Ankara’da eski Dışişleri Bakanlığı personeline işkence iddiaları baro raporunda

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi verilerek meclis gündemine taşınan Dışişleri Bakanlığı eski çalışanlarına işkence iddialarıyla ilgili Ankara Barosu hazırladığı raporu yayımladı.

Cezaevi Kurulu, İnsan Hakları Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi üyelerinden oluşan bir heyet kötü muamele ve işkenceye uğradığı yönünde isimleri bildirilen kişilerle görüşerek ifadelerine Ankara Barosu Başkanlığınca hazırlanan raporda yer verildi.

Ankara Barosu raporu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun mecliste verdiği soru önergesi sonrası “Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezi, Cezaevi Kurulu ve İnsan Hakları Merkezi Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosundaki İşkence İddialarına dair Rapordur” başlığı altında yayımladı.

Raporda görüşme sonuçlarına şu şekilde yer verildi:

“Tutanaklar ile de sabit olan ve yapılan görüşmeler neticesinde kötü muamele ve işkence iddialarına dair tespitler şunlardır:

Görüşülen 6 kişinin tamamı “mülakat” adı altında görüşmelere götürüldüklerini, burada itirafçı olmaya zorlandıklarını, tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Görüşülen 6 kişinin tamamı birden fazla defa mülakata çıkarıldıklarını, mülakatta kendilerine psikolojik baskı uygulandığını, mülakatı gerçekleştiren kişileri görseler teşhis edebileceklerini ifade etmişlerdir.

Görüşülen 6 kişiden 5’i mülakatlar haricinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. Görüşme yapılan 1 kişi bizzat bir işkence ve kötü muameleye maruz kalmadığını, ancak aynı koğuşta kaldığı kişilerden ve Sulh Ceza Hakimliğine gözaltı süre uzatım işlemleri sırasında toplu olarak görüldüklerinde orada bulunan diğer kişilerden işkence ve kötü muamele iddialarını duyduğunu ifade etmiştir. Bu kişinin duyum üzerine anlatımları kötü muamele ve işkenceye maruz kalan kişilerin anlatımları ile uyumludur. Yine bu kişinin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını duyduğunu beyan ettiği isimler ile işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını beyan eden kişilerin isimleri arasında farklılık gözlemlenmemiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ifade eden 5 kişinin ortak anlatımlarına göre; bu kişiler (bir kişi cumartesi gecesi, bir kişi cumartesiyi pazara bağlayan gece, üç kişi ise pazar gecesi) gözaltındaki tutuldukları koğuşlardan çıkarıldıklarını, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosunun giriş katında bulunan bölümü getirildiklerini (bir kişi bu yere kelepçesiz getirildiğini, dört kişi ise ters kelepçeli olarak getirildiğini ifade etmiştir.) büronun girişindeki dar koridorda kapısında “girilmez” yazılı kapıdan içeri sokulduklarını, buradan karanlık bir odaya sokulduklarını, karanlık odaya bırakan kişilerin çıktıklarını, karanlık odada yüzlerini karanlık sebebiyle göremedikleri kişilerin, kendilerini önce duvara yasladıklarını, gözlerini bağladıklarını (ters kelepçe takılmayan kişi bu odada ilk olarak kendisine ters kelepçe takıldığını ifade etmiştir.) sonrasında diz çöktürdüklerini, bir süre süründürdüklerini, jop ile kafalarına vurulduğunu, konuşmazlarsa jopu makatlarına sokulmakla tehdit edildiklerini, karanlık odadaki kişilerin jopu vücutlarında gezdirdiklerini ifade etmişlerdir.

Bu yaşananların ardından; 3 kişi tamamen soyulduklarını, 1 kişi belden altı soyulduğunu, 1 kişi ise pantolonun yarıya kadar soyulduğunu ve devamında; tamamen ve bel altı soyulan toplam 4 kişi, tekrar ters kelepçelenerek cenin pozisyonuna getirildiklerini, makatlarında jop gezdirildiğini, bu sırada konuşmaları konusunda tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını, kendilerine bir ile iki dakika arasında değişen süreler verildiğini, sonrasında “ikinci aşamaya geçiyoruz” denilerek makatlarına yağ veya kayganlaştırıcı olduğunu düşündükleri bir madde döküldüğünü, yine makatlarında jop gezdirilerek işkenceye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. 1 kişi ise pantolonun çıkarılmaya çalıştığını, pantolonunun yarıya kadar zorla çıkarıldığını, zorlayarak geri çektiğini, vücudunda ve kıyafetleri üzerinde iken jop gezdirerek işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişiye karanlık odada kendilerine işkence ve kötü muamele uygulayan kişilerin seslerini Mali Suçlar Soruşturma Bürosunda yüzünü gördükleri ve sesini duydukları kişilerden herhangi biri olup olmadığı sorulmuş, farklı kişiler olduklarını ifade etmişlerdir. Kendilerini tanıtıcı bir ifade kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda 4 kişi bu yönde bir ifade kullanılmadığını, 1 kişi ise “biz dışarıdan geldik, profesyonel bir ekibiz” diye söylemde bulunduklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 5 kişi günlük doktor muayenesi sırasında yanlarında bir kolluk görevlisinin bulunduğunu, can güvenliklerinden duydukları korku ve kaygı sebebiyle yaşadıkları doktora anlatamadıklarını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi ikinci aşama olarak ifade edilen işkence ve kötü muamele durumu öncesinde odada bulunan bir kişinin kendisine evli olup olmadığını sorduğunu, evli olduğunu söylemesi üzerine “bak bir daha karınla yatamazsın, geceleri kalkıp ağlarsın” dediğini ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi süründürme esnasında dizlerinde morluklar oluştuğunu (morluklar giden komisyon tarafından bizzat görülmüş ve fotoğraflanmıştır.) işkencenin son bulmasını müteakip gündüz gerçekleşen ilk doktor muayenesinde bunu doktora ifade ettiğini, doktorun kendisine sözlü olarak morluk diye rapora yazdığını beyan etmesinin ardından, doktor muayenesi sırasında bulunan kadın polis memurunun panikleyerek cep telefonunu eline aldığını ve birilerine bir şeyler yazdığını, sonrasında kendisinin odadan çıkarıldığını ve raporun tanzim edilmiş halinin kendisine gösterilmediğini, devamında gözaltı süre uzatım işlemleri için Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildiklerini, gözaltı uzatım kararının ardından götürüldükleri muayenede aynı doktorun darp cebir izi yoktur diye rapor yazdığını, diğer raporun akıbeti konusunda bilgisi olmadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi işkence ve kötü muameleye başlanmadan önce kendisine “Burada jop sokuyoruz, bunları duymuşsundur, hepsi doğru” denildiğini ve devamında yukarıda anlatılan işkence ve kötü muamele işlemlerine maruz kaldığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi, yaşadıklarının ardından kaldığı koğuşa döndüğünde arkadaşlarına bir şey söyleyemediğini, sadece işkence var diyebildiğini, sonrasında uyuduğunu, uyandığında tuvalete gitmek istediğini, tuvalete giderken bayıldığını, 112 sağlık ekiplerinin geldiğini, tansiyonuna bakıldığını ve sonrasında gelen ekiplerin gittiğini, yaşananların ardından sabah olduğunda da baygınlık geçirdiğini, 48 saattir uyuyamadığını ifade etmiştir.

İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden 1 kişi gözaltı süresinin uzatılması için Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldıklarında Sulh Ceza Hakimine kötü muameleye maruz kaldığını söylediğini, hakimin kendisine cevaben “bir tek sen mi niye başkasında yok” diye cevap verdiğini, bunun üzerine İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden diğer 1 kişinin de “ben de işkenceye uğradım” dediğini, hakimin cevaben “ben doktor değilim, bu benim işim değil, doktora anlatın bunları” dediğini aynı sorguda bulunan 2 kişi ifade etmiştir.”

Ankara Barosu’nun hazırladığı raporun tamamına buradan ulaşılabilir.

Kaynak: EuroNews

İşkenceyi Önleme Komitesi: İnceleme tamamlandı, raporun yayınlanması için Ankara’nın onayı gerekiyor

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 6-17 Mayıs 2019 tarihleri arasında Türkiye’deki cezaevlerinde incelemelerde bulundu. Altı kişilik heyet Ankara, Diyarbakır, İstanbul ve Şanlıurfa’da polis nezarethanesi ve cezaevlerinde tutulan 100 kişi ile görüştü. Mykola Gnatovskyy başkanlığındaki heyet, PKK lideri Abdullah Öcalan’la birlikte dört mahkumun bulunduğu İmralı F Tipi Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti.

Euronews Türkçe’ye konuşan heyet başkanı Gnatovskyy, cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak, tutuklular ile yaptıkları görüşmeler neticesinde somut tespitlerde bulunduklarını söyledi. Gnatovskyy, ellerindeki bulguların açıklanması içinse gizlilik koşulları gereği, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye’nin onayını beklemek zorunda olduklarını ifade etti.

Ankara’nın onayı olmadığı için CPT’nin önceki yıllara dönük halen yayımlamadığı ya da yayımlanmasını ertelediği raporlar bulunuyor. Gnatovskyy’ye göre “bu raporun da yayınlanması zaman alacak”.

İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 2016-2017-2018 raporları hala yayınlanamadı

Komite Başkanı Gnatovskyy, “İşkenceyi Önleme Komitesi’nin Türkiye’deki cezaevlerinde topladığı bilgileri açıklayabilmesi için Türk hükümetinin onayı gerekiyor. Bu zaman alacak. 2016 yılında yazın yapılan incelemelere yönelik rapor henüz yayınlanamadı. 2017, 2018 raporları da hala yayınlanamadı, zira Türk hükümetinin onayı alınamadı.” dedi.

Gnatovskyy, Nisan 2016’da Türkiye’ye yapılan ziyaretin sonuçlarına ilişkin raporun da Türk hükümetinin engel koyması üzerine 2 yıl sonra kamuoyuyla paylaşılabildiğini hatırlattı. 15 Temmuz darbe girişimine denk gelen 2016 yaz aylarına yönelik raporun ise hala beklemede olduğu bilgisini verdi.

CPT heyeti gitmeden Öcalan avukatlarıyla görüştürüldü

Altı kişilik delegasyon İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ni de ziyaret etti. Öcalan’la birlikte İmralı’da tutulan dört mahkumun genel durumu, hapishane koşulları, ayrıca Türk yetkililerin Nisan 2016’da Avrupa Konseyi tarafından yapılan önerileri dikkate alıp almadığı incelendi.

Bu ziyaret, Abdullah Öcalan’ın sekiz yıl aranın ardından 2 Mayıs günü avukatlarıyla görüştürülmesi sonrasına denk geldi.

Gnatovskyy, euronews Türkçe’ye “Bizler Türkiye’nin dört bir tarafında hapishanelerde bulunan kadın, erkek, çocuk ve gençler ile tek tek görüştük. Toplam 100 kişinin yaşadıklarını kayıt altına aldık. Elimizde sağlam bilgiler var. İmralı Cezaevi’ne de gittik.” dedi.

İşkenceyi Önleme Komitesi heyeti, 11 günlük ziyaret kapsamında Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce ve Sağlık Bakanı Yardımcısı Muhammet Güven ile bir araya geldi. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanlığından yetkililer ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Süleyman Arslan ile de görüştü.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül: Hak ihlaline izin vermeyiz

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül geçtiğimiz günlerde Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin ziyareti ile ilgili “Hiçbir şekilde hiç bir kişinin keyfi tutumunu asla kabul edemeyiz, bu konuda hak ihlaline izin veremeyiz. Bu konularda adli, idari soruşturmalar yapılmakta, varsa ihlaller, kötü, keyfi uygulamalar, gerekli müeyyideler yapılmaktadır.” şeklinde konuşmuştu.

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nde yer alan isimler şöyle: Mykola Gnatovskyy, Djordje Alempijevic, Nico Hirsch, Julia Kozma, Davor Strinović, Hans Wolff, Michael Neurauter ve Elvin Aliyev.

Kaynak: EuroNews

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

TÜRKİYE’DE İŞKENCE

İşkence Anayasa’da, ceza hukukunda, uluslararası sözleşmelerde suç olmanın da ötesinde bir insanlık suçudur. İşkenceyi “İşkence yapılanın” kimliğine bakarak meşrulaştırılmak, İşkence yapanı koruma girişimi ise işkence suçu kadar suçtur.

Erdoğan Rejimi yetkililerinin “Türkiye işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışını benimsemiş bir ülkedir.’’ sözlerine rağmen sistematik işkence, kötü muamele ‘sıradan’ hale gelmiştir. 

15 Temmuz’dan sonra gözaltına alınan ve çok ağır işkencelere uğradığı açık ve net olarak görünen Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri Piyade Yarbay Levent Türkkan‘ın gözaltındaki ilk fotoğrafı.

OHAL ile Türkiye’de ağır işkence haberler ayyuka çıktı. İşkence iddiaları yargı tarafından da soruşturulmuyor. AKP iktidarı   8 Kasım 2016’da çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 15 Temmuz’dan sonra her türlü işkenceye karışanlar ve hukuksuz olaylara başvuranlar koruma altına alındı. 

Bu KHK ile, “Resmi bir sıfatı taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında harakete eden kişiler hakkında da birinci fıkra uygulanır.” denildi.  

Alman İnsan Hakları Politikası Sorumlusu Bärbel Kofler: İşkenceciler bir an önce yargı önüne çıkmalı

Alman İnsan Hakları Politikası Sorumlusu Bärbel Kofler: İşkenceciler bir an önce yargı önüne çıkmalı

Federal Alman Hükümetinin İnsan Hakları Politikası ve İnsani Yardım Sorumlusu Bärbel Kofler ‘İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü’ vesilesiyle yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi;

  • İşkence, küresel anlamda tüm dünyada ve hala kesinlikle yasaktır.
  • İnsan onurunu yaralayan, toplumu vahşileştiren işkence, yeni çatışmaların da başlangıcıdır.
  • İşkenceyi önlemeye yönelik adımlar, uluslararası toplumca hep beraber atılmalı.
  • İşkenceyi önleme, mağdurları destekleme ve koruma adına ülkeler, Uluslararası Anlaşmalardan kaynaklanan sorumlulukları yerine getirmelidir.
  • Ülkelerin işkencecileri yargı önüne çıkarmalı ve mağdurlara hukuki güvence sağlamalıdır.
  • Ülkelerarası işbirliği, STK ve özellikle İnsan Hakları Savunucularının ortak çabasıyla işkenceye karşı daha etkin bir duruş sergilenebilir.

AÇIKLAMANIN ORİJİNALİ

Menschenrechtsbeauftragte Kofler zum Internationalen Tag zur Unterstützung der Folteropfer

Zum Internationalen Tag zur Unterstützung der Folteropfer am 26.06. erklärt die Beauftragte der Bundesregierung für Menschenrechtspolitik und Humanitäre Hilfe, Bärbel Kofler:

Das Verbot von Folter gilt weltweit und absolut. Dennoch werden jeden Tag unzählige Menschen in verschiedensten Regionen der Welt Opfer von Folter und grausamer, unmenschlicher Misshandlung. Sie verletzt die Menschenwürde, brutalisiert eine Gesellschaft und ist Ausgangspunkt neuer Konflikte.

Am heutigen Internationalen Tag zur Unterstützung der Folteropfer bekräftigen wir unsere entschiedene Ablehnung jeglicher Art von Folter. Als internationale Gemeinschaft müssen wir bei der Bekämpfung von Folter zusammenarbeiten. Dies gilt für die Prävention, den Schutz und die Unterstützung der Opfer ebenso wie für die Aufforderung an Staaten, ihre völkerrechtlichen Verpflichtungen zu erfüllen und Foltervorwürfe zu untersuchen, die Täter vor Gericht zu stellen und Rechtsbehelfe für die Opfer zu gewährleisten. All dies kann besser realisiert werden, wenn wir sowohl auf zwischenstaatlicher Ebene, als auch mit der Zivilgesellschaft und insbesondere den Menschenrechtsaktivisten zusammenarbeiten und gemeinsam unsere Stimme gegen Folter erheben.

Bärbel Kofler

KAYNAK: https://www.auswaertiges-amt.de/de/newsroom/kofler-unterstuetzung-folteropfer/2229364

“İşkence mağdurlarıyla uluslararası dayanışma günü” basın açıklaması

“İşkence mağdurlarıyla uluslararası dayanışma günü” basın açıklaması

Bugün 26 Haziran, “İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anılmaktadır. HRD (Human Rights Defenders) olarak, bugünün önemine binaen, başta Türkiye’de olmak üzere tüm dünyada işkenceye maruz kalmış kişilerle dayanışma içerisinde bulunma düşüncesiyle şu hususlara dikkatinizi çekmek istiyoruz:

İşkence, temel insani değerleri göz ardı eden, bireyi bir nesne seviyesine indirgeyen, anlaşılmaz ve korkunç bir eylemdir. İşkence insanlık için utanç verici uygulama olup, delil ve itiraflara ulaşmak amacıyla çoğu zaman “resmi görevliler” tarafından uygulanan evrensel bir suçtur. Uluslararası hukuken mutlak bir şekilde yasak olan işkence sucunun zaman aşımı yoktur.

Kısa bir süre önce 5 farklı İnsan Hakları Derneği olarak BM İŞKENCEYİ ÖNLEME KOMİTESİ (CAT)’ye  bir müracaatımız olmuştu.

Bugun burada HRD, Uluslararası Muhabirler Derneği ve Sürgündeki Avukatlar Platfomuyla birlikte, Türkiye’deki işkence ve kötü muamele vakaları bağlamında, Almanya’daki Evrensel Yargılama ilkesi kapsamında, bir hukuki süreci başlatmış bulunmaktayız. Bugün, diğer pek çok belgenin ve bilginin yanında, Türkiye’de işkence ve kötü muameleye maruz kalan, ancak şimdi Almanya’da yaşayan 5 kişinin şahsi dosyasını da şikâyet dilekçemizde sunduk. Ayrıca, işkence ya da kötü muamelenin yapıldığı iddia eden faillerin ve yerlerin listesini de dilekçemiz ekinde tevdi ettik.

Bu çerçevede, 248 Şüphelinin adı tespit edilmiştir. Adalet, İçişleri Bakanlıkları, MİT ve diğer ilgili kurum ve kuruluşları yetkilileri ile birlikte, özellikle; AFYON – ANKARA – ANTALYA – AMASYA – BALIKESIR – BARTIN – BAYBURT – DENIZLI-DIYARBAKIR – ELAZIG – HAKKARI – İSTANBUL – İZMİR-KARS – KAHRAMANMARAŞ – KIRIKKALE – KONYA -NEVŞEHİR – OSMANİYE – RİZE – SİVAS – ŞANLIURFA -TOKAT – VAN – YALOVA VE ZONGULDAK İllerindeki, İŞKENCE ÜSLERİNDE, görev yapan veya buradaki işkencelere göz yuman sorumlu Vali, Emniyet Müdürü, Başsavcı, Adli Tıp Uzmanı, Polis Memuru kişilerin adlarını iletmiş bulunmaktayız.

Türkiye’deki Erdoğan rejimi, özellikle 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonları sonrasında, kendisine muhalif olan toplumun tüm kesimlerini hedef alırken, hiç kuşkusuz en ağır darbeyi Hizmet Hareketi ve gönüllülerine indirmeyi amaçlamıştır.  “Allah’ın bir lütfü” olarak adlandırdığı 15 Temmuz sahte darbe girişimi, OHAL ve sonrasındaki uygulamaları ile Erdoğan, amaçladığı dikta rejimini hergün daha emin adımlarla uygulamaya koymustur. Kuvvetler ayrılığı ilkesini, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını çiğneyen Erdoğan rejimi Türkiye’deki tüm toplumsal kesimleri kontrol altında tutmak istemektedir. Öte yandan, devletin ve özel kuruluşların tüm imkanlarıyla propaganda yaparak Hizmet Hareketini günah keçisine çevirerek ve şahsi hırsından, tüm kinini Türkiye ve dünyadaki masum insanların üzerine salmıştır.

En son Dışişleri eski Personeli, Gazeteci Deniz Yücel ve diğer yüzlerce işkence haberi olmak üzere gösterdi ki, Türkiye’de, ne yazık ki, sistematik ve yaygın bir şekilde işkence suçu işlenmektedir. Uzun ve haksız tutukluluk süreleri, Yasal danışma alma hakkının engellenmesi ve bu alanda mahremiyetin hiçe sayılması, işkenceyi önleme mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmesi ve doktor raporlarının alınamaması, Türkiye’deki işkencenin kanıtı olmuştur.

İfade ve itiraf almak için yapılan işkenceler, başta BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Raporları olmak üzere Human Rights Watch, gibi uluslararası kuruluşlarının da raporlarına konu olmuştur. Türkiye’de unutulduğunu sandığımız suda boğma, elektrik şoku, cinsel istismar ve tecavüz gibi işkence yöntemleri tekrar hortlamıştır.

OHAL Dönemi KHK’lar (667-668-696 Sayılı KHK’lar), kamu görevlilerinin ve sivillerinin Devleti korumak bahanesiyle işledikleri her türlü suçu cezasız bırakmaktadır. Bu KHK’lar sonra Parlamento tarafından onaylandı ve kalıcı yasalar haline geldi (6749, 6755, 7079 sayılı kanun). Bu yasalar uyarınca, İstanbul ve Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, işkence mağdurlarının şikayetleriyle ilgili olarak kovuşturma yapılmamasına karar vermiştir.

Türkiye, yalnızca işkence iddialarını soruşturmak için yetkili yargı organlarından yoksun değil, aynı zamanda işkencenin kanıtlarını gizlemek içinde yoğun mesai içindedir. Örneğin, basına da sızan gizli bir belgede, Emniyet Genel Müdürlüğü 81 İl Emniyet Müdürlüklerine işkence izlerini örtme talimatı göndermiştir. Bu talimata gerekçe ise Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi tarafından gerçekleştirecek bir ziyaret olmuştur.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Raporları ve Human Rights Watch, işkence eylemlerini ve diğer kötü muamele biçimlerini belgelemek ve araştırmak icin yaptığı çalışmalarda, halk nezdindeki yaygın korku ve zorlayıcı bir iklimi de vurgulamaktadır. Ayrıca, Türk Hükümeti Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesinin 2016-2017-2018 raporlarının da yayınlamasını önlemektedir.

2016 yılından bu yana Türkiye’de 26 vatandaşı zorla kaçırılma vakası bulunmaktadır. Geçmiş donemin beyaz Toroslarının yerini maalesef bugün siyah Transporter’lar almıştır. Mağdurların aylarca hangi koşullarda ve nerede oldukları bilinmemektedir. İşkence ve diğer kötü muamelelere maruz kaldıkları muhakkaktır.

Erdoğan Rejimi tarafından organize edilen kaçırılma ve kaybetme eylemleri sadece Türkiye sınırları içinde değil, yurtdışında yaşayan vatandaşları da hedef almaktadır. Türk Dışişleri Bakanı, 18 ülkeden MİT tarafından 100 kişinin kaçırılması konusunda övünmektedir. Bu insanların ağır işkencelere maruz kaldığı bilinmektedir. Şikayet dosyamızda AFGANISTAN – AZERBAYCAN – ARNAVUTLUK-BULGARISTAN – GABON – YUNANISTAN – ENDONEZYA-KAZAKISTAN – KOSOVA – MALEZYA – MYANMAR – TAYLAND-PAKISTAN VE KATAR’da görev yapan dönemin diplomatik misyon şeflerinin isimleri de bu kaçırılmalardaki görevleri ve müdahaleleri nedeniyle bulunmaktadır.

Tek kişilik hücre uygulaması, uzun süre gözaltında tutulma başlı başına aşağılayıcı bir cezadır, ancak daha da önemlisi, bu sürede mağdurlar işkence ve kötü muameleye maruz kalmaktadır. Cezaevlerinde 54 belgelenmiş, şüpheli ölüm vakası bulunmaktadır. Bu şüpheli ölümler aslında işkence ve tıbbi bakım yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

Erdoğan Rejimi ayrıca hamile olan veya yeni doğum yapmış kadınları, yaşlı, hasta ve engelli insanlar gibi hassas grupları da sistematik olarak hedeflemektedir. B.M Insan Haklari Yüksek Komiserliği doğumdan hemen önce veya sonra 50 kadının tutuklandığını kayıt altına aldıklarını ve küçük çocuklarıyla gözaltında tutulan 600’den fazla kadının olduğunu tahmin etmektedir. Neredeyse tüm vakalarda, suçun şahsiliği ilkesi ihlal edilerek, kocaları hakkında istinat edilen suçlarla ve eşlerine yardım ve yataklık etmek suçuyla tutsak edilmektedirler.

Tüm bu bilgiler ışığında, sözde darbe girişimi sonrasında gerçekleştirilen ve Hizmet Hareketini ve gönüllülerini hedef alan sistematik ve yaygın işkence, bu Hareketi ve gönüllülerini yok etme politikası karşısında, uluslararası hukuk normları ile FEDERAL ALMANYA CUMHURİYETİ’nin ilgili yasaları çerçevesinde Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suç Niteliği taşıyan bu suçlara ilişkin hukuki süreci başlatmış bulunmaktayız.

Bugün, Federal Savcılığa yaptığımız başvuruda, Erdoğan Rejimine hizmet eden ve bu suçları işleyen kişilere karşı soruşturma açılmasını talep etmekteyiz. Türkiye’deki sistematik, yaygın işkence uygulamalarının ve diğer kötü muamelenin durdurulmasının temini, ayrıca faillerinin adalete hesap vermesi için çağrıda bulunmaktayız.

HRD, (Human Rights Defenders) olarak bu amaçla çalışmalarımızı sürdürmeyi, mazlum ve magdurlar adina bir borç bilmekte ve bu mesuliyet duygusu ile hareket etmekteyiz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Bilgi için:
Human Rights Defenders e.V.
info@humanrights-ev.com


Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial