BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu: ByLock kullanmak, haberleşme ve ifade özgürlüğüdür

BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu, hakim Melike Göksan  ve Mehmet Göksan kararı ile ByLock kullanmanın haberleşme ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, başvuranların bu nedenle tutuklanmalarının ‘Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 19. maddesine’ aykırı olduğuna  karar verdi.

BM Haksız Tutukluluk Çalışma Grubu,  Melike Göksan  ve Mehmet Göksan kararına BU LİNKTEN ulaşabilirsiniz.

Okumaya devam et

Birleşmiş Milletler: Türkiye’de Sistematik Keyfi Tutuklama Yapılıyor

Birleşmiş Milletler Haksız Tutuklama Çalışma Grubu, hakim Melike Göksan ve Mehmet Fatih Göksan kararı ile ByLock kullanmanın haberleşme ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, başvuranların bu nedenle tutuklanmalarının Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesine aykırı olduğuna karar verdi.

Birleşmiş Milletler ayrıca başvuranların Kategori-V sınıfında ihlale maruz kaldıklarına hükmetti. Kategori-V; dini inanç, siyasi görüş, ırk, milliyet, cinsiyet gibi farklılıklar nedeniyle sistematik tutuklama uygulaması yapıldığı anlamına gelmekte.

Birleşmiş Milletler Çalışma Grubu, tutuklama tarihinde başvuruculara, tutuklanmalarına sebep olan olaya ilişkin, olgusal ve spesifik gerekçelerin belirtilmesi gerektiğini ama bunun yapılmadığını, bu nedenle Hükumetin suclama konusunda şüpheliyi bilgilendirme edimini ihlal ettigine karar verdi. (Para.68)

Kararda “Hükumet ayrıca Başvurucuların, ByLock programını kullandıklarına dair iddianın tutuklamayı nasıl ve niçin meşru kılacağına dair hiçbir bilgi sunamamıştır. Bu şartlar altında tutuklama kararı gerekli ve makul sayılamaz. Dolayısıyla, tutuklama kararı; başvurucuların BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3 ve 9. maddeleri ile, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 9/1-2 maddelerini ihlal etmiştir. (para. 69)” tespitine yer verildi.

Yine kararda, Başvurucuların 10 yıl önce Gülen Grubu’nun sohbetlerine katıldığı, Bylock program kullandığı iddiasının tutuklama kararını meşru ve gerekli kılmayacağı ifade edilmiştir.

Karardaki bir başka tespit de “Başvurucular, Bylock programını kullandığını inkar etmekle birlikte, kullanmış olsalar dahi bu ifade özgürlüğün kullanılması niteliğinde bir eylemdir. Bu nedenle, tutuklama kararı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesini de ihlal etmiştir.” şeklinde ifade edildi.

Birleşmiş Milletler Haksız Tutuklama Çalışma Grubu ayrıca verilen karar bakımından önem arz eden iki tanığın duruşmada hazır edilmemesi ve iddianameye eklenen delillerin cezaevinde Başvuruculara verilmemesinin BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/3(b-e) maddesini yani Başvurucuların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine de karar verdi.

Birleşmiş Milletler Haksız Tutuklama Çalışma Grubu, Başvurucuların dini inanç, siyasi görüş, ırk, cinsiyet, milliyet temelinde bir farklılıktan kaynaklanan ayrımcılığa maruz kaldıklarına ve bu nedenle sistematik bir tutuklama kampanyasının kurbanı olduklarına karar verdi.

Haksız Tutuklama Çalışma Grubu sonuç olarak, Başvurucuların derhal tahliye edilmesini, haklarının tazmin edilmesini ve sorumlular hakkında soruşturma açılmasına da karar verdi.

Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi; eski hakim Mehmet Fatih Göksan’a 9 yıl 9 ay ve eşi eski hakim Melike Göksan’a 7 yıl 6 ay hapis cezası vermişti.

Urfa Barosu Halfeti Raporu: Gözaltında Cinsel İşkence Uygulandı

Urfa Barosu, Urfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Dergili Mahallesi’nde gözaltına alınanlara yönelik açıkladığı raporunda “Gözaltına alınan birçok mağdur cinsel işkenceye maruz kaldı” dedi.

Fotoğraf: Antep Barosunun açıklamasına göre, kendisini özel harekât polisi olarak tanımlayan çeşitli sosyal medya hesaplarından, Halfeti Jandarma karakolunun bahçesi olduğu düşünülen yerde elleri kelepçeli yere yüzü gelecek şekilde yatırılmış onlarca insanın bulunduğu fotoğraflar paylaşılmıştı.

Urfa Barosu, Urfa’nın Halfeti ilçesi, Dergili (Dêrto) mahallesinde düzenlenen operasyonun ardından gözaltına alınanlara yönelik işkence iddialarıyla ilgili raporunu açıkladı.

Raporda gözaltına alınan birçok kişini cinsel işkenceye maruz kaldığı, işkence ve kötü muameleye uğrayanların yaşanılanların anlatılmaması konusunda görevli bazı polislerce tehdit edildikleri bilgilerine yer verildi.

11 avukattan oluşan bir heyet aracılığıyla hazırlanan raporda baroya başvuran avukatların dilekçelerine, işkenceye uğrayan kişilerle yapılan görüşmelere ve mağdur yakınlarının başvurularına yer verildi.

Halfeti’de 18 Mayıs 2019 Cumartesi günü polisler ve PKK’liler arasında çıkan çatışmada bir polis yaşamını yitirmiş, olayın ardından Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada en az 54 kişi gözaltına alınmıştı.

İşkence ve kötü muamele tespit edildi

Raporda aktarılan bilgiler şöyle:

* Şanlıurfa Barosu İnsan Hakları Merkezimize yapılan toplam 51 mağdur/mağdur yakını başvurusu üzerine heyetimizin yaptığı birebir görüşme, adli raporlar, ayrıntılı anlatımlar, gözlem ve incelemeler; gözaltına alınan şahısların işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını doğrulamaktadır.

* Gözaltı süresi uzatımı sebebiyle 25.05.2019 tarihinde Şanlıurfa Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine getirilen mağdurların fiziki durumlarında işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları Sulh Ceza Hakimliği tarafından da gözlemlenmiş olup bu durum zapta geçirilmiştir.

* Mağdurların gözaltına alınış esnasında mukavemet göstermemiş olmalarına rağmen gerek kendi ikametlerinde gerekse de Halfeti ve Bozova Jandarma Karakollarında elleri arkadan bağlanarak yüzüstü yatırılıp görevli emniyet personelleri tarafından toplu şekilde kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Bu muamele saatlerce sürmüştür. Söz konusu karakollardaki güvenlik kamera kayıtları ve mağdurların ikamet adresleri aranırken çekilen görüntüler incelenirse bu durum açıkça görülecektir.

* Olay anında yapılan baskınlarda evlere zarar verildiğini tespit etmiş bulunmaktayız.

Hukuka aykırı işlemler yapıldı

* Mağdur avukatları gözaltında bulunan müvekkilleri ile yasaya uygun şekilde görüştürülmemişlerdir. Avukat ile müvekkili arasında vekaletname gerekmeksizin görüşme yapılabiliyor iken görüşmeye giden avukatlara vekaletnamenin olması gerektiği dayatılmıştır. Mağdurların gözaltına alındığı ilk günlerde avukatlar müvekkilleri ile hiç kimsenin duymayacağı şekilde görüşmeleri gerekirken ancak bir polis nezaretinde ve Türkçe dilinde görüşme yapabilecekleri aksi takdirde görüştürülmedikleri tespit edilmiştir. İfadeler alınmadan önce menfaat çatışmasının varlığı söz konusu değilken bir avukatın yalnızca bir kişi ile görüşmesi avukatlara dayatılmıştır. Bu durumun bizlerde resmi ifade işleminden önce yasak usullerle sorgu ve mülakat yapıldığı kanaatinde olmamıza neden olmuştur.

* Heyetimizle görüşmeyi reddeden soruşturmayı yürüten savcının hukuka uygun olarak süreci yönetemediğinin kanaatindeyiz. Yasaya açıkça aykırı durumlarda hukuki refleks gösteren avukatların bile savcılık tarafından soruşturma açmakla tehdit edildiği ve yasal taleplerin yerine getirilmediği tespit edilmiştir.

* Soruşturmanın başından sonuna kadar gerek savcılık tarafından gerekse de emrindeki kolluk birimlerince avukatlara yönelik olumsuz tutumlarıyla yasaya uygun bir şekilde mesleklerini icra etmek isteyen avukatlar engellenerek şüphelilerin adil yargılanma ve savunma hakkı ihlal edilmiştir.

Avukatların yokluğunda sorgu

* Savcılık ve Sorgu hakimliğine çıkartılırken bir kısım sorgularda ellerinin bağsız olması gereken şüphelilerin elleri hakim ve savcı karşısında çözülmemiş olup ters kelepçe ile ifade ve sorgu işlemleri yapılmıştır.

* Dosya müdafilerince soruşturma esnasında tespit edilen birçok usulsüzlük ve kötü muamele işlemleri ile ilgili yapılan yazılı başvuruların dahi dikkate alınmadığı ve kollukça yapılan birçok usulsüzlüğe göz yumulduğu tespit edilmiştir.

* Bir kısım sorgu tutanaklarına da yansıdığı üzere gözaltı uzatma ve değerlendirme duruşmalarının avukatların yokluğunda yapıldığı.

* Gözaltı süresince şüphelilere hekim kontrolü yapılması gerekirken hekimin Şanlıurfa Terörle Mücadele şubesine gelip tıbbi usullere uygun muayene yapmadan darp ve cebir izi olmadığına ilişkin rapor verildiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde mağdurların hastanelere götürüldükleri zaman da muayenelerin usulüne, mevzuata ve yasal zorunluluklara uygun bir şekilde yapılmadan geri getirildikleri tespit edilmiştir.

Baskı, hakaret, kanuna aykırılık…

* Tüm mağdur beyanlarında geçtiği üzere Şanlıurfa Terörle Mücadele şubesinin 2. Katında arşiv benzeri, iki yanında dosyanın olduğu bir koridordan geçip ulaşılan odanın içerisinde birtakım kişilerin olduğu ve bu kişilerin mağdurlara işkence yaptığı anlaşılmıştır.

* Mağdurların bazılarının gözaltında bulundukları süre boyunca sistematik işkenceye maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Dosya şüphelisi olarak gözaltına alınan birçok mağdurun ise cinsel işkenceye maruz kaldığı anlaşılmıştır.

* Tüm mağdurların gözaltında kaldıkları süre boyunca hakarete uğradıkları ve ağır bir psikolojik baskı altında oldukları kanaatine ulaşılmıştır.

* Soruşturma esnasındaki tüm işlemlerin hem doktor muayenelerinin ve hem de ifade ve sorgu işlemlerinin kolluk refakati ile gerçekleştirilerek şüpheli mağdurlar üzerindeki baskının, kanuna aykırılıkların varlığı ve bu usulsüzlüklerin de sistematikleştiği tespit edilmiştir.

Çocuklar üzerinde travma yaratıldı

* Gözaltına alınan çocuklara Yüksek Yarar İlkesi çerçevesinde yaklaşılması gerekirken soruşturma savcısının tavrı, kolluk personelinin tutumu ve çocukların ailelerinin içinde bulunduğu durumlara şahit olmaları sebebiyle adeta istenerek çocuklar üzerinde travma yaratıldığı tespit edilmiştir.

* İşkence ve kötü muameleye uğrayanlar bu muamelenin anlatılmaması konusunda görevli bazı polislerce tehdit edildikleri anlaşılmıştır.

Korku ve endişe devam ediyor

* Olayın yaşandığı yerde halen güvenlik tedbirlerinin olduğu ve bu durum orada yaşayan insanlar üzerinde bir korku ve endişe yarattığı gözlemleri komisyonumuzca yapılmıştır.

* Zaman zaman sorgu hakimliğine çıkarılan mağdurların ve avukatlarının işkence beyanları ve buna ilişkin sorgu hakimliğine işkenceyi anlatmaları bazı hakimler tarafından engellenmiştir.

Heyette yer alan isimler

Urfa Barosu Başkanı Av. Abdullah Öncel, Urfa Barosu Başkan Yardımcısı Av. Velat Karahan, Urfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Necati Taş, Urfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mevlüt Güneş, Urfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Bahyettin Asoğlu, İnsan Hakları Merkez Üyesi Av. Mustafa Vefa, İnsan Hakları Merkez Üyesi Av. Meral Halat, İnsan Hakları Merkez Üyesi Av. Lezgin Oktay, İnsan Hakları Merkez Üyesi Stj. Av. Ayşe Şehriban Demirel, İnsan Hakları Merkez Üyesi Stj. Av. Vedat Tosun, İnsan Hakları Merkez Üyesi Stj. Av. Ali Aslan. (TP)

* Raporun tamamını okumak için tıklayın.


“ByLock verilerinin delil kabulü, AİHM kararlarına ve AİHS’e aykırı”

Avukat Levent Mazılıgüney’den çarpıcı ByLock değerlendirmesi geldi. Kişisel Twitter hesabından yaptığı değerlendirmede Mazılıgüney, “ByLock verilerinin delil kabul edilemesi, AİHM kararlarına ve AİHS’e aykırıdır. Her ByLock mağdurunun hukuki sürecinde savunması adına kullanabileceği bir çalışma olarak kabul edilebilir. İlgili mağdurlara duyurulur.” dedi.

İşte Avukat Levent Mazılıgüney’in o Tweetleri. 

1- AİHM’in “Big Brother Watch” Kararını yorumlayalım mı Dostlar? Hazır @TCYargitay ‘ın ByLock “teknik analizi” konuşulurken konuya bu açıdan da bakalım. Zaman zaman bazı uluslararası kararları kendimce yorumlayacağım. Faydalı olmasını diliyorum. @abdulhamitgul @AYMBASKANLIGI

2- AİHM, Big Brother Watch vd./Birleşik Krallık kararında (https://t.co/TUjhj3QKBm: 58170/13, 62322/14 ve 24960/15, 13/9/2018, https://t.co/CDU5ymYdfR), kitlelerin istihbari amaçlı toplu dinlenilmesini AİHS’in 8. maddesine (özel ve aile hayatına saygı hakkı) aykırı bulmuştur.

3- Birleşik Krallık istihbarat teşkilatına, İstihbarat Yetkilerinin Düzenlenmesine Dair Kanun’la verilen, kitlelerin istihbari amaçla toplu dinlenilmesi ve internet servis sağlayıcılarından iletişim verilerinin elde edilmesi yetkisinin, Sözleşmenin 8. maddesine aykırı olduğu…

4- iddiasıyla yapılan başvuruda; verilen yetkinin bir kanuna dayanması nedeniyle hukuki bir temelinin bulunduğunu, ancak, yetki kapsamındaki bilgilerin elde edilmesi, istihbari bilgi değeri olmayan bilgilerin filtrelenip ayıklanmasında kullanılan arama kriterleri başta olmak üzere

5- arama ve seçme süreçlerinde bağımsız denetim mekanizmalarının yetersiz olduğunu; inceleme için seçilecek iletişim bilgilerinin, kişilerin özel hayatına ilişkin çok sayıda bilgiyi içermesine rağmen, bilgilerin ayıklanması aşamasında uygulanan gerçek bir güvencenin bulunmadığını

6- bu nedenle, istihbarat teşkilatına bu yetkileri veren kanunun, bilgilerin elde edilmesi, ayıklanıp işlenmesine ilişkin bölümlerinin öngörülebilir olmadığından kanunilik şartını taşımadığını, @TBMMresmi @BTKgovtr @gergerliogluof @EmniyetGM

7- yine, internet servis sağlayıcılardan iletişim bilgilerinin ancak ciddi bir suçun önlenmesi amacıyla talep edilebileceğini ve bu bilgilere erişim öncesinde bir mahkeme yada bağımsız idari merci denetiminden geçmesi gerektiğini, @kocaman_yksel

8- ancak istihbarat teşkilatına verilen yetkinin bu konuda da yeterli güvenceleri içermediğini ve bu nedenlerle de demokratik bir toplumda gerekli olmadığını belirterek AİHS’in 8. maddesinin ihlaline karar vermiştir. @tcbestepe

9- Ülkemiz açısından, MİT’e, 2937 sayılı Kanunun 6/1-b maddesi gereğince, “tüzel kişiler ve tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlardan bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilir, bunlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından yararlanma”

10- aynı maddenin “g” bendi ile de “telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilme” yetkisi verilmiştir. Maddelerden anlaşılacağı üzere; AİHM kararına konu olayda olduğu gibi,

11- MİT’e binlerce kişinin trafik bilgilerini internet servis sağlayıcılardan temin yetkisi verilmemiştir. Olmaz ama MİT’in bu yetkilere sahip olduğu kabul edilse dahi, kişisel veri niteliğindeki trafik bilgilerinin elde edilmesi sırasında ilgililere hiçbir güvence tanınmaması

12- bilgilerin elde edilmesi ve ayıklanması sırasında bir mahkeme kararı ve idari merci denetiminin öngörülmemesi, MİT’in, 2937 sayılı Kanun 6.m. yetkiye dayanarak yaptığını belirttiği bu çalışmayı en başından Anayasanın 20 ile 22 ve AİHS’in 8. maddelerine aykırı hale getirmiştir.

13- Yasa koyucu MİT’e toplu şekilde iletişim bilgilerine ulaşabilme yetkisi vermek isteseydi, 2937 sayılı Kanun’un 6/2 m. “mahkeme kararıyla iletişim tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına ilişkin yetki”nin bir benzerine Kanunda yer verirdi.

14- MİT’in ByLock kullanıcı tespitlerinde toplu iletişim/trafik tespiti/incelemesi/ayıklaması benzeri bir çalışma yaptığını sanmıyorum. @BTKgovtr bu çalışmayı yapacak yetkiye hiç sahip değil. Doğrusu hatalı operatör kayıtlarıyla tespit sorumluluğu kimde kalacak merak ediyorum.

Zorla Kaybedilme Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü Basın Açıklaması

International Day of the Victims of Enforced Disappearances

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. Maddesi ile, bütün hakların ve özgürlüklerin varlığı için ön koşul olan yaşam hakkı koruma altına alınmıştır. Yaşam hakkı, en önemli temel haktır ve hukuk devletinin de en temel değeridir. 

Bu uluslararası norma göre, yaşam hakkının güvence altına alınması için devletçe, etkili bir hukuksal korumanın garanti edilmesi gerekmektedir. 

Bugün burada, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilme Kurbanlarını Anma Günü vesilesiyle, Türkiye de yaşanan kayıp ve kaçırılma hadiselerine dikkat çekmek istiyoruz. 



Okumaya devam et

HRD Raporu: Yargıtay, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme değildir

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi anlamında bir suç isnadıyla karşılaşan her birey, kanunla önceden kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılanma hakkının güvence altına alınabilmesi için, her şeyden önce ortada AİHS’nin 6. maddesinin gereklerine uygun bir “mahkemenin” bulunması gerekir. Bu türden bir mahkemenin olmazsa olmaz nitelikleri arasında “kanunla önceden kurulmuşbağımsızlık ve tarafsızlık” vardır. Eğer kanunla önceden kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme yoksa adil yargılanma hakkının güvence altında olduğundan da söz edilemez.



Okumaya devam et

ByLock nedir? Ne değildir? (V7)

Türkiye’de on binlerce insan “ByLock Mesajlaşma Uygulaması”nı indirdiği için tutuklu durumda. Erdoğan hükümeti, bu uygulamayı kullanmayı “silahlı terör örgütü üyesi olmak” için yeterli delil olarak görüyor. Öğretmenler, gazeteciler, sanatçılar, hukukçular, akademisyenler ve hatta futbolcular dahil on binlerce insanın işlerini kaybetmelerine ve tutuklamalarına gerekçe gösterilen “ByLock” Türkiye’deki kitlesel tutuklamalar için bulunan kullanışlı bir aparat mı, yoksa gerçekten bir suç makinesi mi?

Okumaya devam et