Arbitrary detention and the right to a fair trial: UN experts find Turkey violated human rights

GENEVA (29 May 2019) — Two Turkish men living in Malaysia were arbitrarily detained and deprived of their right to a fair trial after they were extradited to Turkey and held incommunicado, the United Nations Human Rights Committee concluded in a decision published today in Geneva. The finding came in response to a complaint submitted to the Committee by the victims.

The full decision is available to read on-line.
https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=24661&LangID=E






YEMİNLİ TERCÜME’NİN TAM METNİ

Birleşmiş Milletler / CCPR/C/125/D/2980/2017

Uluslararası Sivil
ve Siyasi Haklar Anlaşması
Düzenlenmemiş ileri sürüm

Bölüm: Genel
28 Mayıs 2019
Aslı: İngilizce

İnsan Hakları Komitesi

2980/2017 1 ,2* sayılı iletişim ile ilgili isteğe bağlı
Protokol kapsamında Komite tarafından kabul edilen
görüşler,***

İletişim şu kişiler tarafından teslim edilmiştir: İsmet Özçelik, Turgay Karaman ve I. A. (avukat Walter Van Steenbrugge tarafından
temsil edilmektedirler)

İddiada bulunan kurbanlar: Yazarlar

Taraf Devlet: Türkiye

İletişimin tarihi: 12 Mayıs 2017 (ilk teslim tarihi)

Belge referansları: Komite usul kurallarının 92 ve 97. maddeleri
uyarınca alınan karar, 19 Mayıs 2018 tarihinde
Taraf Devlet’e iletilmiştir (belge şeklinde
yayınlanmamıştır).

Görüşlerin Kabul Tarihi: 26 Mart 2019

Konu: Keyfi tutuklama ve gözaltı; adalet sistemine erişim

Usul sorunları:İç hukuk yollarının tüketilmesi; iddiaların
kanıtlanma düzeyi

Önemli konular: Yaşam hakkı; işkence ve kötü muamele; keyfi tutuklama ve gözaltı; gözaltı koşulları; adil yargılanma hakkı; Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca ihlal

Sözleşme maddeleri:4, 6, 7, 9, 10 ve 14

Protokol Maddeleri:1, 2 ve 5 (2) (b)

* Komite tarafından 125. oturumda kabul edilmiştir (4-29 Mart 2019).

** Komitenin aşağıdaki üyeleri iletişimin incelenmesine katılmıştır: Tania María Abdo Rocholl, Yadh
Ben Achour, Ilze Brands Kehris, Christopher Arif Bulkan, Ahmed Amin Fathalla, Shuichi Furuya, Christof Heyns,
Bamariam Koita, Marcia V.J. Kran, Duncan Laki Muhumuza, Photini Pazartzis, Hernán Quezada, Vasilka Sancin, José
Manuel Santos Pais, Yuval Shany, Hélène Tigroudja, Andreas Zimmermann ve Gentian Zyberi.
*** Komite üyesi Gentian Zyberi (kısmen eşzamanlı, kısmen muhalif) tarafından bireysel
bir görüş, mevcut görüşlere eklenmiştir.

1.1
Bu bölümün yazarları sırasıyla 1959, 1974 ve 1978 Türkiye doğumlu olan İsmet Özçelik, Turgay Karaman ve I.A.’dır. Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Malezya’dan Türkiye’ye gönderildi. Sözleşmenin 6, 7, 9, 10 ve 14. maddelerine göre haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Opsiyonel Protokol 24 Şubat 2007 tarihinde Taraf Devlet ‘de yürürlüğe girmiştir. Yazarlar avukat, Bay Walter Van Steenbrugge tarafından temsil edilmektedir. Taraf Devlet, Genel Sekretere 2 Ağustos 2016 tarihli Sözleşme’nin 4 üncü maddesi uyarınca, istisna uygulandığına dikkat çekmiştir. 9 Ağustos 2018’de, Taraf Devlet, Genel Sekretere, OHAL’in 19 Temmuz 2018 itibariyle sona ermesiyle birlikte, istisna durumunun ortadan kalkması gerektiğini bildirmiştir.

1,2
12 Mayıs 2017 tarihli ilk şikayette, yazarların aile üyeleri, yazarların Türkiye’de bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulduğunu ve işkenceye maruz kalma riski altında olduğunu iddia etti.[1] Şikayetlerinin Taraf Devlette Komite tarafından incelenmesini talep ederken, keyfi olarak gözaltına alınmamalarını veya işkenceye maruz kalmamalarını sağlama talebini içeren geçici tedbirler almalarını istedi. 19 Mayıs 2017 tarihinde, Prosedürün 92. usulü uyarınca, iletişim ve geçici önlemlerle ilgili Özel Raportörü aracılığıyla harekete geçen Komite, Taraf Devletten, yazarların bulunduğu yerin doğrulanmasını ve bu kişilerin derhal yasaların koruması altına alınması adına gerekli tüm önlemlerin alınmasını;  yazarların ailesine ve temsilcilerine bulundukları yere dair bilgi verilmesini; yazarların yakınlarıyla iletişim kurabilmeleri için gereken tüm önlemlerin alınmasını; Yazarların derhal hakim önüne çıkarılıp, kendi seçtikleri bir avukata erişimlerinin sağlanmasını talep etti.

1,3
31 Ekim 2017 tarihinde, Yeni iletişim ve geçici önlemler konusundaki Özel Raportörü aracılığıyla hareket eden Komite, Taraf Devletin geçici tedbirleri kaldırma talebini reddetti. Komite, Taraf Devletten, yazarları derhal hakim önüne çıkarmak, avukata erişmelerini sağlamak, yazarlara uygun ve yeterli tıbbi bakımın hemen erişim sağlanması, yazarların aileleri, danışmanları veya seçtikleri herhangi bir kişi tarafından iletişim kurmalarına ve ziyaret edilmelerine izin verilmesi için gerekli tüm önlemlerin almasını istedi. Komite Prosedürünün 97. maddesi uyarınca, Komite ayrıca, Taraf Devletin, iletişimin kabuledilebilirliği konusundaki kabiliyetini esasa göre incelenmesi talebini reddetti.

1,4
25 Eylül 2017 tarihinde, I. A. komiteden şikayetini geri çekmiştir. 27 Şubat 2018 tarihinde, Taraf Devlet şikayetin durdurulmasını talep etti.

                   Yazarlar tarafından sunulan şekliye gerçekler

2.1
Yazarların Türk makamları tarafından Gülen hareketine bağlı olduğu düşünülmektedir. 2017’de Malezya’da ikamet etmekteydiler. Mayıs 2017’nin ilk haftasında Malezya terörle mücadele mevzuatı kapsamında, Türk makamlarının kontrolü veya talimatlarıyla hareket eden kişiler tarafından, yasadışı olarak, özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını bildirmekteler.

2,2
Komite nezdinde iletişimin sunulduğu sırada, Turgay Karaman ve İsmet Özçelik 13 yıldır Malezya’da yaşamıştı. Turgay Karaman, Fethullah Gülen’in öğretilerinden ilham alan bir okul olan Time International School’un müdürüydü. 2 Mayıs 2017’de Gülen hareketi ile ilişkisi nedeniyle Malezya’da kaçırıldı. CCTV görüntüleri, bir yeraltı otoparkında kimliği belirsiz beş kişi tarafından bir arabaya zorla bindirildiğini ortaya çıkardı. Ailesi kendisine ulaşılamadığını anlayarak, yerel polisi ve Kuala Lumpur’daki BM ofisini uyardı. Bir akademisyen olan Ismet Özçelik, daha önce oğlunun Kuala Lumpur’daki evinden kimliği belirsiz Malezya güvenlik servisleriyle bağlantılı gibi görünen, kendisini kaçırmaya ve Türkiye’ye göndermeye çalışan silahlı kişilerin saldırısına maruz kaldıktan sonra,  BMMYK tarafından iskan edilmeyi beklemekteydi. Yerel polis müdahale etti ve örtülü iadeyi durdurdu. Malezyalı yetkililer tarafından, serbest bırakılmadan önce 50 gün boyunca gözaltında tutulmuştur. 4 Mayıs 2017’de bir kez daha Malezya polisi tarafından özgürlüğünden mahrum bırakıldı.

2.3
Yazarların aile üyeleri tarafindan, yazarların Kuala Lumpur’daki polis merkezinde gözaltına alındığı anlaşıldı. Yazarların herhangi bir avukata veya dava dosyalarına erişimine izin verilmedi. Malezyalı avukatları derhal erişim elde etmek için talepte bulundu. 9 Mayıs 2017 tarihinde, avukat ve yazarların kısa süreyle iletişim kurmasına izin verildi. Ancak yazarların dava dosyalarına erişim talebi reddedildi.

2,4
12 Mayıs 2017 tarihinde,  iade duruşmasının yapılmamış olmasına ve de bu yönde herhangi bir yargı kararının bulunmamasına rağmen yazarlar Türkiye’ye götürüldü. Türkiye’ye döndükten sonra, yazarlar bilinmeyen bir yerde tecritte tutuldu.

                   Şikayet

3.1
İlk başvuru sırasında,yazarlar, tutuklu olarak, Sözleşmenin 6, 7, 9 ve 10. maddelerinde belirtilen haklarına aykırı olarak, işkence ve kötü muamele gördükleri iddasında bulundular. Taraf Devlet’te terör örgütü olarak belirlenen Gülen hareketine bağlı oldukları gerekçesiyle işkence ve istismar vakalarının, hareketle ilişkili olduğu iddia edilen şahıslara sıkça uygulandığının belgelendiğini belirttiler.[2]

3.2
Yazarlar ayrıca, Antlaşmanın 14. maddesi kapsamındaki haklarının, Türkiye’de bilinmeyen bir yerde gözaltında tutulurken ihlal edildiğini ve adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldıklarını iddia ettiler. Yazarların nerede oldukları hakkında yakınlarının aldıkları tek bilgi, 14 Mayıs 2017 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele birimi tarafından sorgulanmalarıydı. Akrabaları, yazarların nerede gözaltında tutuldukları veya hakim önüne çıkarılıp çıkarılmadıkları, avukata ya da dava dosyalarına erişim hakları olup olmadığı hakkında herhangi bir bilgiye sahip değillerdi.

3.3
25 Eylül 2017 tarihinde, Taraf Devletin şikayetin kabul edilebilirliği hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarında, yazarlar şikayet hakkında daha fazla bilgi verdiler. Antlaşmanın 9. maddesi uyarınca haklarının ihlal edilerek özgürlüklerinden keyfi ve hukuka aykırı olarak yoksun bırakıldıklarını iddia etmekteler. İade talebi yapılmadan Malezya’dan çıkarıldıklarını, Türk makamlarının kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar olmadıklarını, hakim karşısına çıkarılmalarının sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü, tutukluluk hallerinin gözden geçirilmesi için bizzat veya bir avukat vesilesiyle  temsil edilme imkanlarının olmadığını ve dava dosyalarına erişemediklerini iddia etmektedirler.

3.4
Yazarlar, Antlaşmanın 7. maddesi uyarınca haklarının ihlal edilerek kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmekteler. İsmet Özçelik, avukatına kötü muameleye maruz kaldığını, kendisine karşı şiddet kullandığını ve ailesinin tehdit edildiğini bildirdi. Bu kötü muamele nedeniyle, sağlık sorunları – özellikle kalp durumu-büyük ölçüde kötüleşti. Turgay Karaman da kötü muamele ve işkenceye maruz kaldı. Yazarlar ayrıca hücre hapsi ile tehdit edildiğini iddia ediyorlar.

3.5
Yazarlar, 25 Eylül 2017 gününe ait sunumlarında, Antlaşmanın 10. maddesi uyarınca iddialarına ilişkin daha fazla bilgi vermektedir. Ailelerinin cezaevi transferlerinden haberdar olmadıklarını ve ailelerinin memleketinden uzakta bir hapishanede gözaltına alındıklarını iddia ediyorlar. Aileleriyle iletişim kurmak o kadar zor ve külfetli bir hale geldi ki, aile üyeleriyle telefon görüşmeleri için resmi başvuruda bulunmalarına rağmen, nadiren onlarla iletişim kurma fırsatına sahip oldular. Ayrıca, üç aylık bir süre boyunca ailelerinden kıyafet almalarına izin verilmediğini ve yeterli tıbbi bakım alma imkanlarının reddedildiğini iddia ediyorlar. En fazla 20 kişi için tasarlanmış ancak 26 kişinin tutulduğu aşırı kalabalık hücrelerde tutulmaktadırlar. Yiyeceklere, hijyenik koşullara ve rekreasyona temel erişimden mahrum bırakılmışlardır.

3.6
Antlaşmanın 14. maddesi uyarınca iddialarına göre, yazarlar kendilerine karşı yapılan suçlamalardan haberdar olmadıklarını ve yasal yardım istemeye erişimlerinin engellendiğini iddia etmektedirler. Avukatlarına danışmalarına ilk kez 13 gün (İsmet Özçelik) ve 17 gün (Turgay Karaman) tutuklandıktan sonra izin verilmiştir. Ayrıca, dava dosyalarına erişime izin verilmemiş ve sadece bir kez hakim karşısına çıkarılmışlardır.

                   Devletin kabul edilebilirlik konusundaki gözlemleri

4.1
19 Temmuz 2017’de, Taraf Devlet gözlemlerini iletişimin kabul edilebilirliği üzerine sundu. Taraf Devlet, opsiyonel Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tükenmemesi nedeniyle iletişimin kabul edilemez olduğunu kabul eder. Ayrıca, yazarların 9, 10 ve 14 üncü maddelere göre taleplerinin, Taraf Devletin Genel Sekretere usulüne uygun şekilde bildirilmiş olan Sözleşme’nin 4. maddesine göre bir istisna yapması nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan eder.

4.2
Taraf Devlet, iç makamlarının bulgularına göre, gülen hareketi veya “Fetullahçı terör örgütü/paralel devlet yapısını (FETÖ/PDY)”, Fetullah Gülen’in hükümeti devirmek amacıyla kurduğu silahlı bir terör örgütü olduğunu belirtir. Fetö/PDY’NİN, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sorumlu olan ve ulusal güvenliği tehdit eden bir terör örgütü olduğu yönünde bir dizi kararla Türkiye Ulusal Güvenlik Konseyi’nin kurulduğu da belirtiliyor. Ülke çapında bir acil durumun 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren ilan edildiğini belirmektedir. Taraf Devlet, 21 Temmuz 2016 tarihli Antlaşmanın 4. maddesi uyarınca istisna bildiriminde, olağanüstü halin bir sonucu olarak, alınan önlemlerin 2 (3), 9-10, 12-14, 17, 19, 21-22 ve 25-27. madde, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca izin verildiği gibi, madde kapsamındaki yükümlülüklerden muaf tutulabileceğini bildirmiştir.[3] Taraf Devlet, yazarların 9, 10 ve 14. maddelerdeki iddialarının istisna bildirimi kapsamında olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle, bu iddiaların kabul edilemez olduğu Taraf Devletçe belirtilmiştir. 4. maddeye göre, olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan kararnamelerin ve alınan tedbirlerin ancak durumun devam etmesinin kesin olarak gerekli kıldığı ve yetkililerin karşılaştığı krizle orantılı olduğu ölçüde alındığını savunulmaktadır . Önlemlerin sadece olağanüstü hal süresince yürürlükte olacağı ve bunun geçici hüviyette olduğu belirtilmiştir.

4.3
Taraf Devlet, darbe girişiminin ardından çok sayıda tutuklama ve gözaltı işlemlerinin başlatıldığını belirtiyor. Bu olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan KHK’lar hakkında bilgi sağlamaktadır. Kanun Hükmünde Kararname kapsamında azami gözaltı süresi, etkin soruşturmaların yapılmasını sağlamak amacıyla 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 30 güne çıkarılmıştır. Daha sonra, değişen koşullar göz önüne alındığında, uzayan tutuklu kalma sürelerinin ölçülmesi gözden geçirildi. 684 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile azami gözaltı tutuklu kalma süresi yedi güne düşürülmüştür. Bu, bir cumhuriyet savcısının kararı ile yedi gün daha uzatılabilir. Gözaltı emrine karşı, gözaltında bulunan kişi, savunma avukatı veya yasal temsilci, eş veya birinci dereceden akrabalar tarafından ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Tutuklu kalma süresi boyunca, hukuki yardım sağlanmakta giriş ve çıkışta sağlık raporları yayınlanmaktadır.

4.4
Taraf Devlet, yazarların davasının özel durumlarıyla ilgili olarak, Silahlı terör örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca daha önceden yazarlara yönelik soruşturma başlatıldığını belirtiyor. Soruşturma dosyası ile ilgili olarak kısıtlama kararı alınmıştır. İsmet Özçelik hakkında 29 Ağustos 2016 gününde Sarayönü ceza hakimliği tarafından tutuklama emri çıkarılmıştır. Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile 21 Mart 2017 gününde Turgay Karaman aleyhinde tutuklama emri çıkarılmıştır. Yazarların silahlı terör örgütüne üye olduklarından şüphelenildiği için Ceza Kanununun 314 (2) maddesi uyarınca tutuklama emri çıkarıldı. Yazarlar 12 Mayıs 2017 tarihinde Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alındı. 18 Mayıs 2017’de savcının talimatı üzerine gözaltı süresi yedi gün daha uzatıldı. Gözaltı süresince, yazarlar haklarından haberdar edildi. Yazarların akrabalarına 12 Mayıs 2017’de tutuklanmaları hakkında bilgi verilmiştir. 17 Mayıs 2017 tarihinde, İsmet Özçelik’e barodan atanan avukat hizmeti vermiştir. Avukatıyla bu tarihte bir araya gelmiş ve ifadesi avukatının huzurunda kolluk kuvvetleri tarafından alınmıştır. 19 Mayıs 2017’de Turgay Karaman da avukatıyla bir araya gelmiş olmakla birlikte, avukatının huzurunda kolluk kuvvetleri tarafından ifadesi alınmıştır.

4.5
Yazarlar 12-23 Mayıs 2017 tarihleri arasında gözaltında tutuldu. Gözaltına alınmadan önce ve sonra tıbbi olarak muayene edildiler ve buna ilişkin tıbbi rapor düzenlenmiştir. 23 Mayıs 2017 tarihinde, yazarlar Ankara 5. Ceza Hakimliğince, avukatlarının huzurunda mahkeme kararıyla gözaltına alınmıştır. ve 3 Haziran 2017 tarihine kadar, Sincan T tipi kapalı Cezaevi’ne tutuldular. Ardından, güvenlik ve kapasite nedeniyle, Denizli T tipi kapalı Cezaevi’ne nakledildiler. Halen Denizli Cezaevi’nde tutulmaktadırlar.

4.6
Sincan Cezaevi’nde gözaltına alınan Turgay Karaman ve İsmet Özçelik, günde 24 saat acil sağlık hizmetlerine erişebildi. Koğuşta televizyon izlenebiliyordu, ayrıca tuvalet, banyo ve mutfak olanakları vardı. Açık hava ve güneş ışığına sınırsız erişimleri vardı. Pazartesileri hapishane ziyaret günüydü. Ancak, akrabaları yazarları ziyaret etmedi. Bunu yapma haklarına sahip olmalarına rağmen, yazarlar herhangi bir telefon görüşmesi yapmadılar veya mektup gönderip veya almadılar. İsmet Özçelik, avukatıyla 28 Mayıs 2017 tarihinde 57 dakika, 30 Mayıs 2017 tarihinde ise 66 dakika görüşmüştür. Turgay Karaman, 26 Mayıs 2017 tarihinde avukatıyla 30 dakika görüşmüştür. Denizli Cezaevi’nde yazarlar 20 kişilik bir koğuşta tutuluyorlardı. Telefon konuşmaları veya ziyaretlerle ilgili herhangi bir kısıtlama yoktur. İsmet Özçelik, 6 Haziran 2017 tarihinde ailesi tarafından ziyaret edildi. Turgay Karaman, 12 Haziran 2017 tarihinde bir akrabasıyla telefon görüşmesi yaptı.

4.7
Taraf Devlet, yazarların Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin  gözaltı kararına itiraz etmediğinden dolayı, iç hukuk yollarının tükenmediği için bunun kabul edilemez olduğunu öne sürmektedir. Taraf Devlet ayrıca, Taraf Devlet ayrıca, ilgili keyfi tutuklama ve gözaltına alınma ve tutuklama gerekçelerinin bildirilmemesine ilişkin iddiaların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesi uyarınca birinci derece mahkemeler tarafından incelenebilir olduğunu ileri sürmektedir. Taraf Devlet, tüm idari ve adli çözümlerin tükenmesinden sonra, bireylerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolleri kapsamında yer alan ihlaller iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne şikayette bulunabileceğini belirtmektedir. Mahkeme, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunulan davalarda, Anayasa Mahkemesi nezdindeki şikayetlerin, başvuranın şikayette bulunmadan önce izlemesi gereken etkili bir çözüm olduğunun tespit edildiğini belirtti.[4]

                   Yazarların kabul edilebilirlik konusundaki gözlemlerine ilişkin yorumları

5.1
25 Eylül 2017’de yazarlar, devletin iletişimin kabul edilebilirliği hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarını sundular.

5.2
Yazarlar, Taraf Devletçe sunulan iç çarelerin hiçbirinin yeterli veya etkili bir çözüm oluşturmadığını iddia etmektedir.

5.3
Yazarlar, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin gözaltı kararına itiraz ettiklerini belirttiler. 30 Mayıs 2017 gününde, Turgay Karaman’ın avukatı kararı temyiz ederken, Baro tarafından İsmet Özçelik’e atanan avukat, 26 Mayıs 2017’de gözaltı kararını temyiz etti. 22 Haziran 2017 tarihinde Ankara 6. ceza hakimliği her iki başvuruyu da reddetti.

5.4
Yazarlar, maddi tazminat elde etmek için 141. madde uyarınca yerel mahkemelere şikayette bulunmanın, kendilerine çare olmadığını belirtmektedir. Birincil amaç, maddi tazminat almak değil, hakların sürekli ihlalinin sona ermesi ve tutukluluk halinden kurtulmayı sağlamaktır.

5.5
Yazarlar, anayasa Mahkemesine bireysel bir başvurunun yapılmasının, mahkemenin KHK’lar uyarınca uygulanan önlemlerle karşı yetkisi olmadığı için etkili bir çözüm olmadığını savunuyorlar. Anayasa Mahkemesi, 13 Ekim 2016 tarihinde, ana muhalefet partisi olan  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından, Eylül 2016’da, 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin anayasallığının gözden geçirilmesi için sunulan bir itirazın reddedildiği bir karara imza atmıştır. Mahkeme böyle bir inceleme yapmak için yetkili olmadığını tespitinde bulundu. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine hak talebinde bulunmanın makul olmayan bir şekilde uzatılacağını savunuyorlar. Son mevcut verilere göre, mahkeme geçmişte yılda en fazla 20.000 dava ile uğraşırken, şu anda 100.000’den fazla dava şu mahkemede işlem beklemektedir.[5] Son tahminlere göre, mahkemenin halen devam etmekte olan davaları incelemesi en az 10 yıl sürecektir.[6]

5.6
Yazarlar, kullanabilecekleri iç hukuk yollarının bulunsa bile, gerçek yasal temsil ve yardımlara dayanmadıkları için onlara güvenemeyeceklerini iddia ediyorlar. Avukat bulmak son derece külfetli olmuştur. Çoğu, Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilen herkesi temsil etmekten oldukça korkmaktadır. Aile üyelerinin bir avukat bulması ancak defalarca  geri çevrildikten sonra mümkün olmuştur.  İsmet Özçelik’in avukatının Mayıs 2017’de kendisini sadece bir kez ziyaret ettiği belirtildi. Ancak kısa bir süre sonra, bir Gülen hareketi mensubuna sözde hukuki yardım sağladığı için avukat tutuklandı. Bu avukatla temas kurmaya çalışan yazarların arkadaşı da tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra, avukat yazarı temsil etmekten vazgeçti. Türkiye Barosu tarafından başka bir avukat atandı. Bu avukat,  çıkarlarını savunmak şöyle dursun, yazarı işlemediği suçları itiraf etmeye iknaya çalıştı. Yazarlar, Türk Adalet Sistemi hakkında hukuki bir geçmişleri veya bilgileri olmadığını ve bu nedenle hukuki yardım yokluğunda iç yargılamayı başlatacak konumda olmadıklarını belirtmektedir.

5.7
Yazarlar ayrıca, ülkedeki insan haklarının ağır ve sistematik ihlalleri nedeniyle Türkiye’deki iç hukuk yollarının etkili olmadığı belirtmektedir. Hakim ve savcıların yaklaşık üçte birinin (4,424) Gülen hareketi ile komplo iddialarıyla görevden alındığını, 2,386 hakim ve savcının gözaltına bulunduğu belirtiliyor.[7] Kasım 2016 raporunda, Avrupa Komisyonu şunları vurguladı: “Büyük ölçekli işten çıkarmaların yanı sıra, çok sayıda yeni hakim ve savcının işe alınması, yargının işleyişini ve bağımsızlığına ciddi bir tehdit oluşturmaktadır”.[8]

5.8
Yazarlar, Sözleşme’nin 9, 10 ve 14. maddeleri kapsamındaki iddialarının, Taraf Devlet makamlarının aldıkları istisnai önlemler, orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığı için, 4. madde uyarınca Taraf Devletin derogasyonuna rağmen kabul edilemez olduğunu bildirmektedir.[9] Yazarlar, orantılılık ilkesinin, istisnai önlemlerin, ulusun hayatı tehdit eden bir toplumsal acil durumla başa çıkmak için gerekli olanın kesinlikle ötesine geçmemesi gerektirdiğini belirtmektedir.[10] Kanun Hükmünde Kararnamelerin, Gülen hareketinin fikirleriyle bağlantılı veya ilham alan tüm bireyleri veya kuruluşları ortadan kaldırmak amacıyla kabul edildiğini ve bu nedenle derogasyonun 4. madde kapsamındaki istisnaların amacı ve işlevine aykırı olduğunu savunmaktadırlar.

                   Taraf Devlet’in ölçütler konusundaki gözlemleri

6.1
27 Şubat 2018’de, Taraf Devlet şikayet üzerine gözlemlerini sundu. Yerel çarelerin tükenmediği ile ilgili argümanlarını yinelemekle birlikte yazarların kabul edilebilirlik iddialarını doğrulamadıklarını bildirmektedir.

6.2
Taraf Devlet, Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki yazarların iddialarının, Sözleşmenin 4. maddesi uyarınca yapılan istisnai durum kapsamına girdiğini ve bu nedenle şikayetin incelenmesinde derogasyonun dikkate alınması gerektiğini yinelemektedir. Yazarlara karşı soruşturmanın hala beklemede olduğu da belirtiliyor. Ankara 5. Ceza Hakimliği’nin gözaltı kararında yer alan, İsmet Özçelik’in FETÖ/PDY üyeleri tarafından kullanılan şifreli bir iletişim sistemi olan ByLock uygulamasını kullandığı ve FETÖ/PDY’Yİ desteklemek amacıyla 2014 yılında Bank Asya’ya para yatırdığı belirtildi. Taraf Devlet, yazarların tutukluluğunun, olağanüstü hal, derogasyon bildirimi, yazarların soruşturma kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık doğası dikkate alınarak keyfi veya asılsız sayılamayacağını kabul etmektedir.

6.3
Sözleşmenin 14. maddesi uyarınca yazarların iddialarına gelince, Taraf Devlet, dava dosyasına erişimin, Ceza Muhakemesi Kanununun 153. maddesi uyarınca sınırlandırılabileceğini belirtmektedir.: “Savcının talebi üzerine, savunma avukatının dava dosyasının içeriğini inceleme ve suretini alma hakkı, devam eden soruşturmayı tehlikeye atması durumunda hakimin kararı ile sınırlandırılabilir.” Bununla birlikte, kısıtlamanın şüphelinin ifadelerine, uzman raporlarına ve şüphelinin bulunma hakkına sahip olduğu yargı işlemlerinin kayıtlarına uzanmadığını belirtilmektedir. Polis soruşturması kapsamında sorulan sorular ve Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkeme nezdindeki duruşmalar yoluyla yazarların kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar oldukları savunluyor. Ayrıca, iddianame yayınlandıktan sonra, dosyadaki kısıtlamanın kaldırıldığını ve savunma avukatının dosyanın içeriğini inceleyip kopyalayabileceğini de belirtiyor. Taraf Devlet, yazarların adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmadığını bildirmektedir. Ayrıca, yazarların iddialarını 14. madde uyarınca, yerli makamlar nezdinde gündeme getirmedikleri de belirtiliyor.

6.4
Taraf Devlet, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca yazarların iddialarıyla ilgili olarak, ‘ yakalama, gözaltı ve ifadelerin alınması ile ilgili Kanun’un 9. maddesinin, kötü muameleyi önlemek için tutuklanan veya gözaltına alınan kişiler için tıbbi rapor düzenlenmesinin zorunlu bir gereklilik olduğu da belirtilmektedir. Aynı şekilde, bir şüphelinin naklinden önce gözaltı süresince, sürenin uzatılması veya gözaltından serbest bırakılması üzerine bir doktor raporu da düzenlenir. Gözaltına alınmadan önce ve sonra tıbbi olarak muayene edilmişlerdir; buna ilişkin tıbbi rapor düzenlenmiştir. Ayrıca Sincan ve Denizli cezaevlerinde de muayene edilmişlerdir. İşkenceye veya kötü muameleye maruz kaldıklarına dair hiçbir belirti yoktur. Ayrıca, yazarların 14. madde uyarınca iddialarını yererl makamlar nezdinde gündeme getirmedikleri de belirtiliyor.

6.5
Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca yazarların iddiaları ile ilgili olarak, Taraf Devlet, yazarların 23 Mayıs-3 Haziran 2017 tarihleri arasında Sincan hapishanesinde tutuklu olduklarını belirtmektedir. Bu süre zarfında akrabalarıyla iletişim kurabildiler ve tıbbi olarak muayeneye tabi oldular. Turgay Karaman, sağlık sorunları olduğu iddiasında bulunmadı. İsmet Özçelik’e 30 Mayıs 2017 tarihinde “KAH (koroner arter), DM (diabetes mellitus) ve HT (hipertansiyon)” tanısı konuldu. Buna göre ilaçlar reçete edildi. Yazarlar, cezaevi kantininden cezaevi hesaplarına yatırılan fonlardan temel kıyafetler satın alabildiler. Akrabaları tarafından getirilen kıyafetler usulüne uygun olarak kabul edildi ve yazarlara teslim edildi. Yazarların cezaevi çamaşırhanesine bir ücret karşılığında erişimi vardı. Bunu yapma hakkına sahip olmalarına rağmen, herhangi bir telefon görüşmesi yapmadılar veya herhangi bir mektup göndermediler veya almadılar. 3 Haziran 2017’de yazarlar Denizli Cezaevi’ne nakledildi. Turgay Karaman, 3 Haziran 2017 tarihinde aile hekimi tarafından cezaevinde incelendi. Daha sonra Denizli devlet Hastanesi’nde bir doktor tarafından muayene edildi ve gerekli ilaçlar reçete edildi. 21 Eylül 2017’de bir diş sağlığı merkezinde muayene edildi. İsmet Özçelik, 3 Haziran, 5 Temmuz, 10 Ağustos, 2 Ekim ve 30 Kasım 2017 tarihlerinde aile hekimi tarafından muayene edilmiştir. Bunun yanında, tedavi de edildi. 12 Temmuz 2017’de Denizli devlet Hastanesi’nde bir kardiyolog tarafından muayene edildi. Turgay Karaman, Haziran-Aralık 2017 tarihleri arasında babasıyla 13 kez telefon görüşmesi yaptı. İsmet Özçelik, 27 Kasım 2017 tarihinde kız kardeşiyle telefon görüşmesi yaptı. Yazarların mektup alma ve göndermeleri konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur ve her iki yazar da mektup gönderip aldı. Yazarlar ayrıca danışmanlarıyla iletişim kurup ve ziyaretçilere açıktılar. Yazarlara, her iki cezaevinde de yaşlarına, sağlık koşullarına ve dini ve kültürel gerekliliklere uygun içme suyu ile besleyici ve sağlıklı yiyecekler sağlanmıştır. Taraf Devlet, yazarların gözaltı koşullarının bu nedenle Sözleşmenin 10. maddesine uygun olduğunu bildirmektedir. Taraf Devlet, yazarların iddialarını yerli makamlar nezdinde, 10. madde uyarınca başvuruda bulunmadıklarını da belirtmektedir.

                   Yazarların, taraf Devlet’in esasa ilişkin gözlemleri hakkındaki yorumları

7.1
16 Temmuz 2018’de yazarlar, Taraf Devletin şikayetin esası hakkındaki gözlemlerine ilişkin yorumlarını sundular.

7.2
Yazarlar, Taraf Devletin ilgili tutuklama emirleri, iade talepleri veya gözaltı kararları gibi herhangi bir belgeyi, yazarların sözleşme kapsamındaki haklarına aykırı muameleye tabi tutulmadığına dair sunumularını desteklemek için takdim etmediklerini belirtmektedir.

7.3
Yazarlar, Antlaşmanın 9. maddesi uyarınca haklarının ihlal ederek özgürlüklerinden keyfi ve hukuka aykırı olarak yoksun bırakıldıklarını belirtiyorlar. Malezyalı avukatlarının verdiği bilgilere göre, Malezya Özel Şube, 11 Mayıs 2017 akşamı Türk istihbarat görevlilerince gözaltına alınmalarını gizlice sağladı. Daha sonra, ailelerine veya hukuk danışmanlarına herhangi bir bildirimde bulunmaksızın Ankara’ya götürüldüler. Kendilerine karşı düzenlenen somut suçlamalardan haberdar edilmediler ve gözaltına alınmalarının kesin nedenlerinden hala habersizler. Sadece Taraf Devletin gözlemleriyle, kendilerine karşı iddia edilen kanıtlardan bazılarının farkında olduklarını belirttiler. İsmet Özçelik aleyhindeki suçlamalarla ilgili olarak listelenen tek kanıt, dünya çapında bir milyondan fazla insanın kullandığı bir çevrimiçi iletişim platformu olan Bylock uygulamasını kullanıyor olduğu ve yıllardır Türkiye’nin en büyük Katılım Bankası olan Bank Asya’ya para yatırdığı olarak belirtiliyor. Turgay Karaman’a karşı tutukluluğunu haklı çıkaracak herhangi bir kanıt Taraf Devletçe sunulmadığı belirtiliyor. Yazarlar, Taraf Devlet tarafından atıfta bulunulan kanıtların makul şüphe standardını açıkça karşılamadığını bildirmektedir.

7.4
Yazarlar, derhal bir hakim önüne çıkarılmadıklarını belirtiyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin, bir kişini hakime erişim olmaksızın özgürlüğünden dört günden uzun süre yoksun bırakıldığında, haklarının ihlal edildiğinin kabul edildiğini belirtmektedirler.[11] Ayrıca, belirtilmektedir ki,hakim karşısına ilk çıkışlarından beri, gözaltına alınmalarını incelemek için şahsen ya da avukat aracılığıyla tekrar mahkemede bulunamadılar. Dava dosyalarına erişimleri olmadıkları için, soruşturmanın ilerleyişi hakkında bilgi sahibi değildiler.

7.5
Sözleşme’nin 7. maddesindeki iddialar ile ilgili olarak, yazarların Taraf Devletçe, işkence veya kötü muamele emareleri göstermeyen Denizli ve Sincan cezaevlerine gönderilmeleri üzerine sağlık raporlarının düzenlendiği iddiasında bulunmuştur. Yazarlar, Taraf Devletin söz konusu tıbbi raporları, gözlemlerinde  sunulmadığını ve raporlara erişimleri olmadıklarını belirtmektedir. Ayrıca, bu raporlar mevcut olsa bile, işkencenin veya kötü muamelenin yansıtılmadığını iddia ediyorlar.[12]

7.6
Antlaşmanın 10. maddesi uyarınca yazarlar, avukatları veya aile fertleri bilgilendirilmeden Denizli Cezaevi’ne nakledildiğini iddia ediyorlar. Ayrıca, Denizli Cezaevi’nin Ankara’daki akrabalarından altı saat uzaklıkta olduğunu da belirtiyorlar. Ayrıca, ailelerinden üç ay boyunca kıyafet almalarına izin verilmediğini ve aileleriyle olan temasın bir hayli zor ve külfetli olduğunu, nadiren onlarla iletişim kurma fırsatına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Yurt dışında yaşayan, ancak telefon görüşmesi yapmalarına izin verilmeyen eşlerinin ve çocuklarının telefon görüşmesi yapmak için izin başvurusunda bulunduklarını iddia ediyorlar. Onlar sadece sınırlı olarak Türkiye’de ebeveynleri ile telefon görüşmelerine izin verilmiştir. Turgay Karaman, telefon görüşmesi yapmak için ısrar ederken, hapishane Müdürü tarafından hücre hapsi ile tehdit edildi. Yurt dışında aileleriyle iletişim kurmanın tek yolu mektup yoluyla mümkün olsa da; gönderilen mektupların bir kısmı hapishane yetkilileri tarafından yazarlara teslim edilmez ve ya teslim edilmesi bir aya kadar sürer. Ayrıca, sağlıklarını ve refahlarını ciddi şekilde etkileyen gerekli tıbbi tedaviyi almalarının reddettiklerini iddia ediyorlar. Yazarlar ayrıca, altı ila on kişinin yerde uyuması gereken aşırı kalabalık hapishane hücrelerinde kalmak zorunda olduklarını ve temel gıda, hijyen ve rekreasyona erişemediklerini iddia ediyorlar.

7.7
Antlaşmanın 14. maddesi uyarınca olan iddialar ile ilgili olarak, yazarlar, sorgulama sırasında kendilerine yöneltilen soruların, onlara karşı yapılan suçlamalar hakkında bilgi vermek amacıyla yetersiz olduğunu savunuyorlar. Avukatları ile yaptıkları görüşmenin izlenerek kaydedildiğini de belirtiyorlar. [13] Yazarlar, dava dosyasına veya etkili hukuk danışmanlığına erişmedikleri iddialarını da yineliyorlar. Aleyhlerine soruşturmada ilerleme kaydedilmediğinden aşırı gecikmeden yargılanma ihtimalleri bulunmamaktadır.

                   Komite nedzdindeki konular ve işlemler

                   Kabul edilebilirliğin değerlendirilmesi

8.1
Komite, bir iletişimde yer alan herhangi bir talebi göz önünde bulundurmadan önce, kendi prosedürünün 93. kuralı uyarınca, Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol kapsamında kabul edilip edilmeyeceğine karar vermelidir.

8.2
Komite, isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (A) maddesi uyarınca, aynı maddenin başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü altında incelenmediğini tespit etmiştir.

8.3
Komite, Taraf Devletin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin gözaltı kararlarına itiraz edilmediği için, iç hukuk yollarının tükenmemesi gerekçesiyle iletişimin kabul edilemez sayılması gerektiğini belirtmektedir. Ancak Komite, yazarların bu kararları temyiz başvurusunda bulunduklarını, 22 Haziran 2017 tarihinde temyiz başvurusunu reddeden Ankara 6. Ceza Hakimliğine başvuruda bulunulduğunu belirtti. Komite, Taraf Devletin, yazarların bu konudaki iddiasını reddetmediğini ve yazarların gözaltı kararına karşı başka temyiz yolları belirtmediğini belirtmektedir. Komite, yazarların bu nedenle bu çareyi tükettiğini varsayar.

8.4
Komite, Taraf Devlet’in, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmaksızın iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürdüğünü kaydeder. Ayrıca, Taraf Devlet’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, olağanüstü hal ilanından sonraki duruşma öncesi gözaltına alınma durumlarında, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların etkili bir çözüm teşkil ettiğini iddia ettiğini ileri sürmüştür.[14]

8.5
Komite, yazarların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmalarının şu şekilde etkili bir çözüm olmadığı yönündeki görüşlerini belirtir: a) Mahkeme, Kararnamelerce getirilen önlemlerle başa çıkma konusunda yetkili değildir; b) süreç makul olmayan bir şekilde uzatılır; ve c) Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmak için etkili yasal temsil ve yardımlara güvenemezler. Komite, Taraf Devlet’in, kanun hükmünde kararname uyarınca getirilen yargılama öncesi tutuklama ile ilgili davalarda, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun etkinliği hakkında herhangi bir bilgi sağlamadığını kaydeder. Ayrıca, Taraf Devlet, yazarların Anayasa Mahkemesindeki yargılama işlemlerinin gereğinden uzun süreceği iddialarını reddetmediğini belirtmektedir. Buna ek olarak, Taraf Devletin, yazarların etkili yasal temsillere erişim eksikliğinin, Anayasa Mahkemesine şikayette bulunmalarını engellediği iddiasını çürüten herhangi bir bilgi vermediğini belirtmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mahkeme öncesi gözaltına alınma ile ilgili davalarda, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel şikayetin giderilmesinin etkinliği konusundaki endişelerini dile getirdiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesinin alt mahkemeleri tarafından, başvuranların haklarının ihlal edildiğine dair bulgular edinilmiştir.[15] Komite ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel şikayetlerin giderilmesinin gerek teorik gerekse pratikte etkili olduğunu kanıtlamanın hükümetin üzerine düştüğünü belirttiğini bildirdi.[16] Anayasa Mahkemesi nezdinde bir şikayetin giderilmesinin etkinliğini destekleyen dosya hakkında daha detaylı bilgi edinilememesi durumunda, Komite, Anayasa Mahkemesi nezdindeki bireysel şikayetlerin,  kanun hükmünde kararnameler uyarınca, yazarların tutuklanmasına karşı etkili olacağını Taraf Devletin gösteremediğini belirtmiştir. 

8.6
Komite, Taraf Devletin, yazarların CMH”nın  141. maddesi uyarınca, tazminat talebinde bulunmayarak iç çareleri tüketemediklerini bildirdiğini belirtmektedir. Bununla birlikte, bu hüküm kapsamında sağlanan bir çözümün yazarların duruşma öncesi tutukluluğunu sona erdirmeyeceğini ve bu nedenle isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca etkili bir çözüm olamayacağını belirtilmektedir.

8.7
Komite, Taraf Devletin, yazarların 6, 7, 10 ve 14. maddelerdeki iddialarıyla ilgili olarak, yazarların bu iddiaları yerel bir otoriteye başvuruda bulunmayarak, yerel hukuk yollarını tüketmediklerini belirttiğine dikkat çekti. Komite, yazarların kötü muameleye maruz kaldıklarını, İsmet Özçelik’in bu konuda danışmanına bilgi verdiğini ve Türk Barosu tarafından atanan avukatın çıkarlarını savunmak için herhangi bir işlem yapmak bir yana,  işlemediği suçları itiraf etmeye ikna etmeye çalıştığını belirtiyor. Ayrıca, yazarların Türk Adalet sistemi hakkında bir geçmişleri veya altyapıları/ bilgileri olmadığı iddiası da yenileniyor. Komite bu iletişim yazarlarının,  Mevcut hukuk yollarının[17] araştırılması için gereken özeni göstermesi gerektiğini, ancak bu durumda, yazarların, bu iddiaları ilgili yerel makamlara bildirmiş olmaları ya da danışmanlarına kendi adlarına bu konuda talimat vermedikleri konusunda herhangi bir bilgi ya da kanıt sunmadıklarını belirtmektedir. Komite buna göre, isteğe bağlı Protokolün 5 (2) (B) maddesi uyarınca yazarların iddialarını 6, 7, 10 ve 14.maddeler uyarınca kabul edilemez bulur.

8.8
Komite, Taraf Devletin, Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca Taraf Devletçe derogasyon ilanı yapıldığı için, yazarların 9. madde kapsamındaki iddialarının kabul edilemez olduğunu bildirmektedir. Komite, bir Devletin Sözleşme’nin 4. maddesine atıfta bulunmadan önce, iki temel koşulun karşılanması gerektiğini hatırlatır: Ulusal güvenliği tehdit eden acil bir durum söz konusu olmalı ve Taraf Devlet resmen bunu ilan etmiş olmalı.[18] Komite, Taraf Devlet’in 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan ettiğini, darbe girişimi süresince ve sonrasında kamu güvenliği ve düzenine tehdit teşkil eden ciddi durumları ilan ettiğini belirtti. Yazarların, Sözleşmenin 4. maddesi kapsamında, acil durumun meydana geldiğine itiraz etmedikleri belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye Anayasa Mahkemesi, darbe girişiminin, Avrupa İnsan Hakları ve Anayasa Sözleşmesi’nin 15.maddesi çerçevesinde ulusun hayatını tehdit eden bir kamu acil durumunun varlığını ilan ettiğini tespit etmiştir.[19] Komite, bu nedenle, Sözleşmenin 4. maddesi anlamında, kamu acil durumuna neden olan bir durumda istisna yapıldığını düşünmektedir. Bununla birlikte, Taraf Devlet, yazarların, herhangi bir şekilde, Taraf Devlet topraklarındaki acil durum(OHAL) ilanında öngörülen tehlikelerle nasıl bağlantılı olduklarını veya KHK’lar uyarınca duruşma öncesi tutukluluklarının, güvenlik durumuyla ilgili olarak nasıl bir bağlantısının oluduğunu açıklamada yetersiz kalmıştır. Komite, yazarların, Taraf Devlet tarafından kendi davalarında alınan önlemlerin orantılılık, tutarlılık ve ayrımcılık yapmama ilkelerine uymadığını belirtmektedir. Komite, yazarlara karşı alınan önlemlerin, gerekli olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin, iletişimin esası bağlamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir.

8.9
Komite, yazarların Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini, Türkiye tarafından başlatılan iade sürecine ilişkin herhangi bir yargı prosedürü olmaksızın, Türk makamlarının kontrolü veya talimatları altında hareket eden kişiler tarafından Malezya’dan Türkiye’ye götürüldüklerini belirtmektedir. Komite, dosyayla ilgili sınırlı bilgilere göre, yazarların Türkiye’ye götürülmeden önce Malezyalı yetkililer tarafından gözaltına alındığını belirtti. Komite, dosyadaki bilgilerin, yazarların Türk makamlarının etkin kontrolü altında Türkiye’ye iade edildiği sonucuna varılmasına izin vermediğini belirtiyor.  Bu nedenle, isteğe bağlı Protokolün 1. maddesi uyarınca iletişimin bu bölümünü kabul edilemez bulur.

8.10
Komite, I.A’nın şikayetini Komiteden geri çektiğini belirtiyor. Bu nedenle, onunla ilgili olarak iletişimi durdurulmasına karar vermektedir.

8.11
Komite, iletişimin kabul edilebilirliğine ilişkin diğer zorlukların yokluğunda, Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca yazarların iddialarının geri kalanıyla ilgili olan esaslara ilişkin değerlendirmeleriyle ilerlendiği sürece iletişimi kabul edilebilir ilan eder.

                   Sağlam temele dayanan iddianın değerlendirilmesi

9.1
Komite, Taraflarca kendisine sunulan tüm bilgiler ışığında, isteğe bağlı Protokolün 5.maddesi(1) uyarınca sağlanan iletişimi değerlendirmiştir.

9.2
Taraf Devlet’in Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca ihlaline ilişkin olarak Komite, Sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir önlem için temel gereklilik, söz konusu önlemlerin sınırlı olması ve orantılılık ilkesi uyarınca kesin olarak istenen ölçüde olmasıdır şeklinde belirtti. Komite ayrıca, belirli bir hükümden izin verilebilir bir istisna yapmanın, istisna uyarınca alınan özel önlemlerin gerekliliğini ortadan kaldırmadığı gerekçesine atıfta bulunur. [20] Keyfi olarak gözaltına alınmaya karşı temel teminat, 4. maddede ele alınan durumlarda bile, makul olmayan veya gereksiz olarak özgürlükten yoksun bırakılmasını haklı çıkaramadığı sürece, tartışılmaz niteliktedir. Bununla birlikte, ulusun güvenliğini tehdit eden bir kamu acil durumunun varlığı ve doğası, belirli bir tutuklamanın veya gözaltı sürecinin keyfi olup olmadığının belirlenmesinde yardımcı olabilir.[21]

9.3
Komite, Sözleşmenin 9. maddesi uyarınca yazarların iddiasına dikkat çeker. Yazarların, Türkiye’deki tutuklamalarının kararnameler uyarınca yasadışı olduğunu iddia etmedikleri belirtilmiştir. Bu nedenle Komitenin ele aldığı konu, tutukluluklarının keyfi olup olmadığını göz önünde bulundurmaktır. Komite, “keyfilik” kavramının, uygunsuzluk, adaletsizlik, öngörülebilirlik eksikliği ve gerekli yasal işlem sürecinin makul olmaması, gereklilik ve orantılılık unsurlarını ve cezai suçlamalarda gözaltı süreci gibi unsurları içerecek şekilde yorumlanması gerektiğini hatırlatır.[22]

9.4
Komite, yazarların, aleyhindeki suçlamalar konusunda bilgilendirilmediklerini ve tutuklanmalarının kesin nedenlerinin farkında olmadıklarını; dava dosyalarına erişimlerinin bulunmadığını; ve Taraf Devlet tarafından yargılama öncesi tutuklanmayı gerektiren bir suç işlediğine dair makul bir şüpheye dayanarak hiçbir kanıt sunmadığını belirtmiştir. Taraf Devlet, yazarların tutukluluğunun, olağanüstü hal, istisna bildirimi, yazarların soruşturma kapsamı ve iddia edilen suçların ciddi ve karmaşık doğası dikkate alınarak keyfi veya asılsız sayılamayacağını kabul etmektedir. Polis soruşturması kapsamında sorulan sorular ve Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkeme nezdindeki duruşmalar yoluyla yazarların kendilerine yöneltilen suçlamalardan haberdar oldukları Taraf Devletçe savunuluyor. Komite, tutuklanan kişilerin, işledikleri suçları araştırmak veya cezai yargılama amacıyla tutuklanıp suçlandıkları durumda, suçlandıkları konu ile ilgili derhal haberdar edilmesi gerektiğini hatırlatır.[23] Komite, Taraf Devlet’in, yazarların tutuklamalarının sebebi veya aleyhindeki suçlamalar hakkında bilgilendirildiğini iddia etmek amacıyla tutuklama emri, ya da adli işlemlerin dökümleri gibi herhangi bir belge sunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, Taraf Devletin, soruşturma sırasında yazarlara yöneltilen sorular hakkında hiçbir bilgi sağlamadığını da belirtmektedir. Komite ayrıca, Taraf Devletin, Turgay Karaman’ın tutuklamasını haklı çıkaracak herhangi bir kanıt sağlamadığını; İsmet Özçelik’e karşı var olan tek kanıtın ise Bylock kullanımı ve Bank Asya’daki fonlarının birikimi olduğunu ayrıca belirtir.  Bu şartlar altında, Komite, Taraf Devletçe, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiklerini, ya da tutukluluklarının makul olma ve gereklilik ölçütlerinin karşılandığının kanıtlandığını tespit edememiştir. 4. maddeye uyarınca yapılan bir değişikliğin, makul olmayan veya gereksiz olarak özgürlükten yoksun bırakmayı haklı çıkarmayacağı hatırlatılır.[24] Bu nedenle Komite, yazarların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 9. (1-2) maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir.

9.5
Komite, yazarların, hakim önüne çıkarılmalarının, sırasıyla 19 ve 21 gün sürdüğünü, tutukluluklarının gözden geçirilmesi adına şahsen veya avukat tarafından yeniden mahkemeye çıkma imkanınlarının olmadığını belirtmektedir. Yazarların 12 Mayıs 2017’de Türkiye’ye geldiklerinde gözaltına alınmış olmaları, Cumhuriyet Savcısı’nın emriyle gözaltı süresinin 18 Mayıs 2017 tarihinde yedi gün daha uzatılmış olması ve yazarların 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklandıklarını Taraf Devlet belirtmektedir . Komite, dosyadaki bilgilere dayanarak, yazarların iddialarına göre, Türk makamlarının talebi üzerine, yazarların Türkiye’ye gönderilmeden önce Malezya makamları tarafından gözaltına alındıklarını belirtmektedir (bkz. par.8.9). Ancak, dosyada, yazarların Türkiye makamlarına gönderilmeden önce Türk makamlarının etkin kontrolü altında olduğunu gösteren herhangi bir somut bilginin yokluğunda, Komite, Türk makamlarına atfedilen gözaltı süresinin 12 Mayıs 2017 tarihinde başladığını varsaymaktadır. Yazarlar, 23 Mayıs 2017 tarihinde, yani Türk makamları tarafından gözaltına alındıktan 11 gün sonra bir hakim karşısına çıkarılmıştır. 

9.6
Komite, cezai suçlamadan tutuklanan veya gözaltına alınan herhangi bir kimsenin, yargı yetkisinin kullanılması için yasalarca yetkilendirilen bir hakim veya başka bir memurun önüne derhal getirilmesi gerektiğini hatırlatır. Bu hak, bir kişinin gözaltına alınmasına veya adli kontrol altına alınmasına ve ya soruşturmaya tabi tutulma durumunda geçerlidir. Yargı gücünün uygun bir şekilde kullanılması, ele alınan konularla ilgili olarak bağımsız, nesnel ve tarafsız olan bir otorite tarafından uygulanmasını gerektirir. Buna göre, bir Cumhuriyet Savcısı, Antlaşmanın (9) 3.maddesi uyarınca yargı yetkisini kullanan bir memur olarak kabul edilemez.[25] “Derhal”in tam anlamı nesnel koşullara bağlı olarak değişebilirken, gecikmeler tutuklamadan itibaren birkaç günü geçmemelidir. 48 saatten daha uzun herhangi bir gecikme kesinlikle istisnai olarak kalmalı ve gerekçelerle desteklenmelidir.[26] Komite, bu acil durumun zaman olarak meydana gelen herhangi bir istisna durumunda gerekçe gösterilmesi gerektiğini belirtir. Gözaltına almanın gerekli olduğu tespit edildikten sonra, bunun olası alternatifler eşliğinde, makul ve gerekli olup olmadığının periyodik olarak tekrar incelenmesi gerekir.[27]

9.7
Komite, yazarların, hakim yargılamasından önceki sürecinin 11 gün sürdüğünü, sonuçta bir hakimin veya adli makamın önüne derhal çıkarılmadıklarını belirmtmektedir. Komite ayrıca yazarların 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklanmasından bu yana, tutuklama kararının yeniden incelenebilmesi için şahsen ya da avukat aracılığıyla tekrar başvurma ihtimallerinin bulunmadığını ve bu durumun iki yıla yakın sürdüğünden bahsetmektedir. Taraf Devlet’in, yazarların bu konudaki iddialarını reddetmediğini ve Taraf Devlet’in ayrıca, yazarlara karşı tutuklama kararlarının periyodik olarak yeniden incelenip incelenmediğine dair herhangi bir bilgi sağlamadığına da işaret edilir. Komite, böylesi bir gecikmenin ve yazarların tutukluluğunun devam etmesinin gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden inceleme eksikliğinin, özellikle de yazarların 9 (1-2) maddesi uyarınca iddialarına dair bulgularını dikkate alarak, kesin olarak bu durumun gerekli olduğunu kabul etmemektedir. Komite buna göre Sözleşme’nin 9. (3) maddesi uyarınca yazarların haklarının ihlal edildiğine ulaşmaktadır.

10.
Komite, İsteğe Bağlı Protokolün 5 (4) maddesi uyarınca hareket ederek, yazarların, Sözleşme’nin 9 (1-3) maddesi uyarınca haklarının ihlal edildiği görüşündedir.

11.
Sözleşmenin 2 (3) (a) maddesi uyarınca, Taraf Devlet, yazarlara etkili bir çözüm sağlama yükümlülüğü altındadır. Bu, Sözleşme hakları ihlal edilen kişilere tam tazminat verilmesini gerektirir. Buna göre, Taraf Devlet, diğerlerinin yanı sıra, yazarları serbest bırakmak ve onların maruz kaldıkları ihlaller için yeterli miktarda tazminat sağlamakla yükümlüdür. Taraf Devlet de gelecekte benzer ihlallerin ortaya çıkmasını önlemek için gerekli tüm adımları atmakla yükümlüdür.

12.
İsteğe Bağlı Protokol’e taraf olarak,Taraf Devlet, Sözleşmenin ihlal edilip edilmediğine karar vermek için Komitenin yetkinliğini kabul etmiştir, ve Sözleşmenin 2. Maddesi uyarınca,Taraf Devlet, sınırları dahilindeki tüm bireylere,  Sözleşmede tanınan hakları sağlamak, etkili ve uygulanabilir bir çözüm sağlamak için taahhütte bulunmuştur. İhlalin gerçekleştiği tespit edildiğinde, Komite, Taraf Devletten, 180 gün içinde Komite’nin Görüşlerini yürürlüğe sokmak üzere alınan önlemler hakkında bilgi alma talebinde bulunmaktadır. Taraf Devletten mevcut görüşleri kendi resmi dilinde yayınlaması talep edilir.

EK

                   Bay Gentian Zyberi’nin bireysel görüşü (kısmen eşzamanlı, kısmen muhalif)

                   Arka Plan

1. 
15 Temmuz 2016’da Türkiye, Türk hükümetini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi amaçlayan Türk anayasal düzenine karşı bir suç saldırısı niteliğinde olan bir darbe girişimine maruz kaldı. Türkiye, 2 Ağustos 2016 tarihinde Sözleşme’nin 4. maddesine göre bir istisna yapacağını Genel Sekretere bildirmiştir. Bu nedenle alınan tedbirler, ICCPR’nin (Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi)  2/3, 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri (Komite’nin görüşleri: paragraf 1.1 ve 3. dipnot) kapsamındaki yükümlülüklerin istisna edilmesine neden olabilir. Türkiye’de OHAL 19 Temmuz 2018 tarihi itibariyle kaldırılmıştır (para. 1.1).

                   Eşzamanlı görüş

2.  Sözleşmenin 9 (1-3) Maddesinin (paragraf 10) ihlal edildiğinin ortaya çıktığı konusunda Komite ile tamamen aynı fikirdeyim). Bu şartlar altında, Komite, Taraf Devletçe, yazarların aleyhindeki suçlamalar ve tutuklanma nedenleri hakkında derhal bilgilendirildiklerini, ya da tutukluluklarının makul olma ve gereklilik ölçütlerinin karşılandığının kanıtlandığını tespit edememiştir. Bu nedenle Komite, yazarların tutukluluğunun, Sözleşme’nin 9. (1-2) (par. 9.4) maddesi uyarınca haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir. Komite, böylesi bir gecikmenin ve yazarların tutukluluğunun devam etmesinin gerekliliği ve makul olup olmadığına dair yeniden incelemede bulunulmamasının, özellikle de yazarların 9 (1-2) maddesi uyarınca iddialarına dair bulgularını dikkate alarak, kesin olarak bu durumun gerekli olduğunu kabul etmemektedir. Bu, Komitenin Sözleşmenin 9(3) maddesi (par. 9.7 ) uyarınca yazar haklarının ihlal edildiğine ulaşmasına yol açmıştır.

                   Muhalif görüş

3. 
Komitenin isteğe bağlı Protokol’ün 1. maddesi uyarınca yazarların 9. maddenin ihlali edilerek Malezya’dan Türkiye’ye yasadışı şekilde getirilmelerinin kabul edilemez olduğu kararına katılmamaktayım. [28] Yazarlar, kaçırma girişimine maruz kaldıklarını (paragraf 2.2) ve bu konuda herhangi bir iade davası açılmadığını veya adli karar alınmadığını iddia etmiştirler (paragraf 2.4). Yazarın, Malezyalı avukatlarına göre, Malezya Özel Şube, 11 Mayıs 2017 akşamı kendilerini gizli olarak Türk istihbarat subaylarının mevcudiyetinde gözaltına almış, ardından ailelerine veya hukuk danışmanlarına bunu bildirilmeden Ankara’ya götürülmüşlerdir (para. 7.3). Türkiye, yazarların Malezya’dan çıkarılmasına ilişkin, ne yazarlara, ne de Komiteye herhangi bir belge sunmamıştır. Bu şartlar altında, Komite yazarların talebini kabul ederek,  yazarların Malezya’dan yasadışı yoldan çıkarılmasında Türkiye’nin  bu durumdaki etkin rolüyle , 9. Maddeyi ihlal etmekten sorumlu bulmuştur.

4. 
Ayrıca, Komitenin, isteğe bağlı Protokol’ün 5(2)(B) maddesine dayanarak, 7, 10 ve 14.maddeler uyarınca yazarların iddialarının kabul edilemez bulmasına katılmamaktayım. Birincil genel bakış açısından, darbeden sonra Türkiye’deki genel yasal ortam, FETÖ / PDY’nin bir parçası olduğu veya bağlı olduğu iddia edilen kişiler için, hukuki meslekleri icra eden bir kısım kişiler de dahil olmak üzere olumsuz etkilenmiştir.[29] İkincisi ve özellikle eldeki durumla ilgili, yazarlar kendileri için mevcut olan yasal mekanizmaları sonuçsuz da olsa kullanmaya çalıştılar.

5. 
Yazarlar, savunma avukatı bulmanın son derece zahmetli olduğu göz önüne alındığında, gerçek yasal temsil ve yardımlara dayanamadıklarından, iç hukuk yollarının tüketilmesinin engellendiğini iddia etmişlerdir (paragraf 5.6). Yazarlar, Türk Adalet Sistemi hakkında hukuki bir geçmişleri veya bilgileri olmadığını ve bu nedenle hukuki yardım yokluğunda iç yargılamayı başlatacak konumda olmadıklarını belirtmektedir(par 5.6). Komite ile iletişimin yazarlarının mevcut çözümlerin takibinde gereken özeni göstermesi gerektiği konusunda hemfikirken, böyle bir takibin ancak bu tür çabalara elverişli bir ortamda gerçekleştirilebileceği fikrine sahibim. Darbeden sonra Türk hukuk sistemi, Hakim ve savcıların neredeyse üçte birinin (4.424) Gülen hareketi ile komplo kurma iddiaları sebebiyle tasfiye edildiği, 2,386 hâkim ve savcının gözaltına alındığını (5.7. Par), söz konusu süreçte standartların korunması için elverişli bir ortam sağlanamadığı belirtiliyor.

6.
Yazarlar, cezalarını sonuca ulaşmaksızın temyiz etmişlerdir (para. 5.3). Bay Özçelik, hukuk danışmanına kötü muameleye maruz kaldığını ve ailesinin tehdit edildiğini bildirmiştir (para. 3.4). Her iki yazar da yaklaşık iki yıldır, herhangi bir suçlama veya görüşme tarihi olmaksızın gözaltında tutulmaktadır. Bu gerekçeler, Komiteyi, Seçmeli Protokol’ün 5 (2) (b) maddesinin ikinci paragrafına, makul olmayan bir şekilde iç hukuk yollarının uzatıldığına daha fazla ağırlık vermesi gerektiği şeklinde yönlendirmektedir.

7. 
Belki de bu durumda, adli idare kapsamındaki sorunları özetleyen şey, Sözleşme’nin 14. (3) (g) maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edilmesidir. Türkiye Barolar Birliği tarafından Sayın Özçelik’e verilen avukat, müvekkilinin çıkarlarını savunmak için herhangi bir eylemde bulunmamakla birlikte, bunun yerine, işlemediği suçları itiraf etmesi için onu ikna etmeye çalışmaya devam etti (5.6). Sözleşme’nin 14. (3) (g) Maddesi, bir bireyi kendine karşı tanıklık etmek veya suçu itiraf etmeye zorlanmaktan korumaktadır. Sanık haklarını korumak yerine, hukuk danışmanı kasıtlı olarak bu hakları zedelemektedir.

8.
Son olarak, Komite, iddiaları reddetmek için Taraf Devlet tarafından herhangi bir belge veya delil sunulmamasının sorun teşkil ettiği sonucuna ulaşmaktadır.


[1] Ayrıca, 18 Mayıs 2017 tarihinde yazarların aile üyeleri tarafından ek bilgiler de  sağlanmıştır.

[2] Yazarlar şu rapora atıfta bulunur:Türkiye’nin İşkenceye Karşı Darbe Önlemini Askıya Alması ‘İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ekim 2016 – Türkiye: İşkence ediliyor iddiasıyla gözaltında tutulanlara karşı bağımsız gözetmenlere erişim izni verilmelidir. Uluslararası Af Örgütü, Temmuz 2016

[3] 2 Ağustos 2016 tarihinde, Genel Sekreter aşağıdakilerden haberdar edildi: “… Darbe girişimi ve sonrası, diğer terör eylemleriyle birlikte kamu güvenliği ve düzeni için ciddi tehlikeler yaratmış ve uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 4. maddesi anlamında ulusun yaşamına tehdit oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, ulusal mevzuat ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda, yasaların öngördüğü şekilde gerekli önlemleri almaktadır. Bu bağlamda, 20 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Hükümeti, Türkiye Anayasası (madde 120) ve 2935 sayılı olağanüstü hal Kanunu (Madde 3/1b) uyarınca 90 günlük bir süre için olağanüstü hal ilan etmiştir. Karar, Resmi Gazete’de yayımlanarak 21 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır. Söz konusu Sözleşmenin 4. Maddesinde izin verilen şekilde, bu süreçte, alınan önlemler,  Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2/3, 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddelerine ilişkin yükümlülüklerin istisnaya uğramasını içerebilir.

[4]  Taraf Devlet şuna atıfta bulunmaktadır: Mercan / Türkiye, (başvuru No. 56511/2016), 8 Kasım 2016; Zihni v. / Türkiye , (başvuru No. 59061/2016), 29 Kasım 2016.

[5] Yazarlar, 13 Nisan 2017 tarihli ‘Inside Turkey’s Purge’ adlı New York Times makalesine atıfta bulunuyor.

[6] Yazarlar Hürriyet Daily News gazetesinin 1 Nisan 2017 tarihli ‘Anayasa Mahkemesinin tutuklu gazetecilere verdiği karar’ başlıklı makalesine atıfta bulunuyor(Anayasa Mahkemesi web sayfasında bulunan istatistiklere göre, mahkeme 2014’te 20.578, 2015’te 20.376, 2016’da 80.756 ve 2017’de ise 40.530 bireysel başvuru’ aldı). Mahkeme, 2014’te 10.926, 2015’te 15.416, 2016’da 16.102 ve 2017’de 89.653 davada karar verdi.

[7] Avrupa Komisyonu, ‘ Personel Çalışma Belgesi: Türkiye 2016 Raporu’, 9 Kasım 2016.

[8] Aynı yerde, s.19

[9] Yazarlar, İnsan Hakları Konseyi, keyfi gözaltı çalışma grubu, 1/2017 sayılı  Rebii Metin Görgeç (Türkiye) a/HRC/WGAD/2017/1, 8 Haziran 2017 ile ilgili görüşe atıfta bulunmaktadır.

[10] Yazarlar şunlara atıfta bulunmaktadırlar: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,  Aksoy/Türkiye , (başvuru No: 21987/93), 18 Aralık 1996; Demir ve diğerleri / Türkiye (başvuru No: 21380-83 / 93),  23 Eylül 1998; Nuray Şen / Türkiye  (başvuru No: 41478/98), 17 Haziran 2003 ve Bilen / Türkiye  (başvuru No: 34482/97), 21 Şubat 2006. 

[11] Yazarlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi McKay / Birleşik Krallık (başvuru No. 543/03), 13 Ekim 2006, 33. paragrafa alıntıda bulunmaktadır.

[12] Yazarlar İnsan Hakları İzleme Örgütünün,12 Ekim 2017 ve Ekim 2016 gününe ait “Türkiye’de Gözaltında İşkence ve Adam Kaçırma” ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, “Keyfi Tutmlar” raporlarına atıfta bulunmaktadırlar. “İşkence gördüğü iddia edilen tutuklular, rutin tıbbi raporlar için doktorların önüne çıkarılmıştır. Ancak doktorlar işkencen kanıtlarına dair bulgu elde edemedi. Uygun tıbbi muayeneler ve yardım almayla ilgili, ve de gözaltında tutulanların yaralarını tanımlamasına veya gözaltındaki tedavi hakkında konuşmalarına polisler engel teşkil etmedi.” Ayrıca, OHCHR tarafından hazırlanan bir rapora atıfta bulunularak, Güney-Doğu güncellemesi dahil olmak üzere:OHAL’in Türkiye’deki insan hakları üzerindeki etkilerine ilişkin rapora atıfta bulunuluyor. Ocak-Aralık 2017′, Mart 83 83. paragrafta belirtilir: “OHCHR, gözaltında tutulan tutukluların atanan doktorlar tarafından yapılan tıbbi kontrollerin sıklıkla polis memurlarının huzurunda yapıldığı, hastaların gizliliğinin ihlal edildiği, ve olası işkence veya kötü muameleye maruz kalındığına dair yeterli belgelere yer verildiğine dair güvenilir raporunu aldı.”

[13] Ayrıca, OHCHR tarafından hazırlanan bir rapora atıfta bulunularak, Güney-Doğu güncellemesi dahil olmak üzere:OHAL’in Türkiye’deki insan hakları üzerindeki etkilerine ilişkin rapora atıfta bulunuluyor. Ocak-Aralık 2017′, Mart 83 83. paragrafta belirtilir: ” 667 sayılı Kararname önemli ölçüde hukuki danışmanlık haklarına zara vermektedir. Tutuklular ve avukatları arasındaki sözlü istişarelerin güvenlik nedenleriyle kaydedilebileceğini,  aldıkları bazı belgelere el konabileceğini; bu görüşmenin zamanlaması ve kovuşturma talebi üzerine avukatın değiştirilebilireceği belirtilmiştir.

[14] Mercan / Türkiye, (başvuru No. 56511/2016), 8 Kasım 2016; Zihni v. / Türkiye, (başvuru No. 59061/2016), 29 Kasım 2016.

[15] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan / Türkiye (başvuru No. 13237/17), 20 Mart 2018, para. 142 ve Şahin Alpay / Türkiye (başvuru No. 16538/17), 20 Mart 2018, paragraf 121.

[16] Aynı yerde

[17]  Bakınız, diğerlerinin yanı sıra, V. S v. Yeni Zelanda (CCPR / C / 115 / d / 2072 / 2011), par. 6.3, García Perea/İspanya(CCPR/C/95/D/1511 / 2006), par. 6.2; ve Zsolt Vargay / Kanada  (CCPR / C / 96 / D / 1639 / 2007), par. 7.3.

[18] Genel yorum No. 29 (2001), par. 2.

[19] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Hasan Altan / Türkiye (başvuru No. 13237/17), 20 Mart 2018, par. 88 ve 93 Şahin Alpay / Türkiye (başvuru No. 16538/17), 20 Mart 2018, par. 72-78

[20] Genel yorum No. 29 (2001), par. 4.

[21] Genel yorum 35 (2014), par. 66.

[22] Genel yorum 35 (2014), par. 12.

[23] Genel yorum 35 (2014), par. 29.

[24] Genel yorum 35 (2014), par. 66.

[25] Genel yorum 35 (2014), par. 32

[26] Genel yorum 35 (2014), par. 33.

[27] Genel yorum 35 (2014), par. 38.

[28] Malezya Sözleşmeye ve isteğe bağlı Protokole taraf değildir.

[29] Diğerlerinin yanı sıra, Venedik Komisyonu tarafından 109. Genel Kurul Toplantısı’nda kabul edilen 15 Temmuz 2016 tarihli başarısız darbe girişiminden sonra kabul edilen 667-676 sayılı OHAL Kanununa ilişkin görüşe bakınız(Venedik, 9-10 Aralık 2016), özellikle de  32-38 s.

UN Special Rapporteur calls on Turkey to guarantee a fair process for Judge Murat Arslan

Mr. Diego Garcia-Sayàn called the authorities in Turkey to guarantee a fair appeals process for award-winning senior Judge Murat Arslan, who has been convicted in violation of due process and judicial guarantees.

Special Rapporteur further mentioned the unjust case of Murat Arslan, a former Chair of the Association of Judges and Prosecutors, has been in jail since his arrest on 18 October 2016.

“The conviction of Judge Arslan constitutes a severe and gross attack on the independence of the judiciary in Turkey, and in a democratic state under the rule of law an independent and impartial judiciary is a fundamental guarantee for society as a whole,” said the UN human rights expert.

For the press release of the OHCHR (link).

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, “Adli ve idari yargılamalarda elektronik delillere dair kılavuz ilkeleri” yayınlandı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Ocak 2019’da ‘Adli ve idari yargılamalarda elektronik delillere dair kılavuz ilkeleri’ yayınladı.

ByLock yargılamalarına dair önemli ilkeler içeren eden Kılavuz ilkelerini, Erdoğan rejimi tarafından tutuklanan binlerce hukukçunun haklarını savunmak ve seslerini duyurmak için kurulan Arrested Lawyers Initiative (Tutuklu Hukukçular Girişimi) Türkçe’ye tercüme etti.

Tercüme edilen kılavuzda yer alan ve size yardımcı olacağını düşündüğümüz ilkelerin başlıkları şöyle:

  • Uzaktan ifade alma;
  • Elektronik delillerin kullanımı;
  • Delil toplanması, elde edilmesi ve iletimi;
  • İlgililik;
  • Güvenilirlik
  • Depolama ve muhafaza;
  • Arşivleme;
  • Farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim.


İŞTE KILAVUZ’UN TÜRKÇE TERCÜMESİ – 30 OCAK 2019

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi,

Avrupa Konseyi’nin amacının, bilhassa yasal hususlara ilişkin ortak kuralların kabulünü destekleyerek, üye devletler arasında daha sağlam bir birlik oluşturmak olduğunu göz önünde bulundurarak;

Medeni ve idari dava ve işlerde mahkemelere ve yargılama yetkisini haiz diğer yetkili makamlara, hukuku meslek edinmiş kimselere ve bu dava ve işlerin taraflarına elektronik delillerin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin olarak işlevsel bir kılavuz ortaya koymanın gerekliliğini dikkate alarak;

Bu kılavuz ilkelerin üye devletlerin ulusal mevzuatını bağdaştırmaktan ziyade ortak bir çerçeve çizmek amacını taşıdığının bilincinde olarak;

Üye devletlerin yasal sistemlerinde görülen çeşitliliğe saygının bir gereklilik olduğunu telakki ederek;

Üye devletlerin yargı sistemlerini dijitalize etme hususunda gösterdikleri gelişmenin farkında olarak;

Yine de, yargı sistemlerinde elektronik delillerin etkili bir şekilde yönetilebilmeleri önünde yer alan ortak standartların yokluğu, delil toplama süreçlerinin çeşitliliği ve karmaşıklığı gibi engellerin farkında olduklarını bildirerek;

Yargı sistemleri içerisinde ve mahkeme sürecinde elektronik delillerin kullanımının kolaylaştırılmasına duyulan ihtiyacın altını çizerek;

Üye devletlerin günümüzde elektronik delil kullanımında ortaya çıkan aksaklıkları incelemelerine ve yeni elektronik delil prensiplerinin ve pratiklerinin ortaya konabileceği veya var olan prensip ve pratiklerin iyileştirilebileceği alanların tespitini yapmalarına ilişkin bir gerekliliğin varlığının bilincinde olarak;

Bu kılavuz ilkelerin amacının mevzuatta ve uygulamada görülen aksaklıklara yönelik elverişli çözümler sağlamak olduğunu belirterek;

Üye devletlere, medeni ve idari dava ve işlerde elektronik delillerin kullanımına ilişkin olarak ortaya çıkan problemlere cevaben üye devletlerin yargı ve diğer uyuşmazlık çözüm mekanizmaları nezdinde yürüttükleri uyum çalışmalarında onlara yardımcı olmak amacıyla ve bu çalışmalarda etkili bir araç olur düşüncesiyle aşağıda yer alan kılavuz ilkeleri kabul eder; ve üye devletleri söz konusu kılavuz ilkelerin uygulanması amacına yönelik olarak bu ilkelerin elektronik delillerden sorumlu olan, veya bu delillerin ele alınmasında görevli bulunan, şahısların aracılığıyla olabildiğince geniş bir kitleye yaymaya davet eder.

Amaç ve kapsam

Kılavuz ilkelerin konusunu;

  • uzaktan ifade alma;
  • elektronik delillerin kullanımı;
  • delil toplanması, elde edilmesi ve iletimi;
  • ilgililik;
  • güvenilirlik
  • depolama ve muhafaza;
  • arşivleme;
  • farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim;

hususları oluşturmaktadır.

Kılavuz ilkeler, hiçbir şekilde bu ilkeler belli tür elektronik delillerin kanıt gücünü haiz olduklarına dair bir kabul getiriyor şeklinde yorumlanmamalı ve yalnızca ulusal mevzuatla çakışmadıkları sürece uygulanmalıdırlar.

Kılavuz ilkeler yargı sistemlerinde ve mahkeme uygulamalarında elektronik delillerin kullanımını ve yönetimini kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Tanımlar

Bu kılavuz ilkelerin amacı doğrultusunda:

  • Elektronik delil:“Elektronik delil” işleyişi bir yazılım programına ya da bir bilgisayar sisteminde veya ağında tutulan veya bu sistem veya ağ üzerinden aktarılan veriye bağlı olan herhangi bir cihaz tarafından oluşturulan veya bu cihaz içerisinde yer alan veriden elde edilmiş her türlü delil anlamına gelmektedir.
  • Metadata:“Metadata” diğer elektronik verilere ilişkin olup delilin kimliğini, kaynağını veya tarihini belirleyebilmesinin yanında ilgili tarihlerin ve zamanların tespitini sağlayabilme potansiyeline sahip elektronik bilgi anlamına gelmektedir.
  • Güven hizmeti: Aşağıda yer alan unsurları içeren elektronik hizmet:
  1. Elektronik imzaların, elektronik mühürlerin ya da elektronik zaman damgalarının oluşturulması, doğrulanması ve geçerli kılınmaları; kayıtlı elektronik dağıtım hizmetleri ve bu hizmetlere ilişkin sertifikalar; ya da
  2. İnternet sitesi doğrulama hizmetleri için sertifika oluşturulması, bu sertifikaların doğrulanması ve geçerli kılınmaları; ya da
  3. Elektronik imzaların, mühürlerin muhafazası veya bu hizmetlere ilişkin sertifikalar
  •  Mahkeme: Yargılama yapma yetkisiyle donatılmış ve bu yetkinin icrasında elektronik delillerden faydalanan her türlü yetkili makam.

Temel prensipler

Elektronik delillerin sahip oldukları potansiyel ispat gücü ulusal mevzuat doğrultusunda mahkemeler tarafından karara bağlanır.

Elektronik deliller; bilhassa delillerin kabul edilebilirliğine, gerçekliğine, kesinliğine ve bütünlüğüne ilişkin hususlar açısından diğer delillerle aynı şekilde değerlendirilmelidir.

Elektronik deliller tarafları dezavantajlı bir konuma sokacak ya da taraflardan herhangi birine hâksiz bir avantaj sağlayacak şekilde ele alınmamalıdır.

Kılavuz ilkeler

Uzaktan ifade alma

  1. İfade alma, delilin doğasına aykırı olmamak koşuluyla, teknik araçlar kullanılarak uzaktan yapılabilir.
  2. Mahkemeler, ifade almanın uzaktan yapılıp yapılmayacağına karar verirken bilhassa aşağıda yer alan faktörleri göz önünde bulundurmalıdırlar:
  • Delilin önemi
  • İfadesi alınacak kişinin statüsü
  • Delilin aktarılacağı video bağlantısının güvenliği ve bütünlüğü
  • İfadesi alınacak kişinin mahkeme huzuruna getirilmesinin yol açacağı masraflar ve zorluklar.
  1. Uzaktan ifade almanın: a) duruşmada hazır bulunan kişilerin, duruşmanın halka açık yapıldığı durumlarda halkın, göreceği ve duyacağı şekilde ve, b) ifadesi alınacak kişide, ifadesinin etkili ve adil bir şekilde alındığına ilişkin bir şüphe oluşmasının önüne geçmek için gerekli olduğu ölçüde bu kişinin duruşmayı izleyebileceği ve duyabileceği şekilde, yapılması gerekmektedir.
  2. Uzaktan ifade alma süreci ve bu süreçte kullanılan teknolojiler bu delilin kabul edilebilirliğine ve ilgili kişilerin mahkeme tarafından kimlik tespitlerinin yapılmasına engel oluşturmamalıdırlar.
  3. İfade almanın hususi veya halka açık bir bağlantı kullanılarak yapılmasından bağımsız olarak video konferansının kalitesi sağlanmalı ve ifadenin üçüncü şahıslar tarafından dinlenmesinin önüne geçmek adına video sinyali şifrelenmelidir.

Elektronik delillerin kullanımı

  1. Mahkemeler elektronik delilleri reddetmemeli ve yalnızca elektronik bir formatta toplandıkları ve/veya sunuldukları için yasal olarak haiz olmaları gereken etkiden bu delilleri yoksun bırakmamalıdırlar.
  2. Kural olarak mahkemeler, yalnızca gelişmiş, kaliteli ve benzeri şekilde güvence altına alınmış bir elektronik imzanın yokluğunu gerekçe göstererek elektronik delilleri yasal olarak haiz olmaları gereken etkiden yoksun bırakmamalıdırlar.
  3. Mahkemeler metadatanın sahip olduğu ispat değerinin ve bu verileri kullanmamanın yol açacağı potansiyel sonuçların farkında olmalıdırlar.
  4. Taraflar elektronik delilleri, delilin çıktısı alınmış halini de tedarik etmek zorunda olmadan, orijinal elektronik formatında ibraz edebilmeliler.

Delillerin toplanması, elde edilmesi ve iletimi

  1. Elektronik delil makul ve güvenilir bir metot izlenerek toplanmalı ve bu delillerin mahkemelere ibrazı güven hizmetleri gibi güvenilir hizmetler kullanılarak sağlanmalıdır.
  2. Elektronik delillerin elektronik olmayan delillere nazaran sahip olduğu daha yüksek tahrip olma veya kaybolma riski göz önüne alındığında, üye devletler elektronik delillerin güvenilir bir şekilde elde edilmesi ve toplanmasına ilişkin olarak özel prosedürler geliştirmelidirler.
  3. Mahkemeler, elektronik delillerin yabancı ülke sınırları içerisinde elde edilmesi ve toplanmasına bağlı olarak ortaya çıkması muhtemel sorunların, sınır aşan dosyalardakiler de dahil olmak üzere, farkında olmalıdırlar.
  4. Mahkemeler sınır aşan delil toplama durumlarında birbirleriyle işbirliği içerisinde olmalıdırlar. Delil toplanmasına dair kendisine talepte bulunulan mahkeme, talepte bulunan mahkemeyi delilin hangi koşullara bağlı olarak toplanabileceği, bu bağlamda hangi kısıtlamaların da söz konusu olduğu hususunda bilgilendirmelidir.
  5. Elektronik deliller, delillerin başka mahkemelere iletilmesini kolaylaştıracak şekilde toplanmalı, düzenlenmeli ve ele alınmalıdır.
  6. Dava sürecinin daha etkin bir şekilde işleyebilmesine yardımcı olmak adına elektronik delillerin iletiminin elektronik araçlar vasıtasıyla yapılması teşvik edilmelidir.
  7. Elektronik delillerin iletiminde kullanılan sistemler ve cihazlar bu delillerin bütünlüğünü muhafaza edebilecek nitelikte olmalıdırlar.

İlgililik

  1. Mahkemeler, bilhassa elektronik delillerin gereğinden fazla ve şüpheli temininin ve bu delillere gereğinden fazla ve şüphe uyandıracak şekilde talebin oluşmasının önüne geçmek amacıyla elektronik delillerin yönetiminde aktif rol almalıdırlar.
  2. Mahkemeler, özellikle delillerin ispat gücüne ilişkin olarak ortaya atılan veya elektronik delillerle oynandığına dair bir iddianın varlığı halinde elektronik delillerin uzmanlar tarafından incelenmesini isteyebilir. Bu uzmanların ilgili konu dahilinde yeterli tecrübeye sahip olup olmadıkları mahkemeler tarafından karara bağlanmalıdır.

Güvenilirlik

  1. Delillerin güvenilirliğine ilişkin olarak mahkemeler, elektronik verilerin kaynağına ve gerçekliğine dair ilgili her türlü hususu göz önünde bulundurmalıdır.
  2. Mahkemeler güven hizmetlerinin elektronik delillere güvenin kurulması noktasında sahip oldukları değerin farkında olmalıdırlar.
  3. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde ve mahkemenin bu konudaki takdir yetkisini bertaraf etmeden; elektronik veriler, bu verilerin doğruluğuna ilişkin olarak taraflardan biri itiraz etmediği taktirde, delil olarak kabul edilmelidirler.
  4. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde ve mahkemenin bu konudaki takdir yetkisini bertaraf etmeden; imzalayan şahsın kimliğinin doğrulandığı ve verinin bütünlüğünün güvence altına alındığı durumlarda, aksine ilişkin olarak makul şüphelerin ortaya çıkmaması halinde veya bu tarz şüphelerin ortaya çıkmasına kadar elektronik verilerin güvenilir olduğu varsayılmalıdır.
  5. Uygulanacak hukukun savunmasız kişi kategorisine giren bireyler için özel koruma getirdiği durumlarda söz konusu hukuk bu kılavuz ilkeler nazarında önceliğe sahiptir.
  6. Ulusal yargı sisteminin izin verdiği ölçüde, bir kamu otoritesinin taraflardan bağımsız olarak bir elektronik delili bir yerden bir yere aktarması durumunda, söz konusu delilin içeriği aksi ispat edilene kadar kesinleşmiş kabul edilir.

Depolama ve muhafaza

  1. Elektronik deliller bunların okunabilirliğinin, ulaşılabilirliğinin, bütünlüğünün, gerçekliğinin, güvenilirliğinin ve gerekli olduğu yerde gizliliğinin ve delillerin ilgili bulundukları şahısların özel hayatlarının gizliliğinin muhafaza edilmesini sağlayacak şekilde saklanmalıdır.
  2. Elektronik deliller bunların hangi bağlamda oluşturulduğunun açık bir şekilde ortaya konmasını sağlamak adına standart hale getirilmiş metadatalarla birlikte muhafaza edilmelidir.
  3. Bilgi teknolojilerinde yaşanan gelişmeleri de göz önüne alarak, muhafaza altında bulunan elektronik delillerin zaman içerisinde okunabilirliklerini ve ulaşılabilirliklerini kaybetmelerinin önüne geçilmelidir.

Arşivleme

  1. Mahkemeler elektronik delilleri ulusal hukukun öngördüğü şekilde arşivlemelidirler. Elektronik arşivler bütün güvenlik gerekliliklerini sağlar nitelikte olmalı ve verilerin bütünlüğünü, gerçekliğini, gizliliğini, kalitesini garanti altına almalarının yanı sıra özel hayatın gizliliğine saygı prensibini de garanti etmelidirler.
  2. Elektronik delillerin arşivlenmesi işlemi nitelikli uzmanlar tarafından yürütülmelidir.
  3. Veriler elektronik delillere erişimi muhafaza etmek için gerekli olduğu taktirde yeni bir depo medyasına taşınmalıdır. 

Farkındalık oluşturma, gözden geçirme, öğretim ve eğitim

  1. Üye devletler elektronik delillerin medeni ve idari iş ve davalardaki faydalarına ve değerine ilişkin farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarda bulunmalıdırlar.
  2. Üye devletler elektronik delillere ilişkin olarak var olan teknik standartları denetim altında tutmalıdırlar.
  3. Mesleklerinin gereği olarak elektronik delillerle uğraşan her şahsa, bu delillerin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin gerekli disiplinler arası öğretime erişim imkânı sağlanmalıdır.
  4. Hakimler ve hukuku meslek edinmiş kişiler elektronik delillerin ulaşılabilirliğine ve değerine etki edebilecek bilgi teknolojilerine dair gelişmelerin farkında olmalıdırlar.
  5. Hukuk eğitiminin kapsamına elektronik cihazlara ilişkin modüller eklenmelidir.


Kaynaklar:
– https://www.coe.int/en/web/portal/-/committee-of-ministers-adopts-guidelines-on-electronic-evidence-in-civil-and-administrative-proceedin-1

– https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectId=0900001680902e0c

Guidelines of the Committee of Ministers of the Council of Europe on electronic evidence in civil and administrative proceedings

(Adopted by the Committee of Ministers on 30 January 2019,
at the 1335th meeting of the Ministers’ Deputies)

The Committee of Ministers,

Considering that the aim of the Council of Europe is to achieve a greater unity between the member States, in particular by promoting the adoption of common rules in legal matters;

Considering the necessity of providing practical guidance for the handling of electronic evidence in civil and administrative proceedings to courts and other competent authorities with adjudicative functions; professionals, including legal practitioners; and parties to proceedings;



Considering that these guidelines seek to provide a common framework rather than a harmonisation of the national legislation of the member States;

Considering the need to respect the diversity in the legal systems of the member States;

Acknowledging the progress made in the member States towards the digitisation of their justice systems;

Noting, nonetheless, obstacles to the effective management of electronic evidence within justice systems, such as the lack of common standards and the diversity and complexity of evidence-taking procedures;

Highlighting the need to facilitate the use of electronic evidence within legal systems and in court practices;

Recognising the need for member States to examine current deficiencies in the use of electronic evidence and to identify the areas where electronic evidence principles and practices could be introduced or improved;

Noting that the aim of these guidelines is to provide practical solutions to the existing deficiencies in law and practice,

Adopts the following guidelines to serve as a practical tool for the member States, to assist them in adapting the operation of their judicial and other dispute-resolution mechanisms to address issues arising in relation to electronic evidence in civil and administrative proceedings, and invites them to disseminate these guidelines widely with a view to their implementation by those responsible for, or otherwise handling, electronic evidence.

Purpose and scope

The guidelines deal with:

–                    oral evidence taken by a remote link;

–                    use of electronic evidence;

–                    collection, seizure and transmission of evidence;

–                    relevance;

–                    reliability;

–                    storage and preservation;

–                    archiving;

–                    awareness-raising, review, training and education.

The guidelines are not to be interpreted as prescribing a specific probative value for certain types of electronic evidence and are to be applied only insofar as they are not in conflict with national legislation.

The guidelines aim to facilitate the use and management of electronic evidence within legal systems and in court practices.

Definitions

For the purposes of these guidelines:

Electronic evidence

“Electronic evidence” means any evidence derived from data contained in or produced by any device, the functioning of which depends on a software program or data stored on or transmitted over a computer system or network.

Metadata

“Metadata” refers to electronic information about other electronic data, which may reveal the identification, origin or history of the evidence, as well as relevant dates and times.

Trust service

“Trust service” means an electronic service which consists of:

a.     the creation, verification and validation of electronic signatures, electronic seals or electronic time stamps, electronic registered delivery services and certificates related to those services; or

b.     the creation, verification and validation of certificates for website authentication; or

c.     the preservation of electronic signatures, seals or certificates related to those services.

Court

The term “court” includes any competent authority with adjudicative functions in the performance of which it handles electronic evidence.

Fundamental principles

It is for courts to decide on the potential probative value of electronic evidence in accordance with national law.

Electronic evidence should be evaluated in the same way as other types of evidence, in particular regarding its admissibility, authenticity, accuracy and integrity.

The treatment of electronic evidence should not be disadvantageous to the parties or give unfair advantage to one of them.

Guidelines

Oral evidence taken by remote link

1.            Oral evidence can be taken remotely, using technical devices, if the nature of the evidence so permits.

2.            When deciding whether oral evidence can be taken remotely, the courts should consider, in particular, the following factors:

–           the significance of the evidence;

–           the status of the person giving evidence;

–           the security and integrity of the video link through which the evidence is to be transmitted;

–           costs and difficulties of bringing the relevant person to court.

3.            When taking evidence remotely, it is necessary to ensure that:

a.    the transmission of the oral evidence can be seen and heard by those involved in the proceedings and by members of the public where the proceedings are held in public; and

b.    the person being heard from a remote location is able to see and hear the proceedings to the extent necessary to ensure that they are conducted fairly and effectively.

4.            The procedure and technologies applied to the taking of evidence from a remote location should not compromise the admissibility of such evidence and the ability of the court to establish the identity of the persons concerned.

5.            Irrespective of whether evidence is transmitted via a private or a public connection, the quality of the videoconference should be ensured and the video signal encrypted to protect against interception.

Use of electronic evidence

6.            Courts should not refuse electronic evidence and should not deny its legal effect only because it is collected and/or submitted in an electronic form.

7.            In principle, courts should not deny the legal effect of electronic evidence only because it lacks an advanced, qualified or similarly secured electronic signature.

8.            Courts should be aware of the probative value of metadata and of the potential consequences of not using it.

9.            Parties should be permitted to submit electronic evidence in its original electronic format, without the need to supply printouts.

Collection, seizure and transmission

10.          Electronic evidence should be collected in an appropriate and secure manner, and submitted to the courts using reliable services, such as trust services.

11.          Having regard to the higher risk of the potential destruction or loss of electronic evidence compared to non-electronic evidence, member States should establish procedures for the secure seizure and collection of electronic evidence.

12.          Courts should be aware of the specific issues that arise when dealing with the seizure and collection of electronic evidence abroad, including in cross-border cases.

13.          Courts should co-operate in the cross-border taking of evidence. The court receiving the request should inform the requesting court of all the conditions, including restrictions, under which evidence can be taken by the requested court.

14.          Electronic evidence should be collected, structured and managed in a manner that facilitates its transmission to other courts, in particular to an appellate court.

15.          Transmission of electronic evidence by electronic means should be encouraged and facilitated in order to improve efficiency in court proceedings.

16.          Systems and devices used for transmitting electronic evidence should be capable of maintaining its integrity.

Relevance

17.          Courts should engage in the active management of electronic evidence in order, in particular, to avoid excessive or speculative provision of, or demand for, electronic evidence.

18.          Courts may require the analysis of electronic evidence by experts, especially when complex evidentiary issues are raised or where manipulation of electronic evidence is alleged. Courts should decide whether such persons have sufficient expertise in the matter.

Reliability

19.          As regards reliability, courts should consider all relevant factors concerning the source and authenticity of the electronic evidence.

20.          Courts should be aware of the value of trust services in establishing the reliability of electronic evidence.

21.          As far as a national legal system permits, and subject to the court’s discretion, electronic data should be accepted as evidence unless the authenticity of such data is challenged by one of the parties.

22.          As far as a national legal system permits, and subject to the court’s discretion, the reliability of the electronic data should be presumed, provided that the identity of the signatory can be validated and the integrity of the data secured, unless and until there are reasonable doubts to the contrary.

23.          Where applicable law provides special protection for categories of vulnerable persons that law should have precedence over these guidelines.

24.          As far as a national legal system so provides, where a public authority transmits electronic evidence independently of the parties, such evidence is conclusive as to its content, unless and until proved to the contrary.

Storage and preservation

25.          Electronic evidence should be stored in a manner that preserves readability, accessibility, integrity, authenticity, reliability and, where applicable, confidentiality and privacy.

26.          Electronic evidence should be stored with standardised metadata so that the context of its creation is clear.

27.          The readability and accessibility of stored electronic evidence should be guaranteed over time, taking into account the evolution of information technology.

Archiving

28.          Courts should archive electronic evidence in accordance with national law. Electronic archives should meet all safety requirements and guarantee the integrity, authenticity, confidentiality and quality of the data as well as respect for privacy.

29.          The archiving of electronic evidence should be carried out by qualified specialists.

30.          Data should be migrated to new storage media when necessary in order to preserve accessibility to electronic evidence.

Awareness-raising, review, training and education

31.          Member States should promote awareness of the benefits and value of electronic evidence in civil and administrative proceedings.

32.          Member States should keep technical standards related to electronic evidence under review.

33.          All professionals dealing with electronic evidence should have access to the necessary interdisciplinary training on how to handle such evidence.

34.          Judges and legal practitioners should be aware of the evolution of information technologies which may affect the availability and value of electronic evidence.

35.          Legal education should include modules on electronic evidence.



Sources:
– https://www.coe.int/en/web/portal/-/committee-of-ministers-adopts-guidelines-on-electronic-evidence-in-civil-and-administrative-proceedin-1

– https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?ObjectId=0900001680902e0c

HRD has issued a new Report on Bylock which is used as a tool by Erdogan Regime to incriminate people

ByLock is not an application that is used in the so-called coup attempt on 15th July 2016 as the Erdogan Regime and the media claims. Because this application was closed five months before the coup attempt, in March 2016.

How did a digital communication application, become a material of for the Erdogan regime the justification for arresting more than 60 thousand people in Turkey?

President Erdogan, who claimed to have learned the so-called coup attempt on 15th July 2016 (15/7) from his brother-in-law during the attempt, declared the supporters of Gülen movement as the perpetrators of the coup, whom he considered being responsible for the 17th /25th December 2013 Corruption and Bribery operations.

The “Erdogan Regime” dismissed approximately four thousand judges and prosecutors of their duties on 17th July 2016, right afterwards of the coup attempt, with the claim of being coup plotters and arrested many of them in order to establish his own judicial system.

Later on, he had thousands of people arrested. Among them journalists, teachers, doctors, lawyers and businessmen. The common characteristic of these people was being opposed to the Erdogan Regime.

Those arrests are generally justified by reasons such as writing critical columns, depositing money to a legal bank, sending their children to the schools allegedly having ties to Gülen movement and being members to legal unions and foundations.

Erdogan and his judiciary, who knew that these claims are not enough to justify the arrests, needed a new excuse to strengthen the claims why they have arrested the opposition.

Within this need, they made the perception that the “ByLock” application have been used in 15th of July Coup Attempt only by Gülen supporters. They made people believe that the ByLock application is classified, incognito and only known by the members of Hizmet Movement, installed differently to the devices and encrypted.

After they made this perception accepted by the society, the lists of names which were prepared by  unknown people in unknown dates from the National Intelligence Agency (MIT), which has no authority and function as a law enforcement agency, were sent to the units of judiciary and then accepted as concrete evidence for the alleged crimes of being a member to a terrorist organization by judiciary without questioning.

ByLock application is not an application that is used in the so-called coup attempt as the Erdogan Regime and the media claims. Because this application was closed five months before the coup attempt, in March 2016.

ByLock application was not an application that only had been used by Hizmet Movement members secretly, because it was an application that was downloaded more than 600.000 times from Google Play Store and App Store worldwide. The Bylock application, which is presented as an enigmatic, encrypted application was even simpler than the applications such as WhatsApp, Viber, Line and Tango.

But as a result of this perception, approximately 17.000 women along with their 668 babies were arrested in Turkey with the accusations of using ByLock. The number of total arrests is around 60 thousand and it is increasing. The members of judiciary who questioned this process with suspicion are either expelled or dismissed from their duties. Therefore, it was seen as a necessity to prepare this Report, aiming to show that all the announcements and procedure of judiciary and National Intelligence Agency, under the control of the Erdogan Regime, regarding ByLock are in fact to create a groundless perception.

World Justice Project’s research team has issued Rule of Law Index 2017- 2018

The WJP Rule of Law Index measures rule of law adherence in 113 countries and jurisdictions worldwide based on more than 110,000 household and 3,000 expert surveys. Featuring primary data, the WJP Rule of Law Index measures countries’ rule of law performance across eight factors: Constraints on Government Powers, Absence of Corruption, Open Government, Fundamental Rights, Order and Security, Regulatory Enforcement, Civil Justice, and Criminal Justice.

Download report (PDF) or
Explore the interactive data 

“The Platform for an Independent Judiciary in Turkey” has drafted a letter about Turkey

“The Platform for an Independent Judiciary in Turkey” has drafted a letter about Turkey

On the occasion of the Human Rights Day 2018, the Platform for an Independent Judiciary in Turkey , composed of the four major European associations of judges ( The Association of European Administrative Judges (AEAJ) , The European Association of Judges , Judges for Judges and The “Magistrats Europeens pour la Democratie et les Libertes” (MEDEL) drafted a letter about Turkey ,inviting all governmental leaders and parliaments to support Turkey to re-install the rule of law and to follow its obligation to respect fundamental human rights.

Read with source: https://www.iaj-uim.org/news/human-rights-day-2018-letter-of-the-platform-for-an-independent-judiciary-in-turkey/

10 December 2018, Press Release regarding human rights violations in Turkey

With a press release in front of European Court of Human Rights, HRD members and volunteers drew attention to the human rights violations in Turkey.
Human Rights Defenders invited the European Court of Human Rights to take an effective initiative.

THE PRESS STATEMENT OF “HUMAN RIGHTS DEFENDERS” IN HUMAN RIGHTS DAY, 10TH DECEMBER 2018

70 years ago, on the 10th of December 1948, “The Universal Declaration of Human Rights” was adopted by the UN General Assembly. Both, the “Universal Declaration of Human Rights” and the “European Convention on Human Rights” envisages and embraces the basic and fundamental rights and freedoms of people, which should be under the protection of the States and above all of them, of the United Nations.

As we observe the 70th Anniversary of this significant and historical Day, we unfortunately do witness that this protection is not granted to everyone, and those who should serve this goal are acting inconsequently. The European Court of Human Rights (ECHR) which we apply to, does not fulfill its function in accordance with its purpose of establishment. The Court did not develop court practices within its range of authority to prevent human rights’ violations and ignores millions of “human rights violations” which can even be seen with bare eyes.

In Turkey, human righs violations today became massive, and each day these violations become irretrievable. The Turkish Government, or rather the notorious “Erdogan Regime” as it is now, has become a despotic rule, comparing to the much promising State which it was a half a decade ago, had strong relations with European Union. The Turkish Government, turned its back on reforms related to human rights and further democratization efforts starting from December 2013 swiftly and became a literal dictatorship after 15 July 2016. Right now, it is impossible to talk about even the very existence of fundamental rights and freedoms. Everything is at the mercy of one person, and the basic human rights are unfortunately ignored.

These human rights violations in Turkey are reflected in several international reports such as “2017 report of Human Rights Watch”, “2017 report of Office of The United Nations High Commissioner For Human Rights”, “the 2018 report of Amnesty International”, “the 2018 report of the Platform of Peace and Justice regarding the children rights’ violations in Turkey”, “the 2018 report of European Parliament”.

Although, that in those international reports, as well as the some verdicts such as the verdict of the local court in England and thousands of petitions written by the victims of the Erdogan Regime it is expressed that THERE IS NO SUCH RIGHT AS FAIR TRIAL, the ECHR ignores the facts and turns a blind eye on the human right violations in Turkey.

So, what exactly is happening in Turkey in terms of human rights violations? In Turkey, the rights which are ensured by the Universal Declaration of Human Rights are violated. Such as:

1- In Turkey, the most fundamental right of people, “the Right to live” is taken away,

  • -In Eastern and South Eastern provinces, tens of villages and towns are destroyed, tens of thousands of Kurdish people were forced to leave their homes
  • -Trustees are assigned to the provincial offices that are affiliated to the Ruling Party to ignore the will of the local people
  • -In prisons, thousands of convicts and prisoners’ right to live is taken away, by systematic tortures and depriving their rights of healthcare
  • -The people of the “Hizmet” movement and any other civil society organizations which seem to be opposing are targeted by hate speeches and witch hunts, therefore, their right to live is taken away from them.
  • -Tens of politicians of the opposition, hundreds of journalists are kept in prisons because of their political believes.

2- The “Right to Work” is stolen.

  • -With decree-laws, more than 130.000 people (whose victimhood is explained detailly in the 2018 report of Amnesty International) are dismissed from public duties, of them 33.500 teachers, 7.000 health workers, 31.500 security workers, 6.000 academics, 39.000 public servants, 13.000 soldiers.
  • -More than 100.000 employees from the companies (schools, universities, study houses, hospitals, foundations, federations, unions, media institutions) which are closed by confiscation or assigning trustees are dismissed from their jobs. They are prevented to find other jobs in different places by the State further. They are left to a “civil death”.
  • -The workers are working under extreme and worst conditions (e.g. the construction of Istanbul airport) and unfortunately many workers are facing death every day. Child workers are being employed and current unions cannot say any critic.

3- In Turkey, the Right of Property of people is arbitrarily taken away.

  • -In Eastern and Southeastern provinces, the houses and lands which were evacuated because of the suspect of terror are confiscated and people were prevented to return to their homes
  • -All the assets of the institutions and persons of Hizmet movement are usurped and made available to the supporters of the regime.
  • -With arbitrary decisions, the environment is being damaged, and the ecologic balance is destroyed, the lands of people are confiscated with low costs (e.g. the project of Kanal Istanbul)

4- The “Right of not being subject to torture” of people is being violated

  • -Torture, which conflicts with human dignity became again a routine in Turkey. All the opposition receives systematic torture. (This situation is indicated clearly in the March 2018 report of the UN Human Rights)
  • -More than half of all journalists who are in prison in all over the world, 259 people, are in Turkish prisons right now. These people are treated as terrorists and tortured.

5- The “Right to assembly and demonstration” is being violated.

  • -Hundreds of NGO’s are closed and their assets confiscated including unions (e.g. AksionIs and Cihansen)
  • -The fundamental right of democracy to demonstrate and meet is cancelled by the governors who became the political tools of the government

6- In Turkey, the “Right to fair trial” is consciously destroyed

  • -4500 prosecutors and judges who constitute one third of all current judges and prosecutors in Turkey are exported from the duty. Nearly all of them are issued arrest warrants
  • -Currently 3500 prosecutors-judges and 1500 lawyers in Turkey are in prisons.
  • -The verdict of ECHR is not applied (e.g. the Selahattin Demirtaş decision of ECHR)
  • -The verdicts of the Constitutional Court are not applied by the local courts (e.g. the decision of the Constitutional Court about journalist Mehmet Altan and Şahin Alpay)
  • -The people who are labeled as “spies, terrorists” are evacuated in few days when states got involved (pastor Brunson, journalist Deniz Yucel etc.) but the convicts who suffer from cancer are not even sent to the any medical treatment.
  • -The judges who are supposed to be neutral and independent do not consider it harmful to announce their political beliefs, which are mostly in line with the ruling Erdagan Regime.
  • -The bill of indictments is not prepared. The people stay in prisons for months but cannot even learn the accusations against them. (Osman Kavala is kept in prison for a year without preparing his bill of indictment)
  • -There are arbitrary long imprisonments. The judges are afraid to evacuate people.
  • -743 babies are kept in prisons along with their mothers.
  • As the reassurance of all fundamental rights and freedoms, the “RIGHT TO FAIR TRIAL” is removed, there is no guarantee for any rights in Turkey now.

Today, the only HOPE against the crimes of hate, discrimination and torture committed by the oppressive regime in Turkey is the existence of law. The notorious “Erdogan Regime” commits crimes against the universal principles of law by its acts of crimes against humanity. It deprived the Republic of Turkey which was loyal to the international agreements it has signed from law and democratic values. This should not be allowed.

The ECHR in Europe, which was established to protect the human rights was an institution that set an example to the world. But the court is criticized by prestigious legal experts and institutions because of the decisions it made and the decisions it didn’t make. This delay of ECHR to decide is expressed in international conferences and meetings often. Letters are sent to the court by renowned law circles and the attitude of the court is examined in universities by being subjects to theses. The ECHR cannot hide behind the excuse of not exhausted domestic remedies anymore. About tens of files which are issued in 2014, processed in all phases and finalized, for which there is no option of domestic remedies now, the court hesitates to decide. Its hesitation to decide in many files in which the human right violations are proved makes the impression as if it negotiated with the “Erdogan regime” in the world. And this strengthens the critics saying that the ECHR stopped being an independent and neutral court and became a political institution. All the reputation of the court gained in years is somehow being destroyed. The ECHR cannot run away from its responsibility regarding what is happening in Turkey and its attitude will definitely remembered in history. We as the volunteers of “Human Rights Defenders” call the ECHR to take responsibility about what is happening in Turkey in accordance with its historical mission and previous acts and to fulfill its duty.

The ECHR SHOULD NOT BECOME PARTNERS IN CRIME of the crimes committed by the “Erdogan Regime”. We as the volunteers of “Human Rights Defenders” warn ECHR and invite them to fulfill their duty on the occasion of “World Human Rights Day”.

“Human Rights Defenders” closely follows the human rights violations in Turkey. It carries the files of the victims to the international authorities such as the ECHR, UN Human Rights Committee and UN Committee against Torture to continue its legal struggle. Even there are sufferings left because of the victimizations, the law will eventually prevail, the ones who sided with law will eventually prevail.

As the volunteers of “Human Rights Defenders”, we would like to arouse attention of the institutions of International Law, the ECHR being first, to the human rights violations in Turkey on the occasion of 10th December World Human Rights Day. We are calling those institutions to duty and asking them to take effective initiatives in order to say STOP to the unlawfulness in Turkey.

Respectfully announced to the public: 10.12.2018

“HRD- HUMAN RIGHTS DEFENDERS”

www.humanrights-ev.com 

UN/WGAD has issued a new assessment on detention, arrest and conviction in Turkey based on the alleged use of the ByLock

Muharrem Gençtürk was an Associate Professor of Commercial Law at Akdeniz University in Antalya. As public employees, both Mr. Gençtürk and his wife were dismissed from their jobs under Statutory Decree No. 672 issued on 1 September 2016, which resulted in the dismissal of around 50,000 people.

Mr. Gençtürk was taken into custody on 29 July 2016. Mr. Gençtürk’s house was reportedly raided by three police officers from the Antalya Police Department at around 5.30 a.m. with the whole family present. The police officers did not allow him to take any clothes or money with him.

Muharrem Gençtürk

Mr. Gençtürk was initially held at Serik Police Station in Antalya for 18 days. During the first five days of his detention he was not allowed to talk to anyone, including his lawyer. When he was finally allowed to meet his lawyer, they could reportedly only speak in the presence of a police officer and in front of a voice recorder.

On 15 August 2016, a prosecutor reportedly interrogated Mr. Gençtürk, and he was released on parole. However, after less than half an hour, he was suddenly taken back into custody, and this time he was arrested by the Antalya Fifth Criminal Court of Peace. Since then, he has been held at Antalya High Security Prison.

Mr. Gençtürk is charged with membership of a terrorist organization under article 314 of the Turkish Criminal Code due to his supposed use of the ByLock application and due to the fact that his children attended schools related to the Gülen organization.

Using Bylock App is within scope of Freedom of Expression:

In fact, it appears to the Working Group that even if Mr. Gençtürk did use the ByLock application, an allegation that he denies, it would have been mere exercise of his right to freedom of expression. To this end, the Working Group notes that freedom of opinion and freedom of expression as expressed in article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights are indispensable conditions for the full development of the person; they are essential for any society, and indeed, constitute the foundation stone for every free and democratic society.

The Working Group concludes that the arrest and detention of Mr. Gençtürk based upon allegedly using Bylock is violation of the Universal Declaration of Human Rights and article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights.

Violation Regarding Right to Defense:

Mr Gencturk was able to see his lawyers only for 20 minutes a week, UN WGAD concludes that weekly meetings of a mere 20 minutes’ duration with lawyer cannot be said to provide an opportunity to adequately prepare for a defence in such a complex case as terrorism charges. The Working Group therefore considers that there has been a serious breach of article 14 (3) (b) of the International Covenant on Civil and Political Rights.

The Working Group also notes that the failure to allow the defence to examine the secret witnesses bears the hallmarks of a serious denial of equality of arms in the proceedings and is in fact a violation of article 14 (3) (e) of the International Covenant on Civil and Political Rights

Violation Regarding Right to Fair Trial:

The Working Group points out that there was a strong appearance of lack of impartiality and independence on the part of the court, as it put questions to Mr. Gençtürk such as “Are you going to say something different from the others?” and the prosecutor reportedly fell asleep during the trial.

The Working Group also notes the submission by the source that in response to the application for release made on behalf of Mr. Gençtürk, the decision delivered by the judge was a copy-and-paste decision with exactly the same decision and reasoning as was delivered to other defendants, with only the names being different. The Government had the opportunity, but has failed, to address this allegation. The Working Group notes that a failure to provide a reasoned judgment in the case of Mr. Gençtürk constitutes a breach of article 14 (5) of the International Covenant on Civil and Political Rights, as it effectively prevents prospective appellants from enjoying the effective exercise of the right to appeal.

Violations within Scope of Category V has been committed, in other saying the deprivation of liberty constitutes a violation of international law on the grounds of discrimination based on birth, national, ethnic or social origin, language, religion, economic condition, political or other opinion, gender, sexual orientation, disability, or any other status, that aims towards or can result in ignoring the equality of human beings.

The Working Group renders the following opinion:

  • The deprivation of liberty of Muharrem Gençtürk, being in contravention of articles 8, 10 and 19 of the Universal Declaration of Human Rights and of articles 2 (3), 9 (3), 14, 19 and 26 of the International Covenant on Civil and Political Rights, is arbitrary and falls within categories I, II, III and V
  • The Working Group requests the Government of Turkey to take the steps necessary to remedy the situation of Mr. Gençtürk without delay and bring it into conformity with the relevant international norms, including those set out in the Universal Declaration of Human Rights and the International Covenant on Civil and Political Rights.
  • The Working Group considers that, taking into account all the circumstances of the case, the appropriate remedy would be to release Mr. Gençtürk immediately and accord him an enforceable right to compensation and other reparations, in accordance with international law.
  • The Working Group urges the Government to ensure a full and independent investigation of the circumstances surrounding the arbitrary deprivation of liberty of Mr. Gençtürk and to take appropriate measures against those responsible for the violation of his rights.
  • The Working Group requests the Government to disseminate the present opinion through all available means and as widely as possible.

Mestan Yayman, is a Turkishnational, was a Vice-Governor of the city of Antalya. He was suspended from hisduty as a civil servant on 29 August 2016 and was subsequently dismissed fromhis job under Statutory Decree No. 672, issued on 1 September 2016, under whichabout 50,000 people were dismissed.

Mestan Yayman

On 1 September 2016, he was taken into custody, Mr. Yayman was not allowed to see his attorney for the first five days of his detention. When he was finally allowed to meet her, they could speak only in the presence of a police officer and in front of a voice recorder.

Mr. Yayman was subsequently released on parole, at around 8.30 p.m., however, the following day, on 8 September 2016, Mr. Yayman was taken into custody and was arrested based on statements from one individual.

10 months after his arrest, he was accused of using the ByLock application in December 2014, based on an intelligence report. Mr Yayman was sentenced to seven years and six months. The court noted that Mr. Yayman was included on the Turkish intelligence service’s list of names, the so-called arrest list, but it failed to show the content of his supposed chats on ByLock.

The Working Group notes the failure on behalf of the Government to show how the mere use of such a regular communication application as ByLock by Mr. Yayman constituted an illegal criminal activity. While the Government has argued that the tribunal requested and obtained the record of the accused’s conversations through the Bylock system, it failed to specify how these conversations could have been construed as criminal activity. Noting the widespread reach of the Gülen movement, as documented in the report of the Council of Europe Commissioner for Human Rights, “it would be rare for a Turkish citizen never to have had any contact or dealings with this movement in one way or another”.

Using Bylock App is within scope of Freedom of Expression:

It appears to the Working Group that even if Mr. Yayman did use the ByLock application, an allegation that he denies, it would have merely constituted exercise of his right to freedom of opinion and freedom of expression. Article 19 (2) of the International Covenant on Civil and Political Rights protects all forms of expression and the means of their dissemination, including all forms of audiovisual, electronic and Internet-based modes of expression (para. 12).

Attending religious meeting is within scope of right to freedom of peaceful assembly and association:

In relation to Mr. Yayman’s attendance of the meetings of the Gülen group in 2013, the Working Group once again observes the failure on behalf of the Government to specify how mere attendance at peaceful and, at that time, legitimate meetings breached the right to freedom of peaceful assembly and association and was contrary to articles 21 and 22 of the International Covenant on Civil and Political Rights The Working Group therefore concludes that the arrest and detention of Mr. Yayman resulted from his exercise of the rights guaranteed under articles 19, 21 and 22 of the Covenant, falling under category II.

Request for Independent Expert Report was denied and The Government did not address these allegations:

The Working Group notes the allegation by the source that during Mr. Yayman’s trial, the judge denied his request for another expert statement as to whether the ByLock application was found on his telephone. The judge also allegedly denied witnesses on behalf of Mr. Yayman the right to be heard. The Government did not address these allegations directly, although it had the opportunity to do so.

The Right to Legal Counsel was violated:

The Working Group notes that prior to the trial proceedings, Mr. Yayman was denied the possibility to meet with his lawyer in private, as a guard with a tape recorder was always present during those meetings. In this respect, the Working Group notes that, as indicated by the Human Rights Committee in its general comment No. 32, the right to communicate with counsel, as enshrined in article 14 (3) (b) of the International Covenant on Civil and Political Rights, entails the requirement that legal counsels should be able to meet their clients in private and to communicate with the accused in conditions that fully respect the confidentiality of their communications (para. 34). That right was denied to Mr. Yayman. Moreover, the meetings with his lawyer were restricted to a mere 20 minutes, a time period so short that it cannot be said to satisfy the requirements of article 14 (3) (b). In addition, once the trial proceedings commenced, Mr. Yayman was prevented from speaking to his lawyer before both trial hearings, which is a further violation of article 14 (3) (b) of the International Covenant on Civil and Political Rights

The Working Group also recalls that, as the Human Rights Committee stated in its general comment No. 32, article 14 (3) (e) of the International Covenant on Civil and Political Rights provides for the right to have witnesses admitted that are relevant for the defence and to be given a proper opportunity to question and challenge witnesses against them at some stage of the proceedings (para. 39). The Working Group thus considers that there have been serious prima facie breaches of Mr. Yayman’s rights under article 14 (3) (e) of the Covenant as well.

The Right to Fair Trial was violated:

In addition, the Working Group observes that the trial judge made requests for the defence to keep defence short and that the court heard the testimony from a key witness in the absence of both Mr. Yayman and his lawyer. The Working Group especially notes that the Government has failed to provide any reasons as to why the key witness was heard without the presence of Mr. Yayman and his lawyer. This is a further serious denial of Mr. Yayman’s rights under article14 (3) (e) of the International Covenant on Civil and Political Rights

The Working Group therefore concludes that there has been partial non-observance of the international norms relating to the right to a fair trial in the case of Mr. Yayman, as he was denied the right to adequate time and facilities to prepare for his defence and was prevented from presenting evidence and examining witnesses on his behalf. The Working Group finds that this partial non-observance was of such gravity as to give his deprivation of liberty an arbitrary character (category III).

Violations within Scope of Category V has been committed, in other saying  the deprivation of liberty constitutes a violation of international law on the grounds of discrimination based on birth, national, ethnic or social origin, language, religion, economic condition, political or other opinion, gender, sexual orientation, disability, or any other status, that aims towards or can result in ignoring the equality of human beings.

In all those cases, the Working Group has found the detention of the individuals concerned to be arbitrary and it thus appears to the Working Group that a pattern is emerging whereby those who have been linked to the group are being targeted, despite never having been active members of the group or supporters of its criminal activities. The Working Group therefore considers that the detention of Mr. Yayman was arbitrary since it constitutes discrimination on the basis of political or other opinion or status and falls under category V.

The Working Group renders the following opinion:

  • Thedeprivation of liberty of Mestan Yayman, being in contravention of articles 3,9, 10, 19 and 20 of the Universal Declaration of Human Rights and of articles9, 14, 19, 21, 22 and 26 of the International Covenant on Civil and PoliticalRights, is arbitrary and falls within categories I, II, III and V.
  • TheWorking Group requests the Government of Turkey to take the steps necessary toremedy the situation of Mr. Yayman without delay and bring it into conformitywith the relevant international norms, including those set out in the UniversalDeclaration of Human Rights and the International Covenant on Civil andPolitical Rights.
  • TheWorking Group considers that, taking into account all the circumstances of thecase, the appropriate remedy would be to release Mr. Yayman immediately andaccord him an enforceable right to compensation and other reparations, inaccordance with international law.
  • TheWorking Group urges the Government to ensure a full and independentinvestigation of the circumstances surrounding the arbitrary deprivation ofliberty of Mr. Yayman and to take appropriate measures against thoseresponsible for the violation of his rights.
  • The Working Grouprequests the Government to disseminate the present opinion through allavailable means and as widely as possible.

Advance edited version (PDF)

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial