Bedford Row Report – Opinion on the Legality of the Actions of the Turkish State

A summary of an opinion on the legality of the actions of the Turkish State in the aftermath of the failed coup attempt in 2016 and the reliance on use of the Bylock messaging application as evidence of membership of a terrorist organisation by William Clegg QC who was assisted by Simon Baker. The opinion also contains a digital forensic report by Thomas K Moore, whose main findings have also been summarised below.

Read More

Ankara’da eski Dışişleri Bakanlığı personeline işkence iddiaları baro raporunda

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi verilerek meclis gündemine taşınan Dışişleri Bakanlığı eski çalışanlarına işkence iddialarıyla ilgili Ankara Barosu hazırladığı raporu yayımladı.

Cezaevi Kurulu, İnsan Hakları Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi üyelerinden oluşan bir heyet kötü muamele ve işkenceye uğradığı yönünde isimleri bildirilen kişilerle görüşerek ifadelerine Ankara Barosu Başkanlığınca hazırlanan raporda yer verildi.

Ankara Barosu raporu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun mecliste verdiği soru önergesi sonrası “Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Kurulu ve İnsan Hakları Merkezi Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosundaki İşkence İddialarına dair Rapordur” başlığı altında yayımladı.

Raporda görüşme sonuçlarına şu şekilde yer verildi:

“Tutanaklar ile de sabit olan ve yapılan görüşmeler neticesinde kötü muamele ve işkence iddialarına dair tespitler şunlardır:

Görüşülen 6 kişinin tamamı “mülakat” adı altında görüşmelere götürüldüklerini, burada itirafçı olmaya zorlandıklarını, tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Görüşülen 6 kişinin tamamı birden fazla defa mülakata çıkarıldıklarını, mülakatta kendilerine psikolojik baskı uygulandığını, mülakatı gerçekleştiren kişileri görseler teşhis edebileceklerini ifade etmişlerdir.

Görüşülen 6 kişiden 5’i mülakatlar haricinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Görüşme yapılan 1 kişi bizzat bir işkence ve kötü muameleye maruz kalmadığını, ancak aynı koğuşta kaldığı kişilerden ve Sulh Ceza Hakimliğine gözaltı süre uzatım işlemleri sırasında toplu olarak görüldüklerinde orada bulunan diğer kişilerden işkence ve kötü muamele iddialarını duyduğunu ifade etmiştir. Bu kişinin duyum üzerine anlatımları kötü muamele ve işkenceye maruz kalan kişilerin anlatımları ile uyumludur. Yine bu kişinin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan ettiği isimler ile işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını beyan eden kişilerin isimleri arasında farklılık gözlemlenmemiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ifade eden 5 kişinin ortak anlatımlarına göre; bu kişiler (bir kişi cumartesi gecesi, bir kişi cumartesiyi pazara bağlayan gece, üç kişi ise pazar gecesi) gözaltındaki tutuldukları koğuşlardan çıkarıldıklarını, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosunun giriş katında bulunan bölümü getirildiklerini (bir kişi bu yere kelepçesiz getirildiğini, dört kişi ise ters kelepçeli olarak getirildiğini ifade etmiştir.) büronun girişindeki dar koridorda kapısında “girilmez” yazılı kapıdan içeri sokulduklarını, buradan karanlık bir odaya sokulduklarını, karanlık odaya bırakan kişilerin çıktıklarını, karanlık odada yüzlerini karanlık sebebiyle göremedikleri kişilerin, kendilerini önce duvara yasladıklarını, gözlerini bağladıklarını (ters kelepçe takılmayan kişi bu odada ilk olarak kendisine ters kelepçe takıldığını ifade etmiştir.) sonrasında diz çöktürdüklerini, bir süre süründürdüklerini, jop ile kafalarına vurulduğunu, konuşmazlarsa jopu makatlarına sokulmakla tehdit edildiklerini, karanlık odadaki kişilerin jopu vücutlarında gezdirdiklerini ifade etmişlerdir.

Bu yaşananların ardından; 3 kişi tamamen soyulduklarını, 1 kişi belden altı soyulduğunu, 1 kişi ise pantolonun yarıya kadar soyulduğunu ve devamında; tamamen ve bel altı soyulan toplam 4 kişi, tekrar ters kelepçelenerek cenin pozisyonuna getirildiklerini, makatlarında jop gezdirildiğini, bu sırada konuşmaları konusunda tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını, kendilerine bir ile iki dakika arasında değişen süreler verildiğini, sonrasında “ikinci aşamaya geçiyoruz” denilerek makatlarına yağ veya kayganlaştırıcı olduğunu düşündükleri bir madde döküldüğünü, yine makatlarında jop gezdirilerek işkenceye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. 1 kişi ise pantolonun çıkarılmaya çalıştığını, pantolonunun yarıya kadar zorla çıkarıldığını, zorlayarak geri çektiğini, vücudunda ve kıyafetleri üzerinde iken jop gezdirerek işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişiye karanlık odada kendilerine işkence ve kötü muamele uygulayan kişilerin seslerini Mali Suçlar Soruşturma Bürosunda yüzünü gördükleri ve sesini duydukları kişilerden herhangi biri olup olmadığı sorulmuş, farklı kişiler olduklarını ifade etmişlerdir. Kendilerini tanıtıcı bir ifade kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda 4 kişi bu yönde bir ifade kullanılmadığını, 1 kişi ise “biz dışarıdan geldik, profesyonel bir ekibiz” diye söylemde bulunduklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişi günlük doktor muayenesi sırasında yanlarında bir kolluk görevlisinin bulunduğunu, can güvenliklerinden duydukları korku ve kaygı sebebiyle yaşadıkları doktora anlatamadıklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi ikinci aşama olarak ifade edilen işkence ve kötü muamele durumu öncesinde odada bulunan bir kişinin kendisine evli olup olmadığını sorduğunu, evli olduğunu söylemesi üzerine “bak bir daha karınla yatamazsın, geceleri kalkıp ağlarsın” dediğini ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi süründürme esnasında dizlerinde morluklar oluştuğunu (morluklar giden komisyon tarafından bizzat görülmüş ve fotoğraflanmıştır.) işkencenin son bulmasını müteakip gündüz gerçekleşen ilk doktor muayenesinde bunu doktora ifade ettiğini, doktorun kendisine sözlü olarak morluk diye rapora yazdığını beyan etmesinin ardından, doktor muayenesi sırasında bulunan kadın polis memurunun panikleyerek cep telefonunu eline aldığını ve birilerine bir şeyler yazdığını, sonrasında kendisinin odadan çıkarıldığını ve raporun tanzim edilmiş halinin kendisine gösterilmediğini, devamında gözaltı süre uzatım işlemleri için Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiklerini, gözaltı uzatım kararının ardından götürüldükleri muayenede aynı doktorun darp cebir izi yoktur diye rapor yazdığını, diğer raporun akıbeti konusunda bilgisi olmadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi işkence ve kötü muameleye başlanmadan önce kendisine “Burada jop sokuyoruz, bunları duymuşsundur, hepsi doğru” denildiğini ve devamında yukarıda anlatılan işkence ve kötü muamele işlemlerine maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi, yaşadıklarının ardından kaldığı koğuşa döndüğünde arkadaşlarına bir şey söyleyemediğini, sadece işkence var diyebildiğini, sonrasında uyuduğunu, uyandığında tuvalete gitmek istediğini, tuvalete giderken bayıldığını, 112 sağlık ekiplerinin geldiğini, tansiyonuna bakıldığını ve sonrasında gelen ekiplerin gittiğini, yaşananların ardından sabah olduğunda da baygınlık geçirdiğini, 48 saattir uyuyamadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi gözaltı süresinin uzatılması için Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldıklarında Sulh Ceza Hakimine kötü muameleye maruz kaldığını söylediğini, hakimin kendisine cevaben “bir tek sen mi niye başkasında yok” diye cevap verdiğini, bunun üzerine İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden diğer 1 kişinin de “ben de işkenceye uğradım” dediğini, hakimin cevaben “ben doktor değilim, bu benim işim değil, doktora anlatın bunları” dediğini aynı sorguda bulunan 2 kişi ifade etmiştir.”

Ankara Barosu’nun hazırladığı raporun tamamına buradan ulaşılabilir.

Kaynak: EuroNews

İşkenceyi Önleme Komitesi: İnceleme tamamlandı, raporun yayınlanması için Ankara’nın onayı gerekiyor

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 6-17 Mayıs 2019 tarihleri arasında Türkiye’deki cezaevlerinde incelemelerde bulundu. Altı kişilik heyet Ankara, Diyarbakır, İstanbul ve Şanlıurfa’da polis nezarethanesi ve cezaevlerinde tutulan 100 kişi ile görüştü. Mykola Gnatovskyy başkanlığındaki heyet, PKK lideri Abdullah Öcalan’la birlikte dört mahkumun bulunduğu İmralı F Tipi Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti.

Euronews Türkçe’ye konuşan heyet başkanı Gnatovskyy, cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak, tutuklular ile yaptıkları görüşmeler neticesinde somut tespitlerde bulunduklarını söyledi. Gnatovskyy, ellerindeki bulguların açıklanması içinse gizlilik koşulları gereği, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye’nin onayını beklemek zorunda olduklarını ifade etti.

Ankara’nın onayı olmadığı için CPT’nin önceki yıllara dönük halen yayımlamadığı ya da yayımlanmasını ertelediği raporlar bulunuyor. Gnatovskyy’ye göre “bu raporun da yayınlanması zaman alacak”.

İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 2016-2017-2018 raporları hala yayınlanamadı

Komite Başkanı Gnatovskyy, “İşkenceyi Önleme Komitesi’nin Türkiye’deki cezaevlerinde topladığı bilgileri açıklayabilmesi için Türk hükümetinin onayı gerekiyor. Bu zaman alacak. 2016 yılında yazın yapılan incelemelere yönelik rapor henüz yayınlanamadı. 2017, 2018 raporları da hala yayınlanamadı, zira Türk hükümetinin onayı alınamadı.” dedi.

Gnatovskyy, Nisan 2016’da Türkiye’ye yapılan ziyaretin sonuçlarına ilişkin raporun da Türk hükümetinin engel koyması üzerine 2 yıl sonra kamuoyuyla paylaşılabildiğini hatırlattı. 15 Temmuz darbe girişimine denk gelen 2016 yaz aylarına yönelik raporun ise hala beklemede olduğu bilgisini verdi.

CPT heyeti gitmeden Öcalan avukatlarıyla görüştürüldü

Altı kişilik delegasyon İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti. Öcalan’la birlikte İmralı’da tutulan dört mahkumun genel durumu, hapishane koşulları, ayrıca Türk yetkililerin Nisan 2016’da Avrupa Konseyi tarafından yapılan önerileri dikkate alıp almadığı incelendi.

Bu ziyaret, Abdullah Öcalan’ın sekiz yıl aranın ardından 2 Mayıs günü avukatlarıyla görüştürülmesi sonrasına denk geldi.

Gnatovskyy, euronews Türkçe’ye “Bizler Türkiye’nin dört bir tarafında hapishanelerde bulunan kadın, erkek, çocuk ve gençler ile tek tek görüştük. Toplam 100 kişinin yaşadıklarını kayıt altına aldık. Elimizde sağlam bilgiler var. İmralı Cezaevi’ne de gittik.” dedi.

İşkenceyi Önleme Komitesi heyeti, 11 günlük ziyaret kapsamında Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce ve Sağlık Bakanı Yardımcısı Muhammet Güven ile bir araya geldi. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanlığından yetkililer ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan ile de görüştü.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül: Hak ihlaline izin vermeyiz

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin ziyareti ile ilgili “Hiçbir şekilde hiç bir kişinin keyfi tutumunu asla kabul edemeyiz, bu konuda hak ihlaline izin veremeyiz. Bu konularda adli, idari soruşturmalar yapılmakta, varsa ihlaller, kötü, keyfi uygulamalar, gerekli müeyyideler yapılmaktadır.” şeklinde konuşmuştu.

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nde yer alan isimler şöyle: Mykola Gnatovskyy, Djordje Alempijevic, Nico Hirsch, Julia Kozma, Davor Strinović, Hans Wolff, Michael Neurauter ve Elvin Aliyev.

Kaynak: EuroNews

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

İşkence Anayasa’da, ceza hukukunda, uluslararası sözleşmelerde suç olmanın da ötesinde bir insanlık suçudur. İşkenceyi “İşkence yapılanın” kimliğine bakarak meşrulaştırılmak, İşkence yapanı koruma girişimi ise işkence suçu kadar suçtur.

Erdoğan Rejimi yetkililerinin “Türkiye işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını benimsemiş bir ülkedir.’’ sözlerine rağmen sistematik işkence, kötü muamele ‘sıradan’ hale gelmiştir. 

15 Temmuz’dan sonra gözaltına alınan ve çok ağır işkencelere uğradığı açık ve net olarak görünen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri Piyade Yarbay Levent Türkkan‘ın gözaltındaki ilk fotoğrafı.

OHAL ile Türkiye’de ağır işkence haberler ayyuka çıktı. İşkence iddiaları yargı tarafından da soruşturulmuyor. AKP iktidarı   8 Kasım 2016’da çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 15 Temmuz’dan sonra her türlü işkenceye karışanlar ve hukuksuz olaylara başvuranlar koruma altına alındı. 

Bu KHK ile, “Resmi bir sıfatı taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında harakete eden kişiler hakkında da birinci fıkra uygulanır.” denildi.  

Communiqué de presse à l’occasion de la journée internationale pour le soutien aux victimes de la torture

Communiqué de presse à l’occasion de la journée internationale pour le soutien aux victimes de la torture

Nous célébrons aujourd’hui la « Journée internationale pour le soutien aux victimes de la torture ». En solidarité avec toutes les victimes de la torture, nous souhaitons attirer votre attention sur les points suivants :

La torture est un acte inexplicable et horrible qui ignore les valeurs humanitaires fondamentales et dévalorise l’individu jusqu’à le considérer comme un objet. La torture est une invention honteuse de l’humanité et une caractéristique indispensable des systèmes « légaux » qui permettent de recueillir des preuves émanant de suspects ou d’inculpés et est utilisée comme tactique de punition inhumaine et d’intimidation par des États dans une grande partie du monde. La torture, un crime au regard du droit international, est interdite définitivement et ne peut être justifiée en aucune circonstance. La pratique systématique ou généralisée de la torture constitue un crime contre l’humanité.

En gardant cela à l’esprit, nous, HRD, avons lancé une campagne juridique sous la compétence universelle en Allemagne, dans le contexte de cas de torture et de mauvais traitements en Turquie. Nous avons présenté aujourd’hui, notamment, 5 plaintes individuelles, qui ont été soumises à la torture et à de mauvais traitements en Turquie et qui vivent maintenant en Allemagne. Outre notre déclaration, une liste des auteurs présumés d’actes de torture ou de mauvais traitements est également soumise au Procureur fédéral en annexe.

À la suite des investigations du 17 et 25 décembre 2013 qui ont révélé la corruption régnant au sein du gouvernement ; le Premier ministre turc à l’époque, Recep Tayyip Erdogan, a lancé un plan sinistre pour prendre le contrôle au niveau de toutes les couches de la société turque. La tentative de coup d’Etat monté du 15 juillet 2016 a donné au Régime d’Erdogan « la carte blanche » dont il avait besoin. Le régime, avec tous les appareils de l’Etat, y compris l’appareil judiciaire sous sa main et une machine de propagande bien fonctionnée alimentée par des fonds publics appropriés, a transformé le mouvement Gülen en un bouc émissaire et a déchaîné sa colère contre des innocents en Turquie et dans le monde.

La torture systématique, délibérée et généralisée en tant que politique gouvernementale, qui s’est manifestée dernièrement par la torture de diplomates au siège du commissariat de la police d’Ankara, ainsi que dans le cas de Deniz Yücel, est rendue possible notamment par les pratiques de détention provisoire prolongée, interdiction des réunions entre les avocats et clients et/ou violation de leur confidentialité, dissolution de tous les conseils de surveillance pénitentiaire et interdiction d’obtenir des rapports d’examen médical équitables. Le Haut-Commissariat des Nations Unies aux droits de l’homme (HCDH) et Human Rights Watch (HRW) ont bien documenté la pratique de la torture pour obtenir des aveux. Ces pratiques comprennent les violences physiques, le viol, les agressions sexuelles et leurs menaces, les électrochocs et le simulacre de noyade. Les actes de torture ont lieu en particulier au moment de l’arrestation et pendant la détention provisoire.

Non seulement la Turquie ne dispose pas d’organes judiciaires compétents et bienveillants à enquêter sur des allégations bien fondées de torture, mais elle souffre également de dissimulation des preuves de torture. Par exemple, dans un document confidentiel divulgué, la Direction Générale de la Sécurité (Police nationale) demande aux 81 départements de la police provinciale de dissimuler les traces de torture dans les centres de détention et de ne pas utiliser les centres de détention officiels [pour la torture] avant la visite d’enquête du Comité pour la prévention de la torture (CPT) du Conseil de l’Europe (CdE). Le HCDH et HRW soulignent tous deux le climat de peur envahissant qui règne et la difficulté de se documenter et d’enquêter sur des actes de torture et sur d’autres formes de mauvais traitements.

En outre, il y a 26 cas de disparitions forcées en Turquie. Tous suivent un schéma similaire, ce qui prouve qu’il s’agit d’un fait systématique. Les victimes passent des mois dans des lieux inconnus et dans des conditions non connues, sont soumises à la torture et à d’autres formes de mauvais traitements. Les disparitions forcées ne se limitent pas aux frontières de la Turquie, le gouvernement enlève également des personnes à l’étranger. Le ministre turc des Affaires étrangères s’est vanté de l’enlèvement de 100 personnes par l’Agence nationale de renseignement (MIT) dans 18 pays. Ces victimes ont également signalé avoir été soumises à de graves actes de torture.

La détention provisoire prolongée à l’isolement est une peine dégradante en soi, mais elle favorise surtout d’autres actes de torture et de mauvais traitements. À ce titre, il y a 54 cas documentés de suicides obscurs dans les pénitenciers. Ces morts suspectes sont en fait dues à la torture et au manque de soins médicaux adéquats.

Le régime d’Erdogan a également systématiquement ciblé des groupes vulnérables tels que les femmes enceintes ou les nouvelles mères, les personnes âgées, les personnes malades et/ou handicapées. Le HCDH a signalé 50 cas de femmes arrêtées juste avant ou après l’accouchement et estime à 600 le nombre de mères détenues avec leurs enfants en bas âge. Dans presque tous les cas, ces femmes ont été inculpées d’infractions présumées de leur mari, au mépris total du principe de personnalité des peines.

Les informations acquises constituent une base raisonnable pour croire que de multiples crimes commis après la tentative de coup d’État dans le contexte d’une attaque généralisée et systématique contre les disciples du Mouvement Gülen en Turquie, en application d’une politique de l’État ou de l’organisation, au sens des articles 6 (3) et 7 – 1, 5,6,7,8, 9,10 du Code pénal à l’encontre du droit international (Völkerstrafgesetzbuch –VStGB). Après une tentative de coup d’Etat monté en juillet 2016, les actes suivants ont été commis :

Génocide défini au paragraphe 6 (3) de VStGB comme suit : “Dans l’intention de détruire, en tout ou en partie, un groupe national, ethnique, racial ou religieux, en infligeant au groupe à des conditions d’existence devant entraîner sa destruction physique totale ou partielle. ”

Crimes contre l’humanité au titre de l’article 7 de la VStGB:

A. L’homicide volontaire constitue un crime contre l’humanité au sens de l’article 7 (1) du Statut;

B. infliger, dans l’intention de détruire une population, en tout ou en partie, des conditions d’existence de cette population ou des parties de celle-ci, à des conditions propres à provoquer sa destruction physique totale ou partielle, constitue un crime contre l’humanité au sens de l’article 7 (2) du Statut ;

C. La torture en tant que crime contre l’humanité, conformément à l’article 7 (5) du Statut ;

D. Viol et autres formes de violence sexuelle constitue un crime contre l’humanité au sens de l’article 7 (6) du Statut;

E. Disparitions forcées de personnes sous l’article 7 (7) du Statut

F. L’atteinte grave à l’intégrité physique ou mentale constitue un crime contre l’humanité au sens de l’article 7(8) du Statut;

G. Privation illégale de liberté physique ou violation des règles fondamentales du droit international énoncées à l’article 7 (9) du Statut;

H. Persécution “constituant un crime contre l’humanité” au sens de l’article 7 (10) du Statut;

Nous saisissons cette occasion pour appeler le Bureau du Procureur fédéral à ouvrir des enquêtes et à rester vigilants pour prévenir les pratiques de torture systématiques et généralisées et d’autres formes de mauvais traitements infligés par le régime d’Erdogan et traduire en justice les auteurs de tels actes. Nous nous engageons à rester vigilants dans nos efforts en ce sens.

Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com


Presseerklärung: Folterfälle in der Türkei

Presseerklärung: Folterfälle in der Türkei

Der 26. Juni ist als „Internationalen Tag zur Unterstützung der Folteropfer“ anerkannt und wir als HRD, in Solidarität mit allen Folteropfer, möchten zum heutigen Anlass auf das folgende Aufmerksam machen: 

Heute haben wir als HRD, gegen Folter- und Misshandlungsfälle, die in der Türkei systematisch vom Staat ausgeübt werden, eine Strafanzeige, im Rahmen des Weltrechtsprinizip gestellt. In unserem Gesuch haben wir unter anderem 5 Einzelbeschwerden eingereicht, von Menschen die in der Türkei gefoltert und misshandelt wurden aber nun sicher in Deutschland leben. Zusätzlich zu unserer Petition wird dem Generalbundeanwalt auch eine Liste der mutmaßlichen Täter als Anhang vorgelegt.

Folter ist eine entsetzliche, verabscheuende Handlung, die grundlegende humanitäre Werte ignoriert und eine Person auf das Niveau eines Objekts herabsetzt. Folter ist ein Instrument das von sogenannte „Rechtssystemen“ eingesetzt wird, um Zugeständnisse von Verdächtigen / Angeklagten zu bekommen, sowohl auch als Taktik benutzt, um eine bestimmte Gruppe von Menschen einzuschüchtern und diese zum Schweigen zu bringen. Folter, ein Verbrechen nach internationalem Recht, ist absolut verboten und unter keinen Umständen zu gerechtfertigten. Folter, was meistens systematisch von Schurken Staaten ausgeübt wird ist ein Verbrechen gegen die Menschlichkeit.

Nach den Ermittlungsverfahren vom 17. und 25. Dezember 2013, welche die Korruption innerhalb der türkischen Regierung und im inneren Kreis der Erdogan-Familie aufdeckte, hat der damalige türkische Ministerpräsident Recep Tayyip Erdogan ein dunkles Programm eingeleitet, um die Kontrolle über alle Schichten der türkischen Gesellschaft zu erlangen. Der obskure Putschversuch vom 15. Juli 2016 gewährte dem Erdogan-Regime die nötige Freikarte.

Der Präsident-Erdogan und seine Handlanger, benutzen alle Ihnen zu Verfügung stehende Ressourcen, um an der Macht zu bleiben. Alle die Kritisch gegenüber Erdogan und seiner Partei sind, müssen auf fundamentale Rechte wie Meinungsfreiheit und Versammlungsfreiheit verzichten. Zudem wird die Opposition und jeder freier Gedanke durch die Propagandamaschine, welches mit der NS-Zeit sehr viele Parallelen nachweist, im Keim erstickt. Erdogan hat sein Ziel, mit dem Vorwand den Staat zu beschützen erreicht, in dem er durch langjährige Gesetzgebungen und mit den Dekreten während des Ausnahmezustandes seinen Machtergriff vervollständigte. Die Gülen-Bewegung, deren Anhänger beschuldigt sind diese Korruptionsskandale aufgedeckt zu haben sind seit Ende 2013 ein offenes Ziel Erdogans Zorn. Erdogan scheut nicht dies öffentlich zu sagen und auch die Mitglieder der Gülen Bewegung Welt weit zu verfolgen.

Systematische, organisierte weit verbreitete Folter wird in der heutigen Türkei als Regierungsinstrument benutzt. Dies wurde zuletzt in dem Folterskandal von ehemaligen türkischen Diplomaten in Ankara, so wohl auch im Fall Deniz Yücel gesehen. Durch längere Zeit in der U-Haft, Verweigerung mit dem eigenen Anwalt zu sprechen, oder nicht die Benötigte medizinische Untersuchungen zu gewährleisten versucht das Erdogan-Regime die Folterspuren verschwinden zu lassen. Zudem werden die Instrumente, wie Kameraüberwachung und regelmäßige Ärztebesuche welches die Folterer hemmen würden, nicht wirkungsvoll eingesetzt.  Berichte der relevanten UN Institutionen oder NGO`s wie Human Rights Watch, dokumentieren diese Vorgehensweise leider immer öfter. Elektroschock, Waterboarding, sexuelle Belästigung und Vergewaltigungen kommen in türkischen Gefängnissen immer mehr vor. Es herrschen Zustände die wir von zwischen den 70`er und Ende der 90`er Jahre letztes Jahrhunderts in der Türkei sahen.

Es fehlt nicht nur der Türkei an kompetenten und willigen Justizbehörden, um begründete Foltervorwürfe zu untersuchen, sondern diese leidet auch unter der Verdunkelung von Folternachweisen. Beispielsweise weist die Generaldirektion Sicherheit (Nationale Polizei) in einem durchgesickerten vertraulichen Dokument darauf alle 81 Polizeidienststellen der Provinzen darauf an, Folterspuren in Haftanstalten zu vertuschen und keine offiziellen Haftanstalten [für Folter] zu benutzen. Der Anlass dieses Befehls war der Besuch einer Fact-Finding Untersuchung von dem Ausschuss zur Verhütung von Folter (CPT) des Europarates (CoE). Wie auch oben erwähnt relevante UN Institute sowohl auch HRW unterstreichen das allgegenwärtige Klima der Angst und der Schwierigkeit, Folterhandlungen und andere Formen der Misshandlung zu dokumentieren und zu untersuchen.

Darüber hinaus gibt es in der Türkei 26 Fälle von Verschwindenlassen. Alle folgen einem ähnlichen Muster, was die Tatsache belegt, dass es sich um eine systematische Anstrengung handelt. Die Opfer verbringen Monate, ohne zu wissen wo sie aufgehalten werden. Diese Menschen werden gefoltert. Das Verschwindenlassen ist nicht mit den Fällen innerhalb der Türkei beschränkt.  Das Erdogan-Regime entführt auch Menschen im Ausland. Der türkische Außenminister prahlte dreist mit der Entführung von 100 Personen durch den Nationalen Geheimdienst (MIT) aus 18 Ländern. Diese Opfer sind Berichten zufolge schwerer Folter ausgesetzt.

Eine längere Inhaftierung in Einzelhaft ist an sich schon eine erniedrigende Strafe, aber was noch wichtiger ist, sie führt in der heutigen Türkei zu Folter- und Misshandlungshandlungen. Als solche gibt es 54 dokumentierte, fragwürdige Todesfälle von Häftlingen in in Strafanstalten. Diese verdächtigen Todesfälle sind in der Tat auf Folter und mangelnde medizinische Versorgung zurückzuführen.

Das Erdogan-Regime hat auch systematisch besonders schutzbedürftige Gruppen wie werdende oder junge Mütter, ältere, kranke und behinderte Menschen sich als Ziel gesetzt. Das OHCHR meldete 50 Fälle, in denen Frauen kurz vor oder nach der Entbindung festgenommen wurden, und schätzt, dass 600 Mütter mit ihren kleinen Kindern in Haft gehalten werden. In fast allen Fällen wurden diese Frauen wegen mutmaßlicher Straftaten ihres Mannes angeklagt, wobei der Grundsatz der Individualität der strafrechtlichen Verantwortlichkeit völlig missachtet wurde. Sippenhaft ist allgegenwärtig in der heutigen Türkei.

Die verfügbaren Informationen weisen darauf hin, dass mehrere Gülen Anhänger nach dem obskuren Putschversuch Opfer von Straftaten, welche in Wort und Geist des Völkerstrafgesetzbuches (VStGB) § 6 Abs. 3 und § 7 Abs. 1, 5, 6, 7, 8, 9, 10 zu finden sind.

Völkermord, nach Völkerstrafgesetzbuch § 6 Abs. ist definiert als: Wer in der Absicht, eine nationale, rassische, religiöse oder ethnische Gruppe als solche ganz oder teilweise zu zerstören, ein Mitglied der Gruppe tötet, einem Mitglied der Gruppe schwere körperliche oder seelische Schäden zufügt oder die Gruppe unter Lebensbedingungen stellt, die geeignet sind, ihre körperliche Zerstörung ganz oder teilweise herbeizuführen,

Zudem stellen die Handlungen des Erdogan-Regime nach §7 des VStGB ein klares Verbrechen gegen die Menschlichkeit dar, welches unter anderem besagt:

Wer im Rahmen eines ausgedehnten oder systematischen Angriffs gegen eine Zivilbevölkerung

  • einen Menschen tötet,
  • in der Absicht, eine Bevölkerung ganz oder teilweise zu zerstören, diese oder Teile hiervon unter Lebensbedingungen stellt, die geeignet sind, deren Zerstörung ganz oder teilweise herbeizuführen,
  • einen Menschen, der sich in seinem Gewahrsam oder in sonstiger Weise unter seiner Kontrolle befindet, foltert, indem er ihm erhebliche körperliche oder seelische Schäden oder Leiden zufügt, die nicht lediglich Folge völkerrechtlich zulässiger Sanktionen sind,
  • einen anderen Menschen sexuell nötigt oder vergewaltigt,
  • einen Menschen dadurch zwangsweise verschwinden lässt, dass er in der Absicht, ihn für längere Zeit dem Schutz des Gesetzes zu entziehen,
  • ihn im Auftrag oder mit Billigung eines Staates oder einer politischen Organisation entführt oder sonst in schwerwiegender Weise der körperlichen Freiheit beraubt, ohne dass im Weiteren auf Nachfrage unverzüglich wahrheitsgemäß Auskunft über sein Schicksal und seinen Verbleib erteilt wird, oder
  • eine identifizierbare Gruppe oder Gemeinschaft verfolgt, indem er ihr aus politischen, rassischen, nationalen, ethnischen, kulturellen oder religiösen Gründen, aus Gründen des Geschlechts oder aus anderen nach den allgemeinen Regeln des Völkerrechts als unzulässig anerkannten Gründen grundlegende Menschenrechte entzieht oder diese wesentlich einschränkt,

Wir nutzen diese Gelegenheit, um die Generalbundesanwalt aufzufordern, Ermittlungen einzuleiten und systematische und weit verbreitete Folter und andere Formen der Misshandlungen in der Türkei weiter zu Verfolgen. Wir rufen die relevanten Behörden dazu auf Völkerrechtliche Verbrechen des Erdogan-Regime zu verhindern und die Täter solcher Handlungen vor Gericht zu stellen.

Wir werden auch in der Zukunft, unsere diesbezüglichen Bemühungen aktiv fortsetzen.

Rückfragen:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com

Press release on the occasion of the international day in support of the victims of torture

Press release on the occasion of the international day in support of the victims of torture

Today we mark the “International Day in Support of the Victims of Torture”. As we do stand in solidarity with all the victims of torture, we would like to bring to your attention the following:

Torture is an inexplicable and horrendous act that ignores basic humanitarian values, downgrades an individual to the level of an object. Torture has been a shameful invention of humankind and an indispensable feature of “legal” systems that reach to evidence from suspect/defendant and used as a tactic of inhuman punishment and intimidation by states in many parts of the world. Torture, a crime under international law, is prohibited in the absolute sense and cannot be justified under any circumstances. The systematic or widespread practice of torture constitutes a crime against humanity.

Bearing this in mind, we as HRD, did initiate a litigation campaign under Universal Jurisdiction in Germany, in context with torture and ill-treatment cases in Turkey. Today we have submitted, inter alia, 5 individual complaints, who were subject to torture and ill-treatment in Turkey, and now living in Germany. In addition to our submission a list of alleged perpetrators of torture or ill-treatment is also submitted to the Federal Prosecutor as an Annex.

Following the graft probes of December 17 and 25, 2013 that exposed the prevalent corruption within the government, the then Prime Minister of Turkey, Recep Tayyip Erdogan has initiated a gruesome scheme to seize control of all aspects of the Turkish society. The bogus coup attempt of July 15, 2016 granted the Erdogan Regime the carte blanche it needed. The Regime, with all the state apparatuses including the judiciary under its tight grip and a well-oiled propaganda machine fed by appropriated public funds, turned the Gülen movement into a scapegoat and unleashed its wrath onto innocent people in Turkey and around the world.

Systematic, deliberate and wide-spread torture as a government policy, which manifested itself lastly with the torturing of diplomats in Ankara Police Headquarters,  as well as in the case of Deniz Yücel, is made possible by, inter alia, practices of prolonged detention, prohibition of lawyer-client meetings and/or violation of their confidentiality, dissolution of all prison monitoring boards and prevention of obtaining fair medical examination reports. The practice of torture to extract confessions is well documented by the Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights (OHCHR) and Human Rights Watch (HRW). These practices include battery, rape, sexual assault and threats thereof, electroshocks and waterboarding. The acts of torture take place particularly at the time of arrest and during the preliminary detention.

Under the Emergency Regime, three Decree Laws Nos.667-668-696 offered impunities for the public servants and civilian for all type crimes committed in the pretext of protecting the Government. These decrees, then were approve by the Parliament and have become permanent laws (Law Nos. 6749, 6755, 7079). Under these laws, Istanbul and Trabzon Prosecutorial Offices rendered non-prosecution decision with regard to complaints of victims of torture.

Not only Turkey lacks competent and willing judicial bodies to investigate well-grounded allegations of torture, it also suffers from obscuring of evidences of torture. For instance, in a leaked confidential document, the Directorate General of Security (National Police) instructs all 81 provincial police departments to cover up traces of torture in detention centers and not to use official detention centers [for torture] ahead of a fact-finding visit by the Committee for the Prevention of Torture (CPT) of the Council of Europe (CoE). The OHCHR and HRW both underline pervasive climate of fear and difficulty to document and investigate acts of torture and other forms of ill-treatment. Further to that, the Turkish Governments prevents the COE’s CPT to publish its 2016-2017-2018 reports.

Furthermore, there 26 cases of enforced disappearances in Turkey. All of them follow a similar pattern, which proves the fact that it is a systematic effort. The victims spend months with their conditions or whereabouts unknown, are subjected to torture and other forms of ill-treatment. Enforced disappearances are not confined within the borders of Turkey, the government abducts people abroad as well. Turkish Foreign Minister brazenly boasted about kidnapping of 100 individuals by the National Intelligence Agency (MIT) from 18 countries. These victims have also reported being subjected to severe torture.

Prolonged detention in solitary confinement is a degrading punishment in itself, but more importantly, it is conducive to other acts of torture and ill-treatment. As such, there are 54 documented, murky cases of suicide in penitentiaries. These suspicious deaths are in fact due to torture and lack of adequate medical care.

The Erdogan Regime has also systematically targeted vulnerable groups such as expectant or new mothers, elderly, sick and disabled persons. The OHCHR reported 50 cases of women being arrested just before or after giving birth and estimates that there are 600 mothers held in detention with their young children. In almost all cases, these women were charged with alleged offences of their husbands, in a total disregard for the principle of individuality of criminal responsibility.

The available information provides a reasonable basis to believe that multiple crimes committed after coup attempt in the context of a widespread and systematic attack against Gulen Movement Followers (GMF) in Turkey pursuant to or in furtherance of a State or organizational policy, within the meaning of section 6-(3)  and  section 7 – 1, 5,6,7,8, 9,10 of Code of Crimes against International Law (Völkerstrafgesetzbuch –VStGB). After July 2016 bogus coup attempt the following conducts have been committed:

Genocide defined in Section 6(3) of VStGB as; “with the intent to destroy, in whole or in part a national, ethnical, racial, or religious group, inflicting on the group conditions of life calculated to bring about its physical destruction in whole or in part”

Crimes against humanity under Section 7 VStGB:

  1. Willful killing constituting a crime against humanity under article 7(1) of the Statute;
  2. inflicting, with the intent of destroying a population in whole or in part, conditions of life on that population or on parts thereof, being conditions calculated to bring about its physical destruction in whole or in part, constituting a crime against humanity under article 7(2) of the Statute;
  3. Torture as a crime against humanity, pursuant to article 7(5) of the Statute;
  4. Rape and other forms of sexual violence constituting a crime against humanity under article     7(6) of the Statute;
  5. Enforced disappearance of persons under article 7(7) of the Statute
  6. Causing serious physical or mental harm constituting a crime against humanity under article 7(8) of the Statute;
  7. Unlawful deprivation of physical liberty or in violation of fundamental rules of international law under article 7(9) of the Statute;
  8. Persecution” constituting a crime against humanity under article 7(10) of the Statute;

We do take the opportunity to call on the Office of the Federal Prosecutor to initiate investigations and to stay vigilant in prevention of practices of systematic and widespread torture and other forms of ill-treatment by the Erdogan Regime and bringing perpetrators of such acts to justice. We pledge ourselves to remain active in our endeavors to this end.

For further information:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com



Lawyers confirm severe torture in Halfeti district

Lawyers confirm severe torture in Halfeti district

The Human Rights Center of the Gaziantep Bar Association has confirmed torture allegations reported last week from Sanliurfa’s Halfeti district, announcing the ill-treatment by police was worse than thought, online news portal Gazete Duvar reported on Monday.

According to the report released by the association which investigated the incident at the scene and talked to alleged torture victims, the detainees including women were heavily beaten, insulted, given an electric shock and forced to sign false testimonies.

The detentions in Bozova and Halfeti districts in the south-eastern province of Sanliurfa took place after a police officer was killed in a counter-terrorism operation targeting the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK) militants in Halfeti on May 18.

In the wake of the operation police from the Counter Terrorism Unit blamed some nearby residents for supporting the PKK militants and detained at least 54 people.

The PKK which is deemed as a terrorist organization by Ankara has waged a decades-long insurgency in the predominantly Kurdish southeastern part of Turkey for self-rule.

Shortly after, maltreatment reports started to come from the Sanliurfa Bar Association. In solidarity with Sanliurfa’s bar, the Gaziantep’s bar charged an eight-lawyer group to investigate the torture allegations.

According to the association’s report, the detainees were tortured during the detentions as well as interrogations and were handcuffed from behind, and laid down on the ground and kept waiting for hours in that position

The report also found there were indications of serious torture on the detainees’ bodies such as physical injury marks, bruises, and cuts on their faces, legs and bodies and some detainees were given electric shocks on their genitals

  • Some of the damning finds in the report are that detainees were tortured by squeezing their testicles;
  • a woman detainee could not recount the torture she was subjected to
  • an old man of around 60 years was having difficulty walking and moving due to heavy torture
  • the detainees’ complaints of torture were not taken into consideration by prosecutors
  • police officers threatened the detainees they would harm their family members unless they signed false testimonies
  • were prohibited from seeing a doctor.
  • The report stated that unlawful restrictions were imposed on lawyers who wanted to provide the detainees with legal advice, despite the end of the 24- hour period of restricted access to lawyers, many of them was not allowed to meet with their clients. Those who could visit the detainees were allowed for only five minutes under police surveillance; and
  • lawyers’ requests for transferring the detainees from the police station where they were tortured to another place were rejected.

The association completed the report by calling on the authorities to take a series of actions regarding the torture incident.


Source: https://ipa.news/2019/05/28/lawyers-confirm-severe-torture-in-halfeti-district/

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial