Türkiye’de İşkence Gerceği

5 min read

26 Haziran Günü  “Uluslararası İşkence Mağdurlarına Destek Günü” olarak Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir.  

İşkence yasa dışıdır ve eğer sistematik bir şekilde gerçekleştirilirse savaş suçu ve/veya insanlığa karşı suç teşkil eder. Ne kadar istisnai olursa olsun, hiçbir koşul, hiçbir nedenle, herhangi birine karşı işkence yapılması meşru gösterilemez. Ne olağanüstü hal, ne çatışma, ne terörle mücadele, ne de suçla mücadele, işkenceyi mazur göstermez.  

Ne yazık ki, uluslararası hukukta işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin genel olarak yasaklanmasına rağmen, bunun devam eden uygulamalarının korkunç örnekleri her gün belgeleniyor. Çaresiz despotik hükümetlerin ve işlevsiz ceza yargılaması sistemlerinin belirtisi olan işkence kullanımı çok yaygındır. Kanunlardaki boşlukların failler lehine yorumlanması, kanunların uygulanmasındaki başarısızlık ve insan hakları ihlallerinin faillerini sorumlu tutacak siyasi iradenin olmaması cezasızlığa sebep olmaktadır.

Cezasızlık Türkiye’de bir istisna olmayıp, kanunlara aykırı bir norm hali almıştır. İnsan hakları hukukçularının ve mağdurların onlarca yıldır uğraşmak zorunda kaldıkları devasa bir sorun alanıdır.

80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşanan işkence vakaları toplumda derin yaralar bırakmıştır. Erkekler, kadınlar ve hatta çocuklar, sırf siyasi görüşlerini ifade ettikleri için, zorla itirafta bulunmaları ya da sadece yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için gözaltında işkence görmüşlerdir. 

Türkiye’nin cezasızlık politikasının üç ayağı bulunmaktadır: a) Devlet görevlilerinin hukuka aykırı davranışlarının ahlaki olarak meşrulaştırılması, b) İdari ve adli makamlar tarafından faillere sağlanan koruma, c) Yasal düzenlemelerin failler için ya soruşturma ve kovuşturmaya engel teşkil etmesi ya da açık bir cezasızlık sağlaması.

Bunu göz önünde bulundurarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ”4,5 yıldır işkence ile ilgili en ufak bir şey önümüze koymadılar. İşkence vakaları kanıtlanırsa istifa etmeye hazırım” şeklindeki talihsiz açıklamalarını (24 Mayıs 2021) kınıyoruz.

Halbuki korkunç bir gerçekle karşı karşıyayız. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Ocak 2015 – Mayıs 2021 döneminde toplam 4.141 kişinin kendilerinin / veya yakınlarının işkence veya kötü muamele mağduru olduğuna dair şikâyette bulunduğunu bildirdi. 

TİHV tarafından kaydedilen yıllık işkence ve kötü muamele şikayetleri:

2016: 485

2017: 616

2018: 584

2019: 908

2020: 605

2021 (30 Nisan itibariyle): 346

İtiraf almak için işkence uygulaması, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından pek çok kez belgelenmiştir. Bu uygulamalar arasında darp, tecavüz, cinsel saldırı ve bunlarla ilgili tehditler, elektroşoklar ve su altında tutarak havasız bırakma yer almaktadır. İşkence eylemleri özellikle yakalama ve ilk gözaltı sırasında gerçekleşmektedir.

Türkiye, gerekçelendirilmiş işkence iddialarını soruşturacak yetkin ve kararlı yargı organlarına sahip olmadığı gibi, işkence kanıtlarının karartılmasından da muzdariptir. Örneğin,  gizli bir belgede Emniyet Genel Müdürlüğü, 81 ildeki polis merkezlerinin tamamına, gözaltı merkezlerindeki işkence izlerinin kapatılması ve Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) inceleme ziyareti öncesi resmi gözaltı merkezlerini [işkence için] kullanmamaları talimatını vermiştir. İnsan hakları örgütleri, yaygın bir korku ikliminin ve işkence ve diğer kötü muamele biçimlerini belgelemenin ve soruşturmanın zorluğunun altını çiziyor. Buna ek olarak, Türk Hükümeti, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 2016 ve 2018 inceleme raporlarının yayınlamasını da engellemektedir.

Ayrıca Türkiye’de 30 zorla kaybetme vakası bulunmakta ve hepsinin benzer bir yapı izlemesi, bunların sistematik bir teşebbüs olduğunu kanıtlamaktadır. Mağdurlar, durumları veya nerede oldukları bilinmeden aylarca işkence ve diğer kötü muamelelere maruz kalmaktadırlar. Zorla kaybetmeler sadece Türkiye sınırları içinde kalmamakta, hükümet yurt dışında da insan kaçırmaktadır. Türk Dışişleri Bakanı, Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) tarafından 18 ülkeden 100 kişinin kaçırılmasıyla arsızca övünmüştür. Bu mağdurlar da ayrıca ağır işkenceye maruz kaldıklarını bildirmişlerdir.

Türk Hükümetini,  kolluk kuvvetlerinin güç kullanımını düzenleyen yasaları uluslararası hukuk standartlarına uyacak şekilde değiştirmeye, Türk Ceza Kanunu’nun 314. Maddesini ve 3713 sayılı Kanun’u AİHM içtihatlarına uygun şekilde düzenlemeye; zorla kaybetme, yargısız infaz ve işkence olayları başta olmak üzere, en önemlisi de 2015 yılından sonra meydana gelen olaylar hakkında etkin, hızlı, tarafsız ve şeffaf cezai soruşturmalar başlatmaya ve Türkiye’yi İşkenceye Karşı Sözleşmenin Seçmeli Protokolü kapsamındaki yükümlülükleri ile uyumlu bir Ulusal Önleme Mekanizması oluşturmaya davet ediyoruz.

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’ni, Türkiye’ye daha sık, özel amaçlı ziyaretler gerçekleştirmeye, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafında belirtilen mekanizmayı harekete geçirerek Türk Hükümeti tarafından yayınlanmasına izin verilmeyen Türkiye hakkındaki raporları yayınlamaya çağırıyoruz. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’ye de, İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 20. maddesi uyarınca Türkiye hakkında soruşturma yürütme çağrısında bulunuyoruz.

Avrupa Birliği’ne, insan hakları yaptırım rejimi kapsamında, Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlara yaptırım uygulama konusunu dikkate alma çağrısında bulunuyoruz.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial