gängige Praxis.



“Der Internationale Frauentag ist die wichtigste Kundgebung für das Frauenwahlrecht, welche die Geschichte der Bewegung für die Emanzipation des weiblichen Geschlechts bis heute verzeichnen kann.” Clara Zetkin, Frauenrechtlerin, 1911

WELTFRAUENTAG 2019: MEHR ALS 17.000 FRAUEN UNSCHULDIG IN TÜRKISCHEN GEFÄNGNISSEN

Heute feiern wir den Internationalen Frauentag. Die Hauptforderungen der Begründerinnen des Frauentages sind inzwischen zumindest in Europa und in Deutschland erfüllt. Dennoch bleibt in Sachen Frauenrechte viel zu tun. Chancengleichheit im Erwerbsleben, gleicher Lohn für gleiche Arbeit, Verbesserung der Situation von Migrantinnen, Kampf gegen Gewalt an Frauen und gegen Zwangsprostitution oder Frauenhandel sind einige der Probleme, die wir kräftig adressieren müssen.

In Ländern, in denen der Rechtsstaat gefährdet ist und demokratische Werte in der jeweiligen Gesellschaft nicht verankert sind, besteht großer Handlungsbedarf. Zu diesen Ländern gehört auch die Türkei, in denen Frauen Unrecht erleben. Grundrechte und Grundfreiheiten, Rechtsstaatlichkeit und Demokratie sind in der Türkei seit der Ausrufung des Ausnahmezustands im Juli 2016 zu großen Teilen außer Kraft gesetzt. Die Beendigung des Ausnahmezustandes hat daran nichts geändert, da die Regelungen dieses Zustandes weiter gelten.

Die Türkei hat sich zu einem „Open-Air-Gefängnis“ entwickelt: Mehr als 17.000 Frauen wurden nach dem grausamen Putschversuch vom 15. Juli 2016 unrechtmäßig verhaftet und sind unmenschlichen Haftbedingungen ausgesetzt. Manche dieser Frauen sind schwanger, kurz vor ihrer Entbindung oder werden mit ihren Babys und Kindern in überfüllte Gefängnisse gesteckt. Folter, sexueller Missbrauch, Schlechter Zugang zur Gesundheitsversorgung, Ignorieren von Besucherrechten, keine Bildungsmöglichkeiten für Kinder und vieles Mehr kommen immer häufiger vor und sind teilweise sogar gängige Praxis. Dieses Vorgehen ist sowohl ein Verstoß gegen universell anerkannte ethische Grundsätze, als auch ein Verstoß gegen internationale Konventionen, zu deren Einhaltung sich die Türkei rechtlich verpflichtet hat.

Wir rufen alle Frauenrechtlerinnen und Frauenrechtler, NGO`s, die Deutsche Regierung und das Europa Parlament dazu auf, Maßnahmen gegen diese Praxis der türkischen Regierung vorzunehmen, um die Hexenjagd gegen unschuldige Frauen zu beenden. Außerdem sollten Internationale Organisationen die Möglichkeit bekommen, die massiven Menschenrechtsverletzungen in der Türkei zu identifizieren, zu untersuchen und dabei zu helfen, diejenigen zur Rechenschaft zu ziehen, die gegen geltendes Recht verstoßen.

Köln, 8. März 2019


Rückfragen:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com

Sexuelle belästigung darf nicht unbestraft bleiben

Sexuelle Belästigung ist ein Verbrechen! Egal gegenüber welcher Person diese vorgenommen wird. Als Human Rights Defenders e.V. verurteilen wir diese Art von Handlung der örtlichen Sicherheitskräfte auf das Schärfste.


Sexuelle Belästigung
darf nicht unbestraft bleiben

In der Türkei wurde in den vergangenen Tagen eine Studentin, die für die Rechte der Inhaftierten friedlich an einer Protestaktion in Ankara teilnahm, gewaltsam in Gewahrsam genommen. Die Studentin, Merve Demirel, musste dabei nicht nur erniedrigende Handlungen dulden, sondern wurde auch vor laufender Kamera Opfer einer sexuellen Belästigung, welche von demselben Polizisten ausgeübt wurde, der sie in Haft nahm.



Sexuelle Belästigung ist ein Verbrechen! Egal gegenüber welcher Person diese vorgenommen wird.  Als Human Rights Defenders e.V. verurteilen wir diese Art von Handlung der örtlichen Sicherheitskräfte auf das Schärfste.

Darüber hinaus sind wir schockiert über die Stellungnahmen der zuständigen Behörden und des Innenministers Herrn Soylu, der versuchte, dieses Verbrechen mit der Begründung zu rechtfertigen, „dass einzelne Familienmitglieder der Studentin Merve Demirel der Gülen-Bewegung zugehören“. Das der Polizist, der die Studentin sexuell belästigte, auch noch von höchster Ebene der Politik beschützt wird, ist eine Schande für die türkischen Behörden. 

In den letzten Jahren sind Meinungs- und Versammlungsfreiheit in der Türkei leider immer mehr mit „Staatsverrat“ assoziiert und werden von der Politik systematisch untergraben. 

Merve Demirel ist leider kein Einzelfall. In der Türkei wurden nach dem sogenannten Putschversuch 2016 ca. 17.000 Frauen unrechtmäßig inhaftiert und befinden sich weiterhin in Haft. Anwälte in der Türkei berichten von unmenschlichen Haftbedingungen und auch von sexueller Belästigungen gegenüber Frauen seitens der Sicherheitskräfte in den Haftanstalten.

Diese sexuellen Belästigungen und unrechtmäßigen Inhaftierungen müssen ein Ende nehmen! Wir fordern die türkische Regierung dazu auf, rechtsstaatliche Verfahren durchzuführen und sich an die Allgemeine Erklärung der Menschenrechte zu halten.

Rückfragen: 

Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com


Execution of nine men after an unfair trial in Egypt

Responding to the news that Egyptian authorities have executed nine men convicted after a grossly unfair trial.


Responding to the news that Egyptian authorities have today executed nine men convicted after a grossly unfair trial for the 2015 killing of the country’s former Public Prosecutor, Najia Bounaim, Amnesty International’s North Africa Campaigns Director said:

“By carrying out the executions of these nine men today Egypt has demonstrated an absolute disregard for the right to life.

“Those responsible for the attack that killed Egypt’s former public prosecutor deserve to be punished but executing men who were convicted in trials marred by torture allegations is not justice but a testament to the magnitude of injustice in the country.

Egyptian authorities must urgently halt this bloody execution spree which has seen them repeatedly putting people to death after grossly unfair trials in recent weeks 

Najia Bounaim, North Africa Campaigns Director

“These executions are a stark demonstration of the government’s increasing use of the death penalty, bringing the total number of death sentences implemented in the past three weeks to 15. Egyptian authorities must urgently halt this bloody execution spree which has seen them repeatedly putting people to death after grossly unfair trials in recent weeks.  

 “The international community must not stay silent over this surge in executions. Egypt’s allies must take a clear stand by publicly condemning the authorities’ use of the death penalty, the ultimate cruel, inhuman and degrading punishment.”

Background:

The nine were among 28 men sentenced to death for the killing of the former public prosecutor in an attack in Cairo that took place in June 2015. Several of the men said they were forcibly disappeared and tortured in order to confess to the killing.  

For more information see:

Egypt: Halt imminent execution of nine prisoners on death row

Amnesty International opposes the death penalty in all cases without exception regardless of the nature of the crime, the characteristics of the offender, or the method used by the state to kill the prisoner. The death penalty is a violation of the right to life.

Interview with the legal expert Yasir Gökçe on the current judgment of the court of cassation on ByLock

As the team of the ‘Human rights defenders (HRDs)’, we asked for Yasir Gökçe’s opinion on the current developments in judicial arena in regards to Bylock. Mr. Gökçe is a legal expert who has extensive experience and knowledge on IT law, data protection and cyber security. He published several articles and reports in various peer-reviewed journals on the legality of the use of Bylock in a court of law. He conducted research and obtained a master’s degree in Harvard University. Currently, he furthers his legal studies in the Bucerius Law School.


As might be known, the 16th Chamber of the Turkish Court of Cassation pronounced on 27.03.2018 a significant judgment on how the use of the Bylock must be established beyond any doubt by the first instance courts. The Chief Prosecutor of the Court of Cassation lodged a motion of opposition against the High Court’s decision before the General Criminal Chamber of the Court of Cassation. It remains to be seen whether the highest criminal court in Turkey would uphold the decision or not.

As the team of the ‘Human rights defenders (HRDs)’, we asked for Yasir Gökçe’s opinion on the current developments in judicial arena in regards to Bylock. Mr. Gökçe is a legal expert who has extensive experience and knowledge on IT law, data protection and cyber security. He published several articles and reports in various peer-reviewed journals on the legality of the use of Bylock in a court of law. He conducted research and obtained a master’s degree in Harvard University. Currently, he furthers his legal studies in the Bucerius Law School.  

Mr. Gökçe, for those who are not familiar with the Bylock investigations, would you briefly explain what the Bylock is as well as its significance for the Turkish judiciary?

Sure. Firstly, Bylock is a secure communication app.  Turkish authorities believe that it was exclusively allocated for the members of the Gülen Movement. The current regime in Turkey declared the said group as a terrorist organization. The assumption that Bylock was merely used by the followers of the Gülen Movement is a convenient one for the regime. Thereby, the regime in Turkey can easily link anyone who allegedly use the Bylock app to the said group and convict him/her of terrorism charges.

In short, any finding which indicates that the defendant might have used Bylock is a sufficient evidence for the Turkish regime to arrest him/her for one or two years and eventually sentence the defendant to the imprisonment of 6 years and 3 month at the minimum.  

In the light of these bitter facts, what significance does the current decision of the court of cassation bear?

At the outset, I am of the opinion that the court of cassation in Turkey did not render the aforementioned decision out of the concern for the rule of law. Reports produced by the esteemed human rights organizations indicate the poor level of the independence and impartiality of the judiciary in Turkey. I would like to elaborate on various considerations underlying this sort of judicial decisions more later on.   

The current decision of the high court is of particular importance, because the decision seeks a certain quality of the evidence linking the individual with the Bylock app. According to the decision, in order to establish that an individual used the Bylock beyond any doubt, (1) there must be a Bylock report produced by MİT exclusively for the defendant, which includes information such as User ID, password etc., (2) there must be a table of log data gathered from the internet service provider of the individual in question, and lastly (3) these two records (the Bylock report and the log data table) must fully match.

In its former decision dated 24.04.2017, the 16th Chamber of the Court of Cassation (the same high court) ruled that the use of Bylock has to be established beyond any doubt using technical methods. In this decision which represents the first precedence of the Court of Cassation on Bylock, the high court has summarily confirmed the evidentiary value of Bylock in a court of law, refraining from inquiring how the Bylock metadata was gathered by MİT. The current decision still do not address the fundamental problematic aspect of the use of Bylock before a court of law: The illegality of the way the Bylock data was gathered. In an era when the Europe enacted the General Data Protection Law and bestowed the EU citizens upon very breakthrough rights related to their personal data, it appears that the Turkish authorities arbitrarily and illegally retrieved dozens of terabytes of personal metadata belonging to the Turkish citizens.

To sum up, while the first decision of the Court of Cassation puts forward the principle that the phenomenon of the use of Bylock must be proved beyond any doubt, the new decision elaborates how this phenomenon must be established by the judiciary.

What is the practical significance of the current decision? How do you think it will impact the first instance courts?

It generally takes a long time until the first instance courts internalize and implement the high courts’ decisions. Therefore, the responsibility to remind them of the new precedence falls on the lawyers/litigators.

As you know, there are thousands of victims in Turkey who are being held in jail on the basis of, borrowing the term from my article, “the Bylock fallacy.” They are either arrested or convicted on the mere ground that they used the Bylock app. The alleged use of a messaging app is literally sufficient to be convicted as a “terrorist” in today’s Turkey. Against this backdrop, to be honest, I don’t mind how or why the detained victims in Turkey are released as long as they are freed somehow, whether through a repentance law or by way of high court decisions setting forth stricter conditions. But, under the current circumstances, I regret to say that they won’t be released under an impartial and independent judicial atmosphere.

That said, I believe the first instance courts, namely peace judges and high criminal courts, would release the detainees at the earliest convenience, giving deference to the current decision.

Why do you think it takes less time, compared to their previous performance, for the first instance courts to adopt the new decision?  

Here, I would like to highlight the considerations underpinning the current decision or the likes. As far as I am concerned, the Turkish judiciary, bureaucracy and significant portion of the public are well-aware that thousands of detainees are not “terrorists” as the regime and court rulings suggest and that they are put behind bars for no reason at all. This fact generates enormous victimization which greatly hurts what is left of public conscience and translates itself into pressure directed at the Erdogan regime. As is the case for any authoritarian country, the Erdogan regime feels compelled to allow the public some breathing space and to let them blow off the steam, which otherwise would likely cause social implosions.

I believe these concerns might have forced the regime into releasing a portion of the “captives” while giving the rest the hope to be “liberated” soon. I believe that the current decisions are rendered under the instruction and direction of the regime. For instance, the Assembly of the Criminal Chambers of the Court of Cassation recognized Bylock as a lawful evidence right after the Turkish Justice Minister’s following announcement; “The Supreme Court of Appeals’ Assembly of Criminal Chambers will now finalize an appellate review [of ByLock].” 

I am putting myself into the shoes of a Turkish judge: As a judge, I would be terribly intimidated and threatened by the dismissals and subsequent arrest of 4500 judges and prosecutors. Applying the decades-long well-established principles of Turkish case-law with related to terrorism charges, I would believe deep inside that the defendants could never be arrested or convicted relying on the findings at hand, namely “Bylock, bank account, high school, newspaper subscription etc.” There is the salient example of Hakan Atilla who was convicted by a US justice for being accomplice to the Erdogan regime’s crimes. Moved by all these factors and the court of cassation, I would have adopted the decision in a prompt manner and release the Bylock victims.

Thank you for sharing your valuable comments Mr. Gökçe. Can we have your last remarks? 

As a last remark, I want to stress the following fact: MIT have reduced the number of people who downloaded Bylock from over 1 million, to 215 thousand, then to 102 thousand, and then to 91 thousand. This mere fact indicates how unreliable Bylock is as an evidence. But, Turkish judiciary insists on ignoring the aforementioned fact. Additionally, as we discuss the unreliability of the method MİT resorted to in detecting the real Bylock users, there is a danger of justifying the detention of the real users of the messaging app. In other words, the mere fact that an individual indeed downloaded or used a messaging app cannot be taken as an evidence sufficient for his/her detention or conviction of terrorism charges. In that context, the correspondence held in the Bylock metadata must be given regard. However, the Erdogan regime has so far failed to made public any correspondence of criminal nature.                  

UN Special Rapporteur calls on Turkey to guarantee a fair process for Judge Murat Arslan

Mr. Diego Garcia-Sayàn called the authorities in Turkey to guarantee a fair appeals process for award-winning senior Judge Murat Arslan, who has been convicted in violation of due process and judicial guarantees.

Special Rapporteur further mentioned the unjust case of Murat Arslan, a former Chair of the Association of Judges and Prosecutors, has been in jail since his arrest on 18 October 2016.

“The conviction of Judge Arslan constitutes a severe and gross attack on the independence of the judiciary in Turkey, and in a democratic state under the rule of law an independent and impartial judiciary is a fundamental guarantee for society as a whole,” said the UN human rights expert.

For the press release of the OHCHR (link).

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “Adli ve idari yargılamalarda elektronik delillere dair kılavuz ilkeleri” yayınlandı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Ocak 2019’da ‘Adli ve idari yargılamalarda elektronik delillere dair kılavuz ilkeleri’ yayınladı.

ByLock yargılamalarına dair önemli ilkeler içeren eden Kılavuz ilkelerini, Erdoğan rejimi tarafından tutuklanan binlerce hukukçunun haklarını savunmak ve seslerini duyurmak için kurulan Arrested Lawyers Initiative (Tutuklu Hukukçular Girişimi) Türkçe’ye tercüme etti.

Tercüme edilen kılavuzda yer alan ve size yardımcı olacağını düşündüğümüz ilkelerin başlıkları şöyle:

  • Uzaktan ifade alma;
  • Elektronik delillerin kullanımı;
  • Delil toplanması, elde edilmesi ve iletimi;
  • İlgililik;
  • Güvenilirlik
  • Depolama ve muhafaza;
  • Arşivleme;
  • Farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim.


İŞTE KILAVUZ’UN TÜRKÇE TERCÜMESİ – 30 OCAK 2019

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi,

Avrupa Konseyi’nin amacının, bilhassa yasal hususlara ilişkin ortak kuralların kabulünü destekleyerek, üye devletler arasında daha sağlam bir birlik oluşturmak olduğunu göz önünde bulundurarak;

Medeni ve idari dava ve işlerde mahkemelere ve yargılama yetkisini haiz diğer yetkili makamlara, hukuku meslek edinmiş kimselere ve bu dava ve işlerin taraflarına elektronik delillerin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin olarak işlevsel bir kılavuz ortaya koymanın gerekliliğini dikkate alarak;

Bu kılavuz ilkelerin üye devletlerin ulusal mevzuatını bağdaştırmaktan ziyade ortak bir çerçeve çizmek amacını taşıdığının bilincinde olarak;

Üye devletlerin yasal sistemlerinde görülen çeşitliliğe saygının bir gereklilik olduğunu telakki ederek;

Üye devletlerin yargı sistemlerini dijitalize etme hususunda gösterdikleri gelişmenin farkında olarak;

Yine de, yargı sistemlerinde elektronik delillerin etkili bir şekilde yönetilebilmeleri önünde yer alan ortak standartların yokluğu, delil toplama süreçlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı gibi engellerin farkında olduklarını bildirerek;

Yargı sistemleri içerisinde ve mahkeme sürecinde elektronik delillerin kullanımının kolaylaştırılmasına duyulan ihtiyacın altını çizerek;

Üye devletlerin günümüzde elektronik delil kullanımında ortaya çıkan aksaklıkları incelemelerine ve yeni elektronik delil prensiplerinin ve pratiklerinin ortaya konabileceği veya var olan prensip ve pratiklerin iyileştirilebileceği alanların tespitini yapmalarına ilişkin bir gerekliliğin varlığının bilincinde olarak;

Bu kılavuz ilkelerin amacının mevzuatta ve uygulamada görülen aksaklıklara yönelik elverişli çözümler sağlamak olduğunu belirterek;

Üye devletlere, medeni ve idari dava ve işlerde elektronik delillerin kullanımına ilişkin olarak ortaya çıkan problemlere cevaben üye devletlerin yargı ve diğer uyuşmazlık çözüm mekanizmaları nezdinde yürüttükleri uyum çalışmalarında onlara yardımcı olmak amacıyla ve bu çalışmalarda etkili bir araç olur düşüncesiyle aşağıda yer alan kılavuz ilkeleri kabul eder; ve üye devletleri söz konusu kılavuz ilkelerin uygulanması amacına yönelik olarak bu ilkelerin elektronik delillerden sorumlu olan, veya bu delillerin ele alınmasında görevli bulunan, şahısların aracılığıyla olabildiğince geniş bir kitleye yaymaya davet eder.

Amaç ve kapsam

Kılavuz ilkelerin konusunu;

  • uzaktan ifade alma;
  • elektronik delillerin kullanımı;
  • delil toplanması, elde edilmesi ve iletimi;
  • ilgililik;
  • güvenilirlik
  • depolama ve muhafaza;
  • arşivleme;
  • farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim;

hususları oluşturmaktadır.

Kılavuz ilkeler, hiçbir şekilde bu ilkeler belli tür elektronik delillerin kanıt gücünü haiz olduklarına dair bir kabul getiriyor şeklinde yorumlanmamalı ve yalnızca ulusal mevzuatla çakışmadıkları sürece uygulanmalıdırlar.

Kılavuz ilkeler yargı sistemlerinde ve mahkeme uygulamalarında elektronik delillerin kullanımını ve yönetimini kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Tanımlar

Bu kılavuz ilkelerin amacı doğrultusunda:

  • Elektronik delil:“Elektronik delil” işleyişi bir yazılım programına ya da bir bilgisayar sisteminde veya ağında tutulan veya bu sistem veya ağ üzerinden aktarılan veriye bağlı olan herhangi bir cihaz tarafından oluşturulan veya bu cihaz içerisinde yer alan veriden elde edilmiş her türlü delil anlamına gelmektedir.
  • Metadata:“Metadata” diğer elektronik verilere ilişkin olup delilin kimliğini, kaynağını veya tarihini belirleyebilmesinin yanında ilgili tarihlerin ve zamanların tespitini sağlayabilme potansiyeline sahip elektronik bilgi anlamına gelmektedir.
  • Güven hizmeti: Aşağıda yer alan unsurları içeren elektronik hizmet:
  1. Elektronik imzaların, elektronik mühürlerin ya da elektronik zaman damgalarının oluşturulması, doğrulanması ve geçerli kılınmaları; kayıtlı elektronik dağıtım hizmetleri ve bu hizmetlere ilişkin sertifikalar; ya da
  2. İnternet sitesi doğrulama hizmetleri için sertifika oluşturulması, bu sertifikaların doğrulanması ve geçerli kılınmaları; ya da
  3. Elektronik imzaların, mühürlerin muhafazası veya bu hizmetlere ilişkin sertifikalar
  •  Mahkeme: Yargılama yapma yetkisiyle donatılmış ve bu yetkinin icrasında elektronik delillerden faydalanan her türlü yetkili makam.

Temel prensipler

Elektronik delillerin sahip oldukları potansiyel ispat gücü ulusal mevzuat doğrultusunda mahkemeler tarafından karara bağlanır.

Elektronik deliller; bilhassa delillerin kabul edilebilirliğine, gerçekliğine, kesinliğine ve bütünlüğüne ilişkin hususlar açısından diğer delillerle aynı şekilde değerlendirilmelidir.

Elektronik deliller tarafları dezavantajlı bir konuma sokacak ya da taraflardan herhangi birine hâksiz bir avantaj sağlayacak şekilde ele alınmamalıdır.

Kılavuz ilkeler

Uzaktan ifade alma

  1. İfade alma, delilin doğasına aykırı olmamak koşuluyla, teknik araçlar kullanılarak uzaktan yapılabilir.
  2. Mahkemeler, ifade almanın uzaktan yapılıp yapılmayacağına karar verirken bilhassa aşağıda yer alan faktörleri göz önünde bulundurmalıdırlar:
  • Delilin önemi
  • İfadesi alınacak kişinin statüsü
  • Delilin aktarılacağı video bağlantısının güvenliği ve bütünlüğü
  • İfadesi alınacak kişinin mahkeme huzuruna getirilmesinin yol açacağı masraflar ve zorluklar.
  1. Uzaktan ifade almanın: a) duruşmada hazır bulunan kişilerin, duruşmanın halka açık yapıldığı durumlarda halkın, göreceği ve duyacağı şekilde ve, b) ifadesi alınacak kişide, ifadesinin etkili ve adil bir şekilde alındığına ilişkin bir şüphe oluşmasının önüne geçmek için gerekli olduğu ölçüde bu kişinin duruşmayı izleyebileceği ve duyabileceği şekilde, yapılması gerekmektedir.
  2. Uzaktan ifade alma süreci ve bu süreçte kullanılan teknolojiler bu delilin kabul edilebilirliğine ve ilgili kişilerin mahkeme tarafından kimlik tespitlerinin yapılmasına engel oluşturmamalıdırlar.
  3. İfade almanın hususi veya halka açık bir bağlantı kullanılarak yapılmasından bağımsız olarak video konferansının kalitesi sağlanmalı ve ifadenin üçüncü şahıslar tarafından dinlenmesinin önüne geçmek adına video sinyali şifrelenmelidir.

Elektronik delillerin kullanımı

  1. Mahkemeler elektronik delilleri reddetmemeli ve yalnızca elektronik bir formatta toplandıkları ve/veya sunuldukları için yasal olarak haiz olmaları gereken etkiden bu delilleri yoksun bırakmamalıdırlar.
  2. Kural olarak mahkemeler, yalnızca gelişmiş, kaliteli ve benzeri şekilde güvence altına alınmış bir elektronik imzanın yokluğunu gerekçe göstererek elektronik delilleri yasal olarak haiz olmaları gereken etkiden yoksun bırakmamalıdırlar.
  3. Mahkemeler metadatanın sahip olduğu ispat değerinin ve bu verileri kullanmamanın yol açacağı potansiyel sonuçların farkında olmalıdırlar.
  4. Taraflar elektronik delilleri, delilin çıktısı alınmış halini de tedarik etmek zorunda olmadan, orijinal elektronik formatında ibraz edebilmeliler.

Delillerin toplanması, elde edilmesi ve iletimi

  1. Elektronik delil makul ve güvenilir bir metot izlenerek toplanmalı ve bu delillerin mahkemelere ibrazı güven hizmetleri gibi güvenilir hizmetler kullanılarak sağlanmalıdır.
  2. Elektronik delillerin elektronik olmayan delillere nazaran sahip olduğu daha yüksek tahrip olma veya kaybolma riski göz önüne alındığında, üye devletler elektronik delillerin güvenilir bir şekilde elde edilmesi ve toplanmasına ilişkin olarak özel prosedürler geliştirmelidirler.
  3. Mahkemeler, elektronik delillerin yabancı ülke sınırları içerisinde elde edilmesi ve toplanmasına bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel sorunların, sınır aşan dosyalardakiler de dahil olmak üzere, farkında olmalıdırlar.
  4. Mahkemeler sınır aşan delil toplama durumlarında birbirleriyle işbirliği içerisinde olmalıdırlar. Delil toplanmasına dair kendisine talepte bulunulan mahkeme, talepte bulunan mahkemeyi delilin hangi koşullara bağlı olarak toplanabileceği, bu bağlamda hangi kısıtlamaların da söz konusu olduğu hususunda bilgilendirmelidir.
  5. Elektronik deliller, delillerin başka mahkemelere iletilmesini kolaylaştıracak şekilde toplanmalı, düzenlenmeli ve ele alınmalıdır.
  6. Dava sürecinin daha etkin bir şekilde işleyebilmesine yardımcı olmak adına elektronik delillerin iletiminin elektronik araçlar vasıtasıyla yapılması teşvik edilmelidir.
  7. Elektronik delillerin iletiminde kullanılan sistemler ve cihazlar bu delillerin bütünlüğünü muhafaza edebilecek nitelikte olmalıdırlar.

İlgililik

  1. Mahkemeler, bilhassa elektronik delillerin gereğinden fazla ve şüpheli temininin ve bu delillere gereğinden fazla ve şüphe uyandıracak şekilde talebin oluşmasının önüne geçmek amacıyla elektronik delillerin yönetiminde aktif rol almalıdırlar.
  2. Mahkemeler, özellikle delillerin ispat gücüne ilişkin olarak ortaya atılan veya elektronik delillerle oynandığına dair bir iddianın varlığı halinde elektronik delillerin uzmanlar tarafından incelenmesini isteyebilir. Bu uzmanların ilgili konu dahilinde yeterli tecrübeye sahip olup olmadıkları mahkemeler tarafından karara bağlanmalıdır.

Güvenilirlik

  1. Delillerin güvenilirliğine ilişkin olarak mahkemeler, elektronik verilerin kaynağına ve gerçekliğine dair ilgili her türlü hususu göz önünde bulundurmalıdır.
  2. Mahkemeler güven hizmetlerinin elektronik delillere güvenin kurulması noktasında sahip oldukları değerin farkında olmalıdırlar.
  3. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde ve mahkemenin bu konudaki takdir yetkisini bertaraf etmeden; elektronik veriler, bu verilerin doğruluğuna ilişkin olarak taraflardan biri itiraz etmediği taktirde, delil olarak kabul edilmelidirler.
  4. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde ve mahkemenin bu konudaki takdir yetkisini bertaraf etmeden; imzalayan şahsın kimliğinin doğrulandığı ve verinin bütünlüğünün güvence altına alındığı durumlarda, aksine ilişkin olarak makul şüphelerin ortaya çıkmaması halinde veya bu tarz şüphelerin ortaya çıkmasına kadar elektronik verilerin güvenilir olduğu varsayılmalıdır.
  5. Uygulanacak hukukun savunmasız kişi kategorisine giren bireyler için özel koruma getirdiği durumlarda söz konusu hukuk bu kılavuz ilkeler nazarında önceliğe sahiptir.
  6. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde, bir kamu otoritesinin taraflardan bağımsız olarak bir elektronik delili bir yerden bir yere aktarması durumunda, söz konusu delilin içeriği aksi ispat edilene kadar kesinleşmiş kabul edilir.

Depolama ve muhafaza

  1. Elektronik deliller bunların okunabilirliğinin, ulaşılabilirliğinin, bütünlüğünün, gerçekliğinin, güvenilirliğinin ve gerekli olduğu yerde gizliliğinin ve delillerin ilgili bulundukları şahısların özel hayatlarının gizliliğinin muhafaza edilmesini sağlayacak şekilde saklanmalıdır.
  2. Elektronik deliller bunların hangi bağlamda oluşturulduğunun açık bir şekilde ortaya konmasını sağlamak adına standart hale getirilmiş metadatalarla birlikte muhafaza edilmelidir.
  3. Bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeleri de göz önüne alarak, muhafaza altında bulunan elektronik delillerin zaman içerisinde okunabilirliklerini ve ulaşılabilirliklerini kaybetmelerinin önüne geçilmelidir.

Arşivleme

  1. Mahkemeler elektronik delilleri ulusal hukukun öngördüğü şekilde arşivlemelidirler. Elektronik arşivler bütün güvenlik gerekliliklerini sağlar nitelikte olmalı ve verilerin bütünlüğünü, gerçekliğini, gizliliğini, kalitesini garanti altına almalarının yanı sıra özel hayatın gizliliğine saygı prensibini de garanti etmelidirler.
  2. Elektronik delillerin arşivlenmesi işlemi nitelikli uzmanlar tarafından yürütülmelidir.
  3. Veriler elektronik delillere erişimi muhafaza etmek için gerekli olduğu taktirde yeni bir depo medyasına taşınmalıdır. 

Farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim

  1. Üye devletler elektronik delillerin medeni ve idari iş ve davalardaki faydalarına ve değerine ilişkin farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarda bulunmalıdırlar.
  2. Üye devletler elektronik delillere ilişkin olarak var olan teknik standartları denetim altında tutmalıdırlar.
  3. Mesleklerinin gereği olarak elektronik delillerle uğraşan her şahsa, bu delillerin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin gerekli disiplinler arası öğretime erişim imkânı sağlanmalıdır.
  4. Hakimler ve hukuku meslek edinmiş kişiler elektronik delillerin ulaşılabilirliğine ve değerine etki edebilecek bilgi teknolojilerine dair gelişmelerin farkında olmalıdırlar.
  5. Hukuk eğitiminin kapsamına elektronik cihazlara ilişkin modüller eklenmelidir.


Kaynaklar:
– https://www.coe.int/en/web/portal/-/committee-of-ministers-adopts-guidelines-on-electronic-evidence-in-civil-and-administrative-proceedin-1

– https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectId=0900001680902e0c

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial